Ejderhalar Ve İnsanlar Tarihi Kısım 3
MÖ 2370: İLK BİNİCİNİN KIZI
Ben üç yaşımdayken annem bir Ejjha’dan düşerek ölmüştü. Annemle birlikte Ejjha’da düşmüştü. Babam Kemiksiz feryat figan içinde annemin naaşını kolları arasına almış, tanrılara küfredip hesap soruyordu. “Neden Thor!!! Neden!”
Gözyaşları içinde 3 yaşındaki bana baktı. Yanıma geldi. Öpüp saçlarımı okşadı. “Canım kızım,” dedi. Sonra annemin naaşının yanına gitti. Kollarının arasına aldı. Onu yanıma bıraktı. Sarmaşıklardan bir askılık yaptı, beni ona bağladı.
Annemin naaşını kolları arasına alıp hüngür hüngür ağlayarak büyük babam Korkusuz’un yanına gitti. Büyük babam işini gücünü bırakıp hızla yanımıza geldi. Tüm klan üyeleri elleri ağızlarında sulu gözlerle bakıyorlardı.
Babam, büyük babamın yüzüne bakma cesareti gösteremiyordu. Beni yavaşça ve şefkatlice yere bıraktı. Ölen karısının alnına bir öpücük kondurup Lanetli Orman’da kayboldu, kendini dağlara vurdu.
Büyük babam Korkusuz, beni kolları arasına aldı. Annemin naaşının yanında gözyaşı döküyordu.
Ben 6 yaşındayken babam Kemiksiz bizi tekrar ziyarete gelmişti. Ancak burası onu boğuyordu. İnsanların ona bakışı, karısı Sınır Tanımaz ile evlendikleri yer... Her şey onun üstüne üstüne geliyordu. Bu duruma daha fazla dayanamayıp tekrar kendini dağlara vurdu. Gelen bir habere göre babam Kemiksiz, bir şelaleden atlamış ve bu hayatına son vermişti.
***
Ben, büyüyüp serpildim. Tıpkı annem gibi klanların en güzel kızı sayılırdım. 15 yaşında Kemik Kıran adlı 18 yaşındaki bir gence gönlümü kaptırdım. Birkaç ay sonra evlendik. Büyük babam, hem kızının, hem damadının acısını hâlâ taşıyordu. Birde torunu evleniyordu.
Her şey yıkılmaz sandığım büyük babamın üstüne öyle bir yüklenmişti ki kalbi buna daha fazla dayanamadı. Büyük babam, evliliğimden üç gün sonra yataklara düştü. Tüm çabalara rağmen kurtarılamadı ve bu Dünya’dan ayrıldı. Gözyaşları içinde, “Sana lanet olsun Thor! Lanet olsun Odin! Lanet olsun Freya!!!” diye hıçkırıklara boğuldum.
***
Aradan 15 yıl geçmişti. Artık 30 yaşında bir Drottning (Kraliçe) idim. 15 farklı klanı yönetiyordum. Yine bütün Hövdingleri (Şefler) bir araya topladım. Günlerdir, hatta aylardır yağan bir yağmur vardı. Ancak bu ikinci sebepti. Birinci sebebimiz 27 yıldır süren “Ejjhalar tehdit mi, değil mi?” tartışmalarını sonuçlandırmaktı.
Çünkü bu tartışma yüzünden birçok kişi ölmüş, pek çok kişi ağır yaralanmıştı. Hövdingler, kendi aralarında bu tartışmaya dalmışlardı. Bu yüzden onların orta yolu bulmasını bekledim. Onlar tartışırken benim aklım uzak diyarlarda ki gizemli yabancıdaydı.
Kulağıma gelen bilgilere göre bu aralıksız süren yağmurun sebebi Nuh (as) denilen bir adammış. Kendine 50 yaşında peygamberlik gelmiş ve kavmini 950 yıl boyunca tek bir tanrı olan “Allah” adındaki varlığa imana çağırmış. Kavmi ona inanmamış ve Allah adındaki her şeyin sahibi olan bu tanrıya iman etmemiş. Bunun üzerine Allah, Nuh (as) adındaki bu adama bir gemi inşa edip kendisine inananları ve her hayvandan 2’şer çift almasını emretmiş. O da yapmaya başlamış. Bu yağmur, tüm yeryüzünü kaplayacakmış.
Şahsen bana kalırsa bu uydurma bir şey. Tek bir tanrı nasıl olabilir ki?! Thor, Odin... Bunlar kim o zaman? Allah... Bu nasıl bir isim? Hangi dilden bu? Bir gemiye nasıl tüm hayvanları sığdıracak? Hemde hepsinden ikişer tane!
Bu anlatılanlar ister gerçek olsun, ister uydurma olsun bir gerçek vardı: Yükselen sular. Bu sular bize kısa sürede gayet verim verdi. Ancak sular yükseldikçe toprak balçığa dönüştü. Ekin bitmez oldu. Ekili ekinler fazla su yüzünden çürümeye başladı. Artık tek bir seçenek vardı: Göç...
***
Hövdingleri bir araya topladım. Güneye, daha verimli ovalara inecektik. Ve indikte. Aylar süren yolculuklar sonrası verimli tarım arazilerine ulaştık. Buraları derhâl sahiplendik. Ancak bir sıkıntı vardı. Burası daha evvel ölülerini “L” şeklindeki “katakomb”lara gömen insanlar tarafından sahiplenilmişti.
Bu Katakomb Halkı bizim 20 katımızdı. İnanılmaz büyük bir topluluktu. Toprak savaşlarında sayısal, silah ve coğrafya hâkimiyeti konusunda onlarla boy bile ölçüşemezdik. Ama iki tarafta bu verimli arazileri kaçırmak istemiyordu. Bu yüzden kısa sürede savaşlar çıktı ve yenilen taraf biz olduk.
Kocam Kemik Kıran, bu savaşta ağır yaralı olarak kurtarıldı. En az 100 kişi kaybetmiştik. 400 kişi ağır, 700 kişi hafif yaralanmıştı. Daha büyük kayıpları önlemek için Hövdingler ile ortak karar alıp geldiğimiz yere, yani kuzeye geri çekildik.
Yaralılar tedavi edilirken diğer sağ kalanlar ve hafif yaralılardan öncü birlikler oluşturup batıya, daha kuzeye gönderdim. Doğuya göndermedim. Çünkü anlatılanlara göre Nuh (as) adındaki adam oradaymış. Ve yağmur zaten o tarafta daha şiddetli.
***
Birkaç hafta sonra birlikler geri döndü ve verimli toprakların olduğunu büyük bir coşkuyla anlattılar. Nihayet! Hayatta kalacaktık.
Haberden sonra “Ejjha” başlı gemilerimiz ile denize açıldık. Ancak Thor, çok öfkeli olmalıydı. Belki de Nuh (as) adındaki adamın iddia ettiği tek tanrı inancı yüzündendi. Ya da benim 15 yaşımda ona sövdüğümden dolayıydı. Kim bilir?
Ancak deniz 3 gemimizi ve o gemilerde ki adamlarımızı, hayvanlarımızı ve gıdamızı almıştı.
Tam 2 aylık yolculuk sonrası karaya ulaştık. Eğer Thor, kızgın olmasaydı kesinlikle birkaç hafta içinde varmış olurduk. Ancak bu çektiğimiz çileye değdi. Her taraf göz alabildiğine yemyeşildi. Bilginlerimize göre toprak tarım için biçilmiş kaftandı. Gemilerdeki hayvanlarımızı bu araziye saldık.
***
Yaklaşık 6 ay geçmişti. Kemik Kıran iyileşmiş işinin başına geçmişti. 4 yaşındaki oğlumuz her geçen gün daha da irileşiyordu. Hayatımız düzene girmeye başlamıştı. Ta ki bir sabah uyandığımda evimin önünde yanmış bir yaban öküzü bulana kadar. Bu yanmış av tek bir şeye ait olabilirdi: Ejjha!
Kemik Kıran ile birlikte ormanı teftişe çıktık. Bir saate yakın ormanın güneyini taradık. Kuzeye doğru yönlendiğimde ağaçlardan birinde bir ses duydum. Kemik Kıran ile oraya baktığımda bize doğru bakan Ejjha’yı gördüm.
Kemik Kıran bıçağına davranmaya kalkışınca onu durdurdum ve 30 yıl önce annemin ilk Ejjha’ya yaklaşırken yaklaştığı gibi yaklaştım. Silahları uzaklaştırdım. Kemik Kıran’ın elindeki tütsülenmiş balığı ona doğru uzattım. İkimiz birbirimize pek yabancı değildik. Sanırım bu annem ile birlikte düşüp ölen Gecenin Öfkesi türüne ait olmalıydı. Belki de onun yavrusuydu...
***
Aradan tam 4 yıl geçmişti. Oğlumuz 8 yaşına girmiş, Ejjha ile dostluğumuz pekişmişti. 8 yaşındaki oğlum ile oyun oynarken Kemik Kıran elinde bir at eyeri ile geçti ve ata eyer taktı. Bunu görünce aklıma bir fikir geldi.
Kemik Kıran ile birlikte yeni ve çok daha büyük eyer dikmeye başladık. 1 hafta sonra bu kocaman eyer bitmişti. Kemik Kıran’ın yardımlarıyla eyeri ormana götürdüm. Dikkatlice eyeri Ejjha’ya bağladık.
Kemik Kıran’ın dikkatli ol uyarısıyla birlikte Ejjha’ya bindim. Atı dürter gibi hafifçe Ejjha’yı mahmuzladım. O da yavaşça hareket etti. Koştu. Koştu. Koştu ve sonra kanatlarını çırparak ayaklarını yerden kesti. İlk başta her şey çok güzeldi. Rüzgâr yavaşça yüzüme vuruyordu. Bulutlar beyaz lekeler gibi gözüküyordu.
Ta ki Ejjha’yı yanlışlıkla mahmuzlayıp hızlandırana dek. O yumuşak rüzgâr, yüzümü yırtarcasına üstüme çullandı. Artık nefes alamıyordum. Aşağıdan bir ses geliyordu: “Yuları çek!!! Yuları çek!!!”
Bu ses Kemik Kıran’ın sesiydi. Yuları çekmeye çalıştım. Ancak parmaklarım itaat etmiyordu. Konuşmaya çalıştım. Ancak lal olmuştum. Sonra gökyüzü karardı. Ancak hiç yıldız yoktu. Sadece bir rüzgâr ve son duyduğum “Yuları çek!!!” sesi vardı. Sonra onlarda kayboldu.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.