Berdel
Hazan sarısı, dağları işgal edip vadilere göz kırpmaya başlamıştı. Akşamın serin havasında yıldızlar bütün parlaklığını göstermek istercesine kendi ışıklarını yansıtmaya gayret ediyor kerpiç dam uykuları, kapalı kapılar ardına hapsedilmişti. Keder kaderi, kader de kederi harmanlayıp ağaç yapraklarına, tabiata ve insan siluetlerine usul usul işlemişti; günler bir azap vardiyası gibi devrediyordu yeni gün tüm hışmını.
İsmail, babası Derviş’ten kalan iki dönümlük araziye buğday atmış, araziden geriye kalan zamanlarda yirmi küçükbaş hayvanı meraya götürüyordu. Akşam eve geldiğinde eşi Gülistan, zar zor topladıkları azıklarla, çorba, taze peynir ve yoğurtla akşam aşını hazırlar, oğlu Aziz’i yanından bir an olsun eksik etmezdi.
Yıllarca evlat özlemi çektikten sonra, on yılın sonunda Hafız Şeyh İbrahim’e ait çilehaneye gidip dualar etmiş, evladı olması halinde kurban keseceğinin sözünü vermişti Gülistan. Bir Perşembe gecesi yatsı namazı sonrasında uzun uzun ağlamış, rüyasında Şeyh İbrahim Efendi’yi görmüştü. Şeyh, bembeyaz kundağa sarılı bir bebeği Gülistan’a uzatmış, Aziz’e iyi bak, onu kötülüklerden sakın demişti. Gülistan bu rüyayla sıçrayarak uyanmıştı.
Dokuz ayın sonunda sancıları tutunca, İsmail koşa koşa köyün ebesi Hasibe Hanım’ın kapısına dayanmış, Hasibe’yi alıp eve getirmişti. Eve döndüğünde Gülistan’ı acı ve terler içinde bulmuştu. Gülistan, İsmail’im, bana bir şey olursa oğlumun adı Aziz olacak; vasiyetim budur demişti.
Hasibe, İsmail’i dışarıya çıkarmıştı. Bir saat sonra Hasibe dışarıya çıkarak İsmail’e, müjdemi isterim, bir oğlun oldu diye haber etmişti. İsmail, Hasibe, gir hayvanlarımın içine, hangisini istersen müjdene kurban olsun demiş ve hızlı adımlarla içeriye girmişti.
Gülistan erkek bebeğini kucağına almış, Aziz’im diye sayıklıyordu. İsmail evvela Gülistan’ın yanına vardı, saçlarını okşadı, alnına uzun bir buse bıraktı. Sonra oğlunu kucağına aldı, kıbleye döndü, ezan-ı Muhammedî’yi okudu ve üç defa ismini fısıldadı kulağına: Aziz... Aziz... Aziz.
Gözlerindeki o ilk babalık sevinci henüz dinmemişti ki, İsmail’in aklına Şeyh İbrahim’in çilehanesinde verilen o kutlu söz düştü. Şafak sökerken, sürünün en muktedir ak koçu kurban niyetine hak katına sunuldu; eti komşuya, fukaraya pay edildi. O kan toprağa düşmeden, bu evladın bu sert dağlarda badirelerden korunamayacağına inanılmıştı bir kere.
Bir yıl sonra ebe Hasibe ikinci gebeliğin sonuna yaklaşmış, Gülistan da vefa borcundan ötürü ziyaretine gitmişti. O esnada doğum sancıları tutunca Gülistan ebelik etmek durumunda kalmış; Hasibe, yüzü ayın on dörtlük hali gibi doğan kızına Gülistan’ın isim vermesini istemişti. Gülistan da Berfin ismini zikredince Hasibe’nin yüzünde güller açmıştı. Hasibe’nin eşi Çavuş Mehmet müjde olarak Gülistan ve oğlu Aziz’e tepeden tırnağa kıyafet almış, Aziz’in avuçlarına da hatırı sayılır bir para koymuştu.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.