Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
5 (1 oy)

Din Ve İnsan

Din Ve İnsan

                                                                                                     DİN VE İNSAN

                                                                     İnanç İnsanı Değiştirmiyorsa, Gerçekten İnanıyor muyuz?


Din, insanı yalnızca bir inanca çağırmak için mi gönderilmiştir, yoksa o inancı hayatına dönüştüren bir insan meydana getirmek için mi?


İlahi vahiylerin peygamberler aracılığıyla insanlara ulaştırılmasının temelinde, insanı batıldan hakikate, zulümden adalete, kötülükten iyiliğe ve bilgisizlikten bilinçli bir kulluğa yöneltme amacı bulunduğu düşünülebilir. Buna rağmen insanlık tarihi savaşlarla, zulümlerle, hak gasplarıyla ve adaletsizliklerle doludur. Üstelik bunların bir bölümü doğrudan din adına yapılmıştır. Demek ki vahyin insana ulaşması ile insanın vahyin gereğini yerine getirmesi aynı şey değildir.


İşte din ile insan arasındaki en büyük çelişki burada ortaya çıkar: İnsan inanabilir; fakat inandığı gibi yaşamayabilir.


İslam düşüncesinin önemli isimlerinden İmam Mâturîdî, insanın akıl ve iradesine önemli bir yer verir. Ona göre insan doğru ile yanlışı ayırt edebilme yeteneğine sahiptir; peygamberler ise insanlara yapmaları ve yapmamaları gerekenleri bildirir. Bundan sonrası insanın iradesine kalır. Mâturîdî'nin düşüncesinde akıl ile nakil birbirinin düşmanı değil, dinî bilginin iki temel unsurudur.


Bu yaklaşım bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Vahiy yolu gösterebilir; fakat insanın o yolda yürümesini zorlayamaz.


Yahudi düşüncesinin büyük filozoflarından İbn Meymun da insanın özgür iradesini temel bir ilke olarak kabul eder. Ona göre insan, kendi doğası, seçimi ve iradesi çerçevesinde davranabilir; dolayısıyla yaptığı tercihlerden sorumludur.


Hristiyan düşüncesinin en etkili isimlerinden Thomas Aquinas ise iman ile aklın aynı hakikatin iki ayrı ışığı olduğunu savunur. Ona göre hem akıl hem de ilahi vahiy Tanrı'dan geldiği için, gerçek anlamda birbirleriyle çelişmeleri beklenemez.


Üç farklı dinî gelenekten gelen bu düşüncelerin kesiştiği yerde insan açısından önemli bir sonuç ortaya çıkar: İnanç, insanın aklını ve iradesini ortadan kaldıran bir teslimiyet değil; insanı seçmeye ve sorumluluk almaya çağıran bir hakikat arayışı olarak da görülebilir.


O hâlde din neden insanlığı bütünüyle değiştirememiştir?


Çünkü insan, kendisini değiştirecek hakikati kendi çıkarlarının hizmetine de sokabilir. Dini yaşayabilir, fakat ahlakını yaşamayabilir. İbadet edebilir, fakat kul hakkı yiyebilir. Allah'ın adaletinden söz edebilir, fakat kendi hayatında adaletsiz davranabilir. Diliyle iman ederken davranışlarıyla o imanın gereğini red-dedebilir.


Bu durumda sorun vahyin yetersizliğinde değil, insanın inancı ile davranışı arasındaki kopuklukta aranmalıdır.


Sosyolojik açıdan din topluma adalet, dayanışma ve ahlak kazandırmayı hedefler. Psikolojik açıdan insanın nefsini, tutkularını, korkularını ve çıkarlarını sorgulamasını ister. Felsefi açıdan ise insanı özgür iradesiyle yaptığı seçimlerin sorumluluğuyla karşı karşıya bırakır.


Bu nedenle din, insanı otomatik olarak iyi yapan bir sistem değildir. Din bir ölçü koyar; insan ise o ölçü karşısında kendisini ortaya koyar. Aynı vahyi dinleyen iki insanın biri adaleti, diğeri çıkarını seçebilir. Biri inancını vicdanına indirirken diğeri onu yalnızca kimlik olarak taşıyabilir.


Belki de bu yüzden din, yalnızca insanları düzeltmek için değil, insanın hakikat karşısındaki gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için de bir imtihan alanıdır.

Çünkü insanın “Ben inanıyorum.” demesi kolaydır.


Asıl soru şudur:


İnandığın hakikat seni değiştirdi mi?


Eğer inanç insanı daha adil, daha dürüst, daha merhametli ve daha sorumlu bir varlık hâline getiriyorsa, inanç ahlaka dönüşmüş demektir. Fakat inanç yalnızca dilde kalıyor, insanın davranışlarına yansımıyor ve hatta kötülüklerini meşrulaştırmak için kullanılıyorsa, orada dinin değil, insanın kendi nefsinin konuştuğunu düşünmek gerekir.


Belki de insanın din karşısındaki en ağır sorusu budur:


Hakikate inanmak mı istiyoruz, yoksa kendi doğrularımıza hakikat adı mı vermek istiyoruz?


Çünkü vahiy yolu gösterebilir, akıl yolu sorgulayabilir, vicdan yolun doğruluğunu tartabilir; fakat o yolda yürümek yine insanın kendi iradesine bırakılmıştır.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Din Ve İnsan

Din Ve İnsan

Halit Durucan Halit Durucan