Tuna Öz
Öyle yalnızdıki!! dağ başlarında rüzgarların bir tek tohum taneciğini, kuytu bir yerlere savruşturup, orada başka hiç bir çiçeğin, başka hiç bir bitkinin olmadığı şekildeki gibi yalnız. Böyle düşünmemişti ayrıldığı kentten buralara sürüklenirken. Şüphesiz yeni bir kent değişikliği yapmanın, korkuları ürküleri vardı ama, devamlı Seydişehir'deki evlerinin önündeki kavakları görmekten, şehrin biraz kıyısında kalınıp, tek tük evlerden oluşan komşuluk ilişkilerinin samimiyet teşkil etmeyen donukluklarından, artık bıkılmaya başlanmıştı. O büyük şehirlerin, büyük kentlerin insan kalabalıklarına alışmış, bu kalabalık kentlerin insanlarıyla sosyal ilişkiler sürdürmüş, büyük şehir yaşamının havasını solumuştu. Hep gerilere dönüktü içinde bulunduğu hayatı. Sadık Öz yani babası; Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olmuş bir subaydı. Emekliliğiyle büyük kentlerden daha küçük bir kente, memleketi Seydişehir'e dönme ihtiyacı hissediyordu. Oradaydı tüm sevdikleri, tüm akrabaları ve orada çocukluğunu geçirdiği anıları vardı. Bu anılar yaşanmadan eksik kalmıştı. Seydişehir'e doğduğu kente dönmeli, yaşamının bundan sonrasına bu kentte devam etmeliydi. Sadık Öz sosyal, ileri görüşlü, yeni yerler görmeyi, insanlarla dostça ilişkileri seven ve bunlara açık bir mizaca sahipti. Balkanları ve Tuna nehrini gezmiş, Tuna nehrine hayran kalmıştı. Bu hayranlığından dolayı da, ilk doğan çocuğuna, kız olsun erkek olsun "Tuna" ismini koymayı, bundan dolayı o gezip çok beğendiği, Tuna nehrini hep hatırlamayı, yad etmeyi düşünmüştü. Nurten hanım gönül verdiği sevdiği bir kadındı. Sevgileri onları izdivaca sürüklemiş bu izdivactan doğan ilk çocukları düşündükleri gibi "Tuna" ismini almıştı. Tuna; ışıldayan kara gözleri, simsiyah gür saçları ve teninin beyazlığıyla çok güzel bir kadındı. En öfkeli olduğu zamanlarda bile, yüzünde tebessümler andırır bir şekli farkedebilirdiniz. Küçük erkek kardeşi Fırat; onu bazen olumsuzluklar arzeden davranış ve inat tavırlarıyla fazlaca kızdırır, bu kızmalarında bile ona kıyamaz işe yaramaz anlamında "Fırat değil al bir yerlere fırlat" derdi. Adını aldığı nehir gibi, koyaklardan, ovalardan salını salını akmak, ummanlara karışıp, denizlerin maviliklerinde sonsuz mutluluklar yaşarcasına, Seydişehir'den ayrılıp, büyük kentlerde, değişik kültürlerden insan kalabalıklarında olma düşüncelerine, içindeki bir duygunun rıza olur hali biraz fazlaca ağır basmaktaydı. Kocası karlı bir kış günü arkadaşlarıyla ava çıkmış, donarak avda ölmüş ve bu kayıp ona acıların en büyüğünü yaşatmıştı ama ne yazıkki ölenle ölünmüyor, hayat devam ediyordu. Şahin isminde bir oğlu vardı. Onu hayat bağlayan Şahin'di. Şahin Tuna'nın, küçücük diğer bir yansıyışıydı. Kara gözleri, gür simsiyah saçları ve beyaz teniyle annesinin yüz şeklinin ve kibarlığının bir kopyesi gibiydi. Günler, haftalar, aylar geçer, mevsimler bir birleri ardı sıra atlayarak yıllar olur. Bu geçişlerde acılar, mutluluklar yaşarsınız. Hayat sizi beklentilerinizden öte, istemediğiniz sürprizlerle karşılaştırır. Sevdikleriniz teker teker hayatlarınızdan çıkar, yok olurlar. Onları çok özler, çekmecelerdeki raflardaki albümleri çıkarır, hayatlarınızdan çıkıp giden bu özlediklerinizin resimlerine bakarsınız. İçinizde bir burkulma olur ve gözleriniz yaşarır. Onlar bir daha gittikleri yerlerden gelmezler, gelemezler. Yüzleri size yansıyan şekiller olarak albümlerde kalır. Tuna Seydişehir'den Mersin'e göçle birlikte ikinci izdivacını yapar. Zaman içinde Annesini ve Babasını kaybeder. Bu kayıp onu çok sarsar. O yetmez, eşinide; sanki hayat ona "sen tek olacak tek yaşayacaksın" dercesine alır, gider. Acılar bitermi?bitmez, bu yetmedi, ikinci eşinden olan oğlunu kaybeder. Tuna; coşkun, debisi yüksek coşkun akan, coşkun akışlarıyla etrafını yıkan Tuna nehri gibi değildir. İçin için gözyaşları döken, mutsuz ama her şeye rağmen, hayatı umursamayan bir mücadeleyi sürdürme gayreti ve çabası içindedir. Mersin'in kalabalık olmayan, sükunet arzeden sokaklarında, sahil yollarında, bisiklet üzerinde yavaş yavaş gezintiler yaparak, bundan zevk alan bir kadın sembolü olmuştur. Bu tarz; onun sevdiği, içindeki acıların, bu şekil gezişlerle, yok oluşudur. Saatlerce bisikletin pedalları çevrilir, içte acılar, hüzünler vardır ama kara güzel gözler hep tebessümler eder gibidir. Yaşadığım kentlerde çok sevdiğim dostlarım, arkadaşlıklarım oldu. Onlarla paylaştığımız zamanların değerleri, meğer yerkürenin yine biz insanlar tarafından adına gün denen 24 saatin geçip gitmesiyle, bizi hayat şartlarının başka başka yerlere itmesiyle oluşan ayrılışlar, ayrıda olunsa, uzaklıklarda bulunulsa da, unutamadığımız, birbirimizi andığımız gerçeğini yıllar sonra birbirimizi bulup, iletişim kurduğumuz arkadaşımla, bir kez daha anladımki. Sevgili Tuna; bu buluşmadan, çok mutluluk duyduğumu belirtiyorum... Sevgiler....17/Temmuz-2019 Şerafettin Sorkun/Anamur'dan değerli dostum Tuna Öz'e
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.