Mezar Taşları
MEZAR TAŞLARI
Seslerin sus perdesine saklandığı bu yerde, sarı otların toplanıp, dans edişlerini izliyorum. Rüzgarın ritmine ayak uyduran baş ve kollar misali.
Sıcağın getirdiği yorgunluk, nefesin körük gibi inmesinden kaynaklı. Neyse ki ağaçlar var. Sessiz bir ülkenin, sakinlerine yoldaş bekçiler. Bir kavak ağacının altında, mezar taşı mı, yoksa bir kayanın parçası mı bilemediğim dinlenme yeri. Zaman denen usta, geçen yıllar çekiciyle vura vura tabureye benzetmiş. Pek maharetli olduğu söylenemez. Oturması rahat olmasa da, dinlenmeye elverişli.
Buraya kaçıncı gelişim bilmiyorum. Hangi periyotlarla uğrak yerim onu da bilmiyorum. Ne de olsa ölüm ansızın ve beklenmedik şekilde.
Gözlerimle duvarları takip ediyorum. Elimi bazen duvara sürterek, bazen duvarın üzerine çıkarak; dikdörtgen tarlayı tamamlıyorum. Çocukluğumdan kalan bir alışkanlık; duvar üzerinde gezinmek, minder serip kitap okumak. Hele yanında, sağında solunda meyve ağaçları varsa, o duvar üzerinden dallara uzanıp yemişleri toplamak. Üzerindeki tişörtün ucunu cep yapıp, toplanan ganimetleri içine doldurmak. Sıcağın ısıttığı duvara oturup, ayaklarını sallayarak, ağzına meyveleri tıkıştırmak. Çekirdeği elle çıkarmak zahmetli olmalı ki, nefesin gücü, dilin dümeni, dudakların yoluyla uzaklara fırlatmak.
Duvarlar önceleri taşlardan olurdu. Dağ yamacındaki patikalarda yürümek kadar, üzerlerinde yürümek zordu. Yerinden oynayıp, taşla birlikte yuvarlanma tehlikesi vardı. Sonraları taş duvarlar, betonla tanışınca daha zahmetsiz oldu.
Çocuksun ya, hani kedilere en çok benzediğin yıllar. Bir onlar yüksekteler, bir çocuklar…
Dört duvar tamamlandıktan sonra, gözlerim mezar taşlarına döndü. Sarı otların arasındaki yeşil çiçekler. Sanki ölüm çevresinde de, yaşam mezarlarda.
Zaten pek rahat olamayan taş, üzerinde bekledikçe çiviye dönüyor; dokunduğu yeri inciten bir hal alıyor. Kalkıp isteksiz bir şekilde birkaç mezarı ziyaret ediyorum. Taşlarda hep aynı ad, farklı tarihler. Bir insan kaç kez ölür, kaç kez mezar kazılır? Hepsinin başında yarı ayrı duruyorum. Sessizlik…
Nerede, nasıl, ne zaman ölmüştü? Anıları ziyaret ediyorum. Soruların cevabını bazı mezarlarda net hatırlasam da, çoğunluğunu unutmuşum. Bu mezar sahibi neden ölmüştü… hatırlayamıyorum.
Zihnimde net tek anı; ellerimle kazıyıp, ellerimle gömdüğüm, o ellerle Fatiha okuyup, o ellerle uğurladığım. Ziyaret ettiğim tüm mezarlar cinayet kurbanı.
Katiller öldürdü, gömmek bana düştü. Mezar taşlarını kimi zaman tahtadan kimi zaman kayadan seçtim. Özenle bulunup başlarına dikilmedi. Mermere kazılı tek bir ad yok. Ziyaretçi uğramasın dua etmesin.
Öldürülen yanlarımı kendi ellerimle uğurladıysam, tek başıma da yad edebilirim.
Huzur içinde yatın! Tekrar dirileceğinizi güne kadar.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.