Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
Altın Üye
09.08.2026 · 39 · 0 · Tahmini 3 dk okuma
PDF olarak indir

“Aynı Göğün Altında Değildik” şiirini çevrimdışı oku.

İndir

Son Yazıları

(0 oy)

Aynı Göğün Altında Değildik

Babam toprağı sürerken

toprak da babamı sürüyordu hayattan;

her saban izinde

bir ömrün daha derine gömülüşü vardı.


Ben şehre geldim sonra.

Elimde köyün suskunluğu,

cebimde bozuk paraların birbirine değmeyen kaderi.

Bir odanın içine sığdırdım çocukluğumu;

pencereye şehir dediler,

ben uzaklara bakmayı öğrendim.


Sen başka bir yerden geldin.


Çocukluğunun duvarlarında

ressamların imzası vardı,

benimkilerde rutubetin.


Sen dünyayı haritalardan tanıdın,

ben tarlaların bölünüşünden.


Senin baban

bir şirketin bilançosunda büyüttü geleceğini,

benim babam

bir avuç buğdayın hesabında.


Yine de ikimiz de

aynı kelimeye yenildik:


yarın.


Sen yarını satın alabiliyordun,

ben yarını bekliyordum.


Aramızdaki fark buydu belki;

senin saatin vardı,

benim zamanım.


Sonra seni sevdim.


Aşkın sınıfı olmadığını sanacak kadar gençtim.

Meğer aşkın sınıfı yokmuş da

aşka ayrılan hayatların sınıfı varmış.


Bunu seninle öğrendim.


Bir akşam,

şehrin en yüksek teraslarından birinde

ışıklara bakıyorduk.


Aşağıda binlerce pencere yanıyordu.


Sen “Ne güzel,” dedin.


Ben sustum.


Çünkü o ışıkların bazılarında

akşam yemeği hazırlanıyordu,

bazılarında çocuk ateşleniyordu,

bazılarında bir kadın

maaş gününü bekliyordu.


Aynı ışık değildi gördüğümüz.


Sen şehri yukarıdan seyrediyordun,

ben aşağıda yaşayanları.


O gece ilk kez anladım:


Manzaranın da sınıfı varmış.


Sonra saçlarını rüzgâra bıraktın.


Ben bir anlığına

bütün iktisat kitaplarını,

bütün mülkiyet duvarlarını,

bütün mirasları ve bütün yoksullukları unuttum.


İnsan bazen

bir kadının saçında

dünyanın bütün düzenini unutabiliyor.


Ama sabah oluyor.


Sabahın ideolojisi yoktur;

herkesi aynı ışıkla uyandırır

ama aynı hayata göndermez.


Sen özel arabana bindin.


Ben otobüsün camında

kendi yüzümü gördüm.


İki ayrı hayat

aynı camda yan yana durdu.


Birinin yüzünde

ailesinden kalan bir gelecek,

ötekinin yüzünde

ailesine bırakması gereken borçlar.


Otobüs hareket etti.


Sen küçüldün camda.


Ben büyüdüm sanmıştım.


Meğer yalnızca

senden uzaklaşıyormuşum.


Yıllar sonra karşılaştık.


Sen değişmiştin.


Ben de.


Senin ellerinde yüzükler vardı,

benim ellerimde hâlâ babamın toprağı.


Elimi cebime soktum.


Bir şey söylemek istedim.


Söylemedim.


Çünkü bazı karşılaşmalar

insanın diline değil,

geçmişine dokunur.


Sen “Nasılsın?” dedin.


Bu kadar basit bir soru

bunca yılın içinden geçip

nasıl bu kadar yoksul çıkabilir?


“İyiyim,” dedim.


Oysa değildim.


İnsan bazen

sevdiği kadına değil,

kendi geçmişine yalan söyler.


Sonra yürüdün.


Ben arkandan bakmadım.


Çünkü artık biliyordum:


Seni kaybettiğim yerde

kendimi bulmam gerekiyordu.


Ve buldum.


Bir köy yolunda,

babamın eskimiş gömleğinde,

bir işçinin öğle arasında içtiği çayda,

gece vardiyasından dönen bir kadının

sessizliğinde,

çocuğunun defterine

“yarın alırım” diye yazamadığı kalemde.


Orada gördüm insanı.


Servetin insanı eksiltmediğini,

yoksulluğun da onu kutsamadığını;

asıl eksikliğin

bir insanın başka bir insanın hayatını

kendi kaderinden saymaması olduğunu.


Şimdi biliyorum:


Bir köylünün nasırı

yalnızca derinin hikâyesi değildir.


Bir memurun ay sonu

yalnızca maaş hesabı değildir.


Bir zenginin huzursuzluğu

yalnızca vicdan meselesi değildir.


Her hayatın görünmeyen bir duvarı vardır.


Kimi o duvarın ardında doğar,

kimi duvarı sırtında taşır.


Ve aşk...


Aşk bazen

iki insanı birbirine yaklaştırmaz.


Aralarındaki dünyanın

ne kadar uzak olduğunu gösterir.


Ben seni sevdim.


Sen de beni belki.


Ama aynı göğün altında

aynı hayata uyanmadık.


Şimdi göğe baktığımda

bunu düşünmüyorum artık.


Çünkü gökyüzü ortak diye

hayatın da ortak olduğunu sanmak

çocukluğun en güzel yanılgısıymış.


Ben o yanılgıyı

çok sevdim.


Adını da sen koydun.


Aşk.


Şimdi başka bir şey biliyorum:


Bir gün bütün duvarlar yıkılırsa

insanların birbirine kavuşacağı yer

sarayı olanların bahçesi değil,

toprağı olmayanların ufku olacaktır.


Ve o gün

belki seni yine sevmem.


Ama seni sevdiğim için

dünyaya biraz daha yakından bakmış olurum.


Çünkü bazı insanlar

hayatımıza kalmak için girmez.


Bize,

hangi hayatta yaşadığımızı

göstermek için gelir.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Aynı Göğün Altında Değildik

abdil77 abdil77