Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
Altın Üye
10.08.2026 · 48 · 0 · Tahmini 2 dk okuma
PDF olarak indir

“Abdaldan Kalan” şiirini çevrimdışı oku.

İndir
(0 oy)

Abdaldan Kalan

Abdal dedi ki

insan önce kendine yetişmeli,

sonra dünyaya.

Çünkü kendine geç kalanların

başkalarına kurduğu bütün saatler

yanlış zamanı gösterir.

Bir adam gördüm,

cebinde dünyanın hesabı,

yüzünde beş vakit tebessüm,

kalbinde kimsenin bilmediği bir pazar yeri.

Öte yanda

ekmeğini ikiye bölüp

yarısını tanımadığı bir çocuğa veren kadın vardı.

Hangisi zengindi,

bunu muhasebeciler bilmedi.

Biz uzun zaman

iyiliği alkıştan,

adaleti makamdan,

dostluğu aynı masada oturmaktan sandık.

Sonra bir gün

sofra büyüdü,

insan küçüldü.

Abdal sustu.

Sustu ama

susmak dediğimiz şeyin de

bir gün dile dönüşeceğini biliyordu.

Dedi ki:

Ey kendine merdiven kurup

başkasının omzuna basarak yükselenler,

yüksek yerde durmak

yüksek olmak değildir.


Bulutlar da yüksektir

ama yağmur yağdırmadıkları gün

toprağın umurunda değildir.


Sonra yürüdü.


Bir sokaktan geçti,

duvarlarda solmuş yüzler gördü.

Birinin altında “adalet”,

ötekinin altında “vatan”,

bir başkasının altında “ahlak” yazıyordu.


Yazılar yerindeydi.


İnsanlar yerinde değildi.


Bir çocuk

kaldırımın kenarında taş sektiriyordu.


Abdal eğildi,

taşı aldı,

eline baktı.


Dedi ki:


Bunun adı taş değil yalnızca.

Buna bazen suskunluk derler,

bazen sabır,

bazen kader.


Oysa bazı taşlar

yerinden kalkmadıkça

duvar yıkılmaz.


Akşam çöktü.


Şehrin bütün ışıkları yandı,

ama karanlık gitmedi.


Çünkü ışık

her yere değmiyordu.


Bir apartmanın yedinci katında

bir adam servetini sayıyordu,

altıncı katta bir kadın

çocuğuna yarını anlatıyordu,

bodrum katta bir ihtiyar

sobanın sönmeyen tarafına

ellerini uzatıyordu.


Aynı bina.


Aynı gece.


Üç ayrı dünya.


Abdal dedi ki:


İşte buna düzen diyorsunuz.


Ben buna

birbirinin acısını duymayan

kalabalık diyorum.


Sonra gökyüzüne baktı.


Ay,

yırtılmış bir ekmeğin kenarı gibi

ince ve sessizdi.


Bir serçe kondu omzuna.


Dedi ki:


Bak,

kuşların bile gökyüzünden başka

mülkü yok.


İnsan neden

bir avuç toprağa

bir ömür kavga sığdırır?


Cevap gelmedi.


Bazı soruların cevabı

insanın yüzünde eskir.


Gece derinleşti.


Abdal yeniden konuştu:


Sevda,

insanın kendinden vazgeçmesi değildir.


Kendine rağmen

iyiden yana durabilmesidir.


Yorulacaksınız.


Kırılacaksınız.


Bazen kendi sesinizden bile

şüphe edeceksiniz.


Ama doğrulun.


Çünkü insanın boyu

ayağa kalktığında değil,

başkasının düşüşüne eğildiğinde ölçülür.


Ve bilin:


Toprağa bıraktığınız hiçbir iyilik

kaybolmaz.


Bir gün

bir çocuğun gözlerinde

ansızın yeşerir.


Bir gün

bir annenin duasında

yer bulur.


Bir gün

hiç tanımadığınız birinin

“İnsanlık ölmemiş,”

demesine sebep olur.

Abdal dedi ki:

Dünya değişmedi diye

iyilikten vazgeçmeyin.

Çünkü dünya

bir günde kurulmadı.

Ve insan

bir günde insan olmadı.

Sonra yürüdü.

Arkasında ayak izi kalmadı.

Ama geçtiği yerde

toprak biraz daha yumuşaktı.


Ve sabah olduğunda

kimsenin fark etmediği bir yerde

küçücük bir ot

taşın içinden başını çıkardı.

Abdal gülümsedi.

Dedi ki:

İşte şimdi başlayabiliriz.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Abdaldan Kalan

Abdil IŞIK Abdil IŞIK