Amida Bir Taşın İçinde Uyuyan Yara
Çınarların gölgesinde yaşlanıyordu akşam
Ben daha doğmadan eskimiş bir taşın
Hafızasına yüzümü sürdüm
Amida dediler adına
Ben içimdeki en eski yarayı çağırdım
Dicle o gece
Suyun değil, zamanın içinden geçiyordu
Bir balığın sırtında unutulmuş çocukluk
Bir annenin sesinde yarım kalmış ağıt
Ve sen
Bütün bunların arasından
Yokluğuna yakışır bir sessizlikle geçiyordun
Sana bakamadım.
Çünkü gözlerin
Musa'nın asası gibi
İçimdeki denizi ikiye ayırıyordu
Ben ise Firavun değildim artık
Kendi boğuluşuma yetişemeyen
Bir adamdım yalnızca
Amida'nın taşları bunu biliyordu.
Taşların da bildiği şeyler vardır
Kimseye anlatmadıkları
Gece olunca içlerinden çıkardıkları
Eski bir kan kokusu gibi
Surlara sinmiş krallar
Duvar diplerinde unutulmuş kadın adları
Ve dönmeyeceğini bildiği hâlde
Kapıya bakanlar
Şehir dediğin biraz da budur:
Unutmanın beceremediği şey.
Ben seni unutmaya çalışmadım
Seni tarihe çevirdim.
Artık adın
Bir insan adı değil
Bir sokak aralığında ansızın üşüyen rüzgâr
Bir evin duvarında çatlayan sıva
Dicle'nin geceleyin taşıdığı
O kimliksiz karanlık
Bazen bir şehrin en eski taşı
Bir insanın en yeni acısıdır.
Bunu Amida'da öğrendim.
Bir taş aldım elime
Isınmıştı
Sanki binlerce yıldır
Birinin avucunda bekliyordu
Belki senin avucundu
Belki benim
Belki de hiç doğmamış birinin
Taşları böyle severim işte
Kimin olduğunu bilmeden
Geçmişine dokunabildiğim için
Sonra gece
Surların üzerinden aşağı doğru aktı.
Pencerelerde asılı çamaşırlar
Başka hayatların beyaz bayraklarıydı
Kimse teslim olmuyordu
Ama herkes biraz yenilmişti
Bir kedi geçti
Gölgesini geride bıraktı.
Ben gölgeme baktım
Gölge benden önce davranıp
Seni hatırladı.
İşte o an anladım:
İnsan bazen kendi bedeninde
Kendine misafir oluyor.
Ve yokluğun
İçimde öyle büyük bir yer tuttu ki
Artık hiçbir aynaya sığmıyorum.
Ruhumun bütün aynaları karardı.
Firavunlaştı yokluğun.
Ben Musa olsam da
Denizi yaran şeyin
Asa değil
Birinin gözleri olduğunu öğrendim.
Senin gözlerin yok.
Deniz yerinde.
Ben yerimdeyim.
Şehir yerinde.
Yalnızca içimde
Bir yer sürekli göç ediyor.
Amida'nın kadim taşları
Her sabah biraz daha susuyor.
Ben her sabah
Biraz daha konuşuyorum.
Çünkü bazı suskunluklar
İnsanın ağzından değil
Mezarından çıkar.
Ve sevda—
Sevda dediğin
İki insanın birbirine kavuşması değildir yalnızca;
Bazen bir şehrin
Binlerce yıllık taşına başını koyup
“Ben de senin kadar dayanırım.”
Diye yalan söylemektir.
Sonra Dicle kabarır.
Gece kabarır.
Yokluğun kabarır.
Ben yine gözlerini ararım.
Bulamam.
Ama Amida bilir:
Bazı insanlar ölmez;
Bir şehrin taşlarına dönüşür.
Sen de öyle oldun.
Ben her geçtiğimde
Ayağımın altında
Biraz sen varsın.
Ve ben hâlâ
Seni çiğnememek için
Yavaş yürüyorum.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.