Abdaldan Kalan
Abdal dedi ki
insan önce kendine yetişmeli,
sonra dünyaya.
Çünkü kendine geç kalanların
başkalarına kurduğu bütün saatler
yanlış zamanı gösterir.
Bir adam gördüm,
cebinde dünyanın hesabı,
yüzünde beş vakit tebessüm,
kalbinde kimsenin bilmediği bir pazar yeri.
Öte yanda
ekmeğini ikiye bölüp
yarısını tanımadığı bir çocuğa veren kadın vardı.
Hangisi zengindi,
bunu muhasebeciler bilmedi.
Biz uzun zaman
iyiliği alkıştan,
adaleti makamdan,
dostluğu aynı masada oturmaktan sandık.
Sonra bir gün
sofra büyüdü,
insan küçüldü.
Abdal sustu.
Sustu ama
susmak dediğimiz şeyin de
bir gün dile dönüşeceğini biliyordu.
Dedi ki:
Ey kendine merdiven kurup
başkasının omzuna basarak yükselenler,
yüksek yerde durmak
yüksek olmak değildir.
Bulutlar da yüksektir
ama yağmur yağdırmadıkları gün
toprağın umurunda değildir.
Sonra yürüdü.
Bir sokaktan geçti,
duvarlarda solmuş yüzler gördü.
Birinin altında “adalet”,
ötekinin altında “vatan”,
bir başkasının altında “ahlak” yazıyordu.
Yazılar yerindeydi.
İnsanlar yerinde değildi.
Bir çocuk
kaldırımın kenarında taş sektiriyordu.
Abdal eğildi,
taşı aldı,
eline baktı.
Dedi ki:
Bunun adı taş değil yalnızca.
Buna bazen suskunluk derler,
bazen sabır,
bazen kader.
Oysa bazı taşlar
yerinden kalkmadıkça
duvar yıkılmaz.
Akşam çöktü.
Şehrin bütün ışıkları yandı,
ama karanlık gitmedi.
Çünkü ışık
her yere değmiyordu.
Bir apartmanın yedinci katında
bir adam servetini sayıyordu,
altıncı katta bir kadın
çocuğuna yarını anlatıyordu,
bodrum katta bir ihtiyar
sobanın sönmeyen tarafına
ellerini uzatıyordu.
Aynı bina.
Aynı gece.
Üç ayrı dünya.
Abdal dedi ki:
İşte buna düzen diyorsunuz.
Ben buna
birbirinin acısını duymayan
kalabalık diyorum.
Sonra gökyüzüne baktı.
Ay,
yırtılmış bir ekmeğin kenarı gibi
ince ve sessizdi.
Bir serçe kondu omzuna.
Dedi ki:
Bak,
kuşların bile gökyüzünden başka
mülkü yok.
İnsan neden
bir avuç toprağa
bir ömür kavga sığdırır?
Cevap gelmedi.
Bazı soruların cevabı
insanın yüzünde eskir.
Gece derinleşti.
Abdal yeniden konuştu:
Sevda,
insanın kendinden vazgeçmesi değildir.
Kendine rağmen
iyiden yana durabilmesidir.
Yorulacaksınız.
Kırılacaksınız.
Bazen kendi sesinizden bile
şüphe edeceksiniz.
Ama doğrulun.
Çünkü insanın boyu
ayağa kalktığında değil,
başkasının düşüşüne eğildiğinde ölçülür.
Ve bilin:
Toprağa bıraktığınız hiçbir iyilik
kaybolmaz.
Bir gün
bir çocuğun gözlerinde
ansızın yeşerir.
Bir gün
bir annenin duasında
yer bulur.
Bir gün
hiç tanımadığınız birinin
“İnsanlık ölmemiş,”
demesine sebep olur.
Abdal dedi ki:
Dünya değişmedi diye
iyilikten vazgeçmeyin.
Çünkü dünya
bir günde kurulmadı.
Ve insan
bir günde insan olmadı.
Sonra yürüdü.
Arkasında ayak izi kalmadı.
Ama geçtiği yerde
toprak biraz daha yumuşaktı.
Ve sabah olduğunda
kimsenin fark etmediği bir yerde
küçücük bir ot
taşın içinden başını çıkardı.
Abdal gülümsedi.
Dedi ki:
İşte şimdi başlayabiliriz.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.