Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Ejderhalar Ve İnsanlar Tarihi Kısım 2

Ejderhalar Ve İnsanlar Tarihi Kısım 2

MÖ 2400: İLK BİNİCİ

  374 yıl... Pullu Kuş, Kırk Mızraklı Ayı, Korkusuz Aslan ve 18 kişinin ölümüne sebep olan olaydan itibaren tam 374 yıl geçmişti. Bize anlatılan bu hikâye Korkak Tavşan tarafından anlatılmıştı.

  Korkak Tavşan... Dedelerimizi orada, Dev pullu kuşun insafına bırakıp kaçan korkak adam. Onun anlattığı hikâyenin uydurma olduğunu düşünmüşlerdi 374 yıl önce. Ancak benim yaşadığım deneyimlere göre haklıydı.

  Klanımızdan kim Korkak Tavşan’ın anlattığı yere gitse önce çığlıklar yükseliyor, sonra kimse geri gelmiyordu.

  Her ne kadar 374 yıl içinde gelişsekte, 30-40, hatta 50 metre uzunluğunda Longhouselar inşa etsekte hâlâ yaşamak için avlanmak zorundaydık. Ancak ben öyle karada yaban öküzü veya dev geyik avlamazdım. Birçoğumuz gibi içini oyduğumuz ağaç gövdelerinde dalgalı ve tuzlu sularda (Baltık Denizi) av yapardım. Avladığım su canlılarını Su Uğrak Yeri (Limanlar) dediğimiz yere götürürdüm.

  Bu Su Uğrak Yerleri sudan daha kolay çıkmamız ve avladığımız su canlılarını direkt satmak için yapılmıştı. Bunları benim önerimle babam Korkusuz yapmıştı. Korkusuz bizim kabile şefimizdi. Babam beni çok severdi. Annem ben 4 yaşındayken ölmüştü. Annemin yüzünü hayal meyal hatırlıyorum. Babam, bu kaybımızdan sonra üzerime titremişti. Hatta bu yüzden çok korumacı oluyordu. Bende onun bu korumacı tavırlarından dolayı koyduğu sınırları aşıyordum. Bu yüzden adım Sınır Tanımaz olmuştu.

  Klanların en güzel kızı sayılırdım. Bu yüzden her erkeğin favorisiydim. Ancak benim gönlümün tek bir sahibi vardı: Kemiksiz Çelimsiz. Diğer erkeklere göre iri değildi. Onlar kadar güçlü de değildi. O klanların en zeki üyesiydi. Ancak babam Korkusuz ve diğer sığ insanlar akla değil, vücuda baktığı için ona Kemiksiz Çelimsiz diyorlardı.

  Onunla evlenmek için neredeyse tüm klanları karşıma aldım. Thor’a şükürler olsun ki babam klanların şefiydi. Onun sayesinde evlendik. Kemiksiz, diğerleri gibi güçlü olmasa da hem demircilik, hemde çobanlık yapıyordu. Yaklaşık 4 yıldır evli olduğumuz halde çocuğumuz olmamıştı.

  Bu yüzden kendimizi işimize veriyor ve bir çocuk hayali kuruyorduk. Tuzlu suda balık avı yaparken gökyüzünde süzülen bulutlara bakıp, “Acaba... Erkek mi olsun, kız mı?” diye düşündüm. Çenemi kaşıyıp, “Odin bilir,” dedim ağımı toplamaya başlayarak. “Sağlıklı olsun da nasıl olursa olsun...”

  Ağımdaki balıkları içi oyulmuş ağaç gövdesindeki bakır kovaya doldurdum. Tam oradan ayrılacaktım ki ormanın içinde bir hareketlilik fark ettim. Oraya doğru ilerledim. Ağaç gövdesi sahil kumuyla buluşunca elime kovayı alıp indim.

  Elime bakır bıçağımı alıp yavaşça ilerledim. Etrafta bir şey yoktu. “Sanırım geyikti,” diyerek arkamı döndüm. Sağ tarafımdaki kayanın üzerinde gece kadar siyah bir hayvan parlak yeşil gözleriyle bana bakıyordu. Elimdeki bakır bıçağı görünce dudakları gerildi ve bembeyaz dişleri görüldü.

  Ani bir hareketle bıçağı elimden fırlattım. Bıçak elimden çıkınca hayvan bana doğru ağır ağır yaklaştı. Onu görünce yavaş yavaş geri çekildim. Sırtım bir ağaca değdi. Kaçacak tek yön sol taraftaki boşluktu. Ancak bu hayvanın görebildiğim kadarıyla çadır bezi gibi dev kanatları vardı. Beni dakikalar içinde yakalardı.

  Bu yüzden elimdeki kovadan bir balık alıp ona uzattım. Hayvan önce kokladı. Sonra dilini sürdü. Sonra ağzını açtı. Ancak ağzında diş yoktu. Şaşkınlıkla ona baktım “Dişsizin demek. Ama gör—”, sonra aniden dişleri çıktı ve balığı kaptı.

  Bana bakıp daha fazla balık istedi. Bende canımı kurtarmak için kovadaki tüm balıkları onun önüne döktüm. O balıkları yerken bende soldaki açıklığa yavaşça ilerledim. Ardından koşarak içi oyuk ağaç gövdesine vardım. Onu suya ittim ve içine bindim. Evet... çok güzel. 4 saat boyunca avladığım balıkları aptal bir hayvana vermiştim! Bugün işler kesat!

  Umutsuzluk içinde ağlarımı suya attım ve umutsuzca bekledim. Kalbim hâlâ “Küt küt!!!” atıyordu. O şeyde neydi öyle?! Yarım saatin ardından ağları kontrol ettim. Birkaç orta boy balık dışında hiçbir şey yoktu. “Hiç yoktan iyidir. Thor ve Odin’e şükürler olsun,” diyerek ağı çekmeye başladım. Tam bu esnada bir karaltı belirdi gökyüzünde.

  Bu karaltının sahibi az önceki hayvandı. İçi oyuk ağaç gövdeme doğru alçak uçuş yaptı. Ve suda bir hareketlilik oldu. Balıklar ağıma doğru geliyordu. Ağımı kontrol ettiğimde üç günde ancak yakalanacak sayıda balık olduğunu gördüm. Ağdaki balıkların birazını bu uçan hayvana fırlattım. O da havada yakalayıp yedi. Ona teşekkür edip Su Uğrak Yerlerine doğru yola koyuldum. O gün 3 kat fazla kazanç elde ettim.

  Elimde bir kova balık ve o gün kazandığım diğer şeyler ile evin yolunu tuttum. Kemiksiz ile öpüşüp yemek için hazırlıklara başladım. Yemek yerken bugün başımdan geçenleri Kemiksiz’e anlattım.

  “Yani,” dedi Kemiksiz. “Atalarımızı öldüren o dev pullu kuş ile mi karşılaştın?!”

  “Evet,” dedim. “Ama onun pullu kuş olduğunu sanmıyorum. Bu dört ayaklı ve çift kanatlıydı. Bizim duyduğumuz pullu kuş ise iki kanatlı ve iki ayaklıydı.”

  “O zaman,” dedi Kemiksiz. “Bu farklı bir pullu kuş. Adını ne koymayı düşünüyorsun? Sonuçta sen keşfettin.”

  “Mm... Haklısın,” dedim. “Ama isim konusunda iyi değilim biliyorsun. Sen koysana.”

  “Gece gibi siyah,” dedi Kemiksiz elini çenesine dayayarak. “Ve bakır bıçağa öfkeli... Hmm, Gecenin Öfkesi nasıl?”

  “Mükemmel,” diye gülümsedim. “Bu işi biliyorsun,” ona gülümseyerek yaklaştım. “Mm, hâlâ çocuk istiyor musun?” diye sordum.

  “Tabii ki,” diye ayağa kalktı Kemiksiz. İkimizde birbirimize yaklaştık ve dudaklarımız birbirine değdi.

***

  3 yıldır Gecenin Öfkesi ile balık avlıyor, bölüşüyorduk. İkimizde bundan kazanç sağlıyorduk. Ve Kemiksiz ile bir kızımız olmuştu. Kemiksiz ve kızımız ile birlikte Gecenin Öfkesi’ni ziyarete gittik.

  “Gecenin Öfkesi,” dedi Kemiksiz düşünceli bir şekilde. “Pullu kuşların bir türü... Sence onun adını ne koyalım?”

  Bu soru mantıklıydı. Gecenin Öfkesi, pullu kış ırkının bir türüydü, klanıydı. Ona bir isim lâzımdı. Kemiksiz’e “Sen koy,” diyecekken Kemiksiz hapşırmak için ağzını açtı. Ancak dilini ısırdığı için “Ha,” yerine “Ejj” benzeri bir ses çıktı. Dilini acıyla tutup akan kanı tükürdü.

  Çok acıtmış olmalı... Ancak bu ses bana bir fikir vermişti. Kemiksiz’e dönüp, “Ejjha nasıl?” diye sordum.

  “Ejjha?” diye somurttu Kemiksiz. “Güzelde... Bunu bana nispetle yapmıyorsun umarım...”

  “Yo yo,” dedim gülerek.

  Ağaçlardan birinin tepesindeki meyvelerden toplamak için ağaca tırmandım. Ancak Kemiksiz başıma bir şey gelecek diye korkuyordu. Ve geldi de! Ayağım kaydı ve ağacın dibinde uyuyan Ejjha’nın üstüne düştüm.

  Korkuyla uyanan Ejjha koşarak havalandı, bende onun kulaklarına sıkıca tutundum. Bulutlar... Adeta havada yüzen buzullar gibiydi. Yeryüzü ayaklarımın altındaydı... Ta ki yüzüme soğuk, sert rüzgâr çarpana kadar. Nefes almak imkânsıza yakındı. Kaldı ki birde yükseldikçe hava daha soğuk oluyordu. Donan parmaklarım Ejjha’ya tutunamadı... Yeryüzü üstüme üstüme geliyordu. Sonra sert toprak, boynumun çatırtısı, Kemiksiz’in feryatları... Hepsi gözümün önünde karanlığa boğuldu.



Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Ejderhalar Ve İnsanlar Tarihi Kısım 2

Ejderhalar Ve İnsanlar Tarihi Kısım 2

omer-yildiz omer-yildiz