Atatürk Vatansever Miydi İngiliz Ajanı Mıydı Amacı Ve Hedefi Neydi
ATATÜRK VATANSEVER MİYDİ? İNGİLİZ AJANI MIYDI? AMACI VE HEDEFİ NEYDİ?
Bugün nereden başlayacağımı bilemediğim için doğaçlama yapacağım.
***
Yıl 1908.
Mustafa Kemal, yakın arkadaşlarıyla Selanik- Olimpos Birahanesinde ‘’ Ne Olacak bu Osmanlının hali ? muhabbetinde…
Mustafa Kemal, arkadaşlarına görev dağılımı yapar. Buna göre :
• Ali Fethi Okyar: Başvekil (Başbakan)olacaktır. (14 Ağustos 1923 – 27 Ekim 1923 ve 22 Kasım 1924 – 3 Mart 1925 tarihleri arasında başbakan oldu.)
• Nuri Conker: Dahiliye Vekili (İçişleri Bakanı) olacaktır: (-Adana Valiliği, TBMM Başkanvekilliği yaptı.)
• Fuat Bulca: Müdafaa-i Milliye Vekili (Milli Savunma Bakanı)olacaktı ---.TBMM II., III. ve IV. Dönem Rize, V. Dönem Çoruh Milletvekilliği ve II. Dönem Divân-ı Riyâset İdare Amirliği yaptı
• Salih Bozok: Yaveri olacaktı—Yaveri oldu.
Tabii sordular ‘’ Herkese bir görev dağıtıyorsun sen ne olacaksın?’’
Cevap verdi: ‘’Ben sizlere o görevi veren kişi yanı cumhurbaşkanı olacağım.’’
Evet 1908’de henüz Yüzbaşı- Binbaşı arası Kolağası rütbesindeyken Mustafa Kemal’in kafasındaki düşünce Cumhuriyeti kurmak, Cumhurbaşkanı olarak sınırlarını kendisinin çizdiği yepyeni bir devlet kurmak…
Bunun da tek yolu vardı : Âl-i Osman’a son vermek.
Peki 1908’de böyle düşünen Mustafa Kemal 1919’da yani 11 sene sonra ne düşünüyordu?
Gelin 20 Temmuz 1919’a gidelim.
Hikayeyi herkes bilir o sebeple özetliyorum.
-Yaz Müfit. 20 Temmuz, 1919 Sabaha karşı. Yazdın mı ?
-Yazdım Paşam !
-Devam et ! Zaferden sonra Hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır… Bu bir. İki, Padişah ve Haneden hakkında zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır. Üç, Fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka giyilecektir. Dört, Latin harflerine geçeceğiz….
Evet, görüldüğü gibi Mustafa Kemal Paşanın kurmayı düşündüğü/ve kurduğu cumhuriyette paşa, sadece ülkenin sınırlarını, bu sınırlar dahilinde kimlerin yaşayacağını ( Türkler yaşayacaktı ) belirlemekle kalmıyor, demokrasiyi getirdiği ülkenin vatandaşlarının giyeceği başlıktan kullanacağı alfabeye kadar, hatta din ve devlet işlerini ayırmayı düşünmesine rağmen(ayırmasına rağmen ) vatandaşın nasıl ezan okuyacağına, imamların nasıl namaz kıldıracağına varıncaya kadar her şeyi kendisi belirliyordu.
Bu büyük bir devrimdi ve devrim devirirdi. Her kim karşısına çıkara çıksın… Her kim engel olmaya çalışırsa ya da pürüz çıkarırsa bir şekilde bertaraf edilmeliydi. Bu yolda Padişah Vahdettin kullanılabildiği kadar kullanılabilir, kullanılırlığı kalktığı anda oturduğu tahtın altına dinamit döşemekte hiçbir sakınca olmazdı, hatta elzemdi.
Bu öylesine bir yoldu ki bu yola birlikte çıktıkları ( Samsun’a giderken birlikte oldukları ) en yakın arkadaşlarından Ayıcı Arif’i idam sehpasına, yine birlikte Samsun’a ayak bastıkları Refet Paşa’yı ( Bele ) hakim karşısına çıkarmıştır.
Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Cafer Tayyar Eğilmez daha nice silah arkadaşlarını en azından hakim karşısına çıkarmıştır.
Mustafa Kemal’in sebeb-i hayatı olan Kazım Karabekir'i bile ileride harcamayı göze alabilen bu yolda- zaten saltanatı ve hilafeti kaldırmayı düşünen- Mustafa Kemal, Sultan Vahdettin’i gözünü kırpmadan feda edebilirdi.
25 Eylül 1920’de bir olta atmıştı ‘’ Hain ‘’ diyerek ve görmüştü ki Namık Kemal’in ‘’ Ne efsunkar imişsin ey didâr-ı hürriyet / Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten’’ dediği gibi milletin vekilleri 1908 II. Meşrutiyet öncesi olduğu gibi şimdi de acayip bir Hürriyet rüzgarına kapılmış, padişaha ver yansın ediyorlardı.
Evet, özetle: Mustafa Kemal Paşa sınırlarını kendisinin çizdiği, halkın dilini ve alfabesini kendisinin düzenlediği, halkın kullanacağı alfabeyi kendisinin hazırlayacağı, halkın giyeceği kıyafeti kendisinin seçeceği( Seçtiği )[ kendisinin derken yanlış anlaşılmasın. Halkın kendisinin değil; Atatürk’ün kendisinin] kurduğu tek bir siyasi partinin olup bir muhalefet partisi parazit yaparsa anında ezeceği çağdaş, demokratik, laik, insan haklarına saygılı yepyeni bir devletin Cumhurbaşkanı olmayı hayal ediyordu, oldu da…
Ama bu Cumhuriyeti tüm kurumlarıyla benimsetmek o kadar da kolay değildi. Mesela Saltanatın kaldırılması öncesinde en yakın yol arkadaşı Rauf Orbay bile ‘’ Benim babam, padişahın nimeti ve ekmeği ile yetişmiş, Osmanlı devletinin ricali (büyükleri) arasına girmiştir. Benim de kanımda o nimetin zerreleri vardır. Ben nankör değilim ve olamam. Padişaha sadakatimi muhafaza etmek borcumdur." Diyordu [ KAYNAK: Nutuk]
O halde işe ‘’ Hain Padişah ‘’ ile başlamalı, sonra alıştıra alıştıra ‘’ Padişahlar hain ‘’ noktasına getirilmeli, en son olarak da ‘’ Padişahlar hain olduğuna göre halife haydi haydi haindir’’ ile noktalayıp milleti ‘’ Yaşasın Cumhuriyet’’ kıvamına getirmeliydi.
Öyle de oldu ve maalesef Atatürk zamanında zaruret olan ‘’ Padişah=Hain ‘’ Günümüzde maalesef böyle bir söyleme ihtiyacımız olmadığı halde halen kullanılmakta ve bazı beyinsizler sebepsiz yere Osmanlı düşmanlığı yapmaktadırlar.
*****
Evet, yine hayli uzattım.
Atatürk vatansever miydi? İngiliz ajanı mıydı? Sorularını da kısaca cevaplayıp noktalayalım zira dediğim gibi ana konum bu değildi ama maalesef çok dağıldı konu.
****
Atatürk vatansever miydi?
Bence evet.
24 Nisan 1920’deki yani TBMM Başkanı seçildiği gizli oturumda şu cümleleri sarfeden Mustafa Kemal’in vatansever olmadığını, hatta haddi aşarak vatan haini olduğunu söylemek tarihe de izana da insafa da İslama da aykırı olur.
İşte o konuşma:
‘’Yalnız ve yalnız bir şey düşünmeğe mecburuz o da memleketin halâsıdır.( kurtuluşu ) Burada mevzubahs olacak şahıs meselesi, hatır meselesi değildir (Alkışlar). ……………. Millete istiklâl temin edileceği güne kadar bir fert olarak bütün mevcudiyetimle çalışmağa mukaddesatım namına söz vermişimdir. Bu sözü burada tekrar etmekle kesbi şeref ederim. (Alkışlar)’’
Ve bir mektup…. Annesine yazmış Erzurum’dan ( Tam da askerlik görevinden alındığı gün [Kendi ifadesine göre de istifa ederek sine-i millete döndüğü gün.] )
Muhterem Valideciğim !
Gerçekte vatan ve milletimizi kurtarabilmek için, askerliği bırakıp serbest olarak milletin başına geçmek ve milleti tek vücut bir hale getirmekle doğacak kudret ve ulusal gücü kullanmaktan başka çare yoktu. Ben de öyle yaptım. Elhamdülillah başarılı oluyorum. Pek yakında elle tutulur sonucu bütün dünya görecektir. (Kaynak: Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor, Salih Bozok)
****
Daha pek çok misal var ama bence bu ikisi yeter. Bu meclis konuşması da annesine yazdığı mektup da Mustafa Kemal’in bu vatanı sevdiğinin en önemli delillerindendir.
****
Peki İngiliz ajanı mıdır?
O konuyu da belgeleriyle açıklayalım.
İngiltere’nin Bağdattaki Siyasi Komitesinden bir yetkilinin 1919 Mayıs/Ekim Ayları arasında Londrada’ki Dışişleri bakanlığına gönderdiği ve gününüzde artık gizlilikleri kaldırılmış raporlardan birinde Mustafa Kemal’le ilgili değerlendirme şöyledir:
"Mustafa Kemal'in faaliyetleri veya niyetleri konusunda, ne yazık ki iyimser bir görüş takınamamaktayım. Bu hareketin tehlikeli bir nitelikte olduğunu ve askeri boyut kazanabilecek şekilde bir kargaşayı kışkırtma olasılığı hiç de düşük değildir’’
Bir İngiliz ajanı olsaydı hakkında böyle bir rapor yazılır mıydı?
Yine aynı raporlara göre:
"Siyasi hareketlerin baskıyla yok edilmediğine katılmakla birlikte, baskı uygulamanın ne adil olduğunu ne de elimizdeki tek silah olduğunu düşünüyorum. Zıtlarının bir araya gelmesi teşvik edilmeli ve rakibi olan hedefler yerine getirilmelidir."( Yani Mustafa Kemal’in karşıtları desteklenmeli--- Mustafa Kemal İngiliz ajanı ise karşıtları neden destekleniyor ki? )
İstanbul’daki İşgal Devletleri Yüksek Komiseri John de Robeck tarafından İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curson’a 28 Ekim 1919 tarihinde gönderilen, gizliliği yıllar sonra kaldırılmış resmi İngiliz istihbarat ve diplomatik raporlara göre ise
‘’ Mustafa Kemal, Mayıs ayında (1919 yılı) müfettiş olarak Samsun'a gönderildi. Smyrna'da (İzmir'de) uykuda yakalanan Türkler canlandı. Bir Ermeni devletinin kurulacağını düşünmek için çok neden vardı ve birçokları da bir Pontus Rum devletinin oluşacağını konuşuyordu. Ordu da yeni bir darbeyi engellemeye kararlıydı. Mustafa Kemal gelir gelmez bu bölgeyi hareketlendirmek için faaliyete geçti. İtilaf Devletleri'nin kontrolü dışında kalan Amasya'yı karargah olarak belirledi. Bu hareket devrimci ve tehlikeli bir niteliğe sahip gibi görünüyor. "
Bu raporlara baktığımda Mustafa Kemal Paşa’nın İngiliz ajanı olma ihtimali %0’dır.
***
Sultan Vahdettin ile devam edeceğiz.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.