Sabahı Bekleyen Gül
GECE,
eski bir hırka gibi
omuzlarıma düştü yine.
Rüzgâr, kurumuş yaprakların dilinden
senin adını fısıldadı.
Bir göl kıyısında unutulmuş
tahta bir iskele gibiydim.
Ne gelen bir sandal vardı,
ne dönen bir martı.
Yağmur uzun uzun konuştu
çatlamış topraklarla.
Ben sustum...
Çünkü en derin acılar,
kelime istemezdi.
Ay, ince bir bıçak gibi
karanlığı yontarken,
bir yıldız düştü avuçlarıma.
Dilek tuttum...
Sen gidince
dileklerin de öksüz kaldığını öğrendim.
Sabaha yakın
sessizce çekildi bulutlar.
Uzak tepelerin ardından
utangaç bir ışık yürüdü.
İlk serçe,
çatının kenarında
çekine çekine öttü.
Meğer umut,
en önce kuşların yüreğinde uyanırmış.
Tomurcuklanan bir dal gördüm sonra.
Kış, bütün ömrünü anlatmış ona,
ama bahar,
tek cümleyle ikna etmiş.
Anladım...
Hiçbir veda
ömrün son cümlesi değilmiş.
Bazı ayrılıklar,
ruhun yeniden filizlenmesi için
toprağa düşen tohumlarmış.
Şimdi adını
eskisi gibi acıyla değil,
uzaktan geçen bir dereyi dinler gibi
sükûnetle anıyorum.
Çünkü sevmek,
birini yanında tutabilmek değilmiş.
Bazen sevmek,
gittiği yolda
ona içinden sessizce
çiçekler ekebilmekmiş.
Ve biliyorum...
Bir gün yine akşam olacak.
Yine rüzgâr esecek.
Ama bu kez
hüzün kapımı çalsa bile,
içeride
sabaha açan bir gül bulunacak.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.