Artık Mazeret Yok mu
Mâide Suresi 19. Ayet
Bismillâhirrahmânirrahîm.
İnsan bazen yanlışını savunmak için çok güçlü bir cümle bulur: “Ben bilmiyordum.”
Bazen gerçekten bilmiyordur, bazen de bilmemeyi tercih ediyordur. Çünkü bilmek, beraberinde sorumluluk getirir. Mâide Suresi’nin 19. ayeti tam da bu noktada insanın karşısına çıkar:
“Ey Ehl-i kitap! Peygamberlerin arasının kesildiği bir sırada size, ‘Bize ne bir müjdeleyici geldi ne de bir uyarıcı’ demeyesiniz diye, size açıklamalarda bulunan elçimiz gelmiştir. Artık size bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye gücü yetendir." (Mâide, 19)
Ayetin içinde çok dikkat çekici bir ifade var: “Bize ne bir müjdeleyici geldi ne de bir uyarıcı demeyesiniz diye...”
Yani insanın ileride öne sürebileceği bir mazeret, daha baştan Rabbimiz tarafından biliniyor.
İnsan, kendisine ulaşan hakikati görmezden gelip sonra:
- “Ben bilmiyordum.” ,
- “Böyle öğrettiler.” ,
- “Herkes böyle yaşıyordu.”
- “Ben başka türlü olduğunu bilmiyordum.” diyebilir.
Ama ayet bize çok önemli bir soruyu sorduruyor:
Gerçekten bilmiyor muyduk, yoksa bilmek işimize gelmediği için mi bakmadık?
Bazen insanın problemi bilgi eksikliği değil, hakikatin gerektirdiği bedeli ödemek istememesidir.
- Bir şeyi bilirsek değişmemiz gerekecek.
- Bir haksızlığı fark edersek ses çıkarmamız gerekecek.
- Bir haramı tanırsak ondan vazgeçmemiz gerekecek.
- Bir yanlışımızı görürsek kendimizi düzeltmemiz gerekecek.
İşte insan bazen bu yüzden gözlerini kapatır. Çünkü görmemek, sorumluluğu azaltıyor gibi gelir. Fakat Rabbimiz burada insanı mazeretlerin arkasından çıkarıp doğrudan hakikatin karşısına koyuyor:
“Artık size bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir.”
Artık mesaj, uyarı bir müjde var. Öyleyse mesele sadece “Bana hakikat ulaştı mı?” sorusu değildir. Bir de şu soru vardır: “Bana ulaştıktan sonra ben ne yaptım?”
Kur’an elimizde, ayetleri okuyabiliyoruz. Ne doğrudur, ne yanlıştır diye düşünebiliyoruz. Fakat bilmekle yaşamak arasında büyük bir mesafe var. Belki de bazen biz de hakikati öğrenmekten değil, hakikatin bizden isteyeceklerinden korkuyoruz.
Çünkü bazı ayetleri gerçekten anlarsak hayatımızda bir şeyleri değiştirmemiz gerekecek.
- Bir alışkanlığı bırakacağız.
- Bir haksızlıktan vazgeçeceğiz.
- Bir özrü kabul edeceğiz.
- Bir hakkı sahibine vereceğiz.
- Bir insanı affedeceğiz.
- Ya da yıllardır doğru sandığımız bir şeyi yeniden düşüneceğiz.
İşte hakiki uyanış burada başlıyor. Kur’an bize yalnızca “Bil” demiyor. Bizi “Gördüğün hakikat karşısında ne yapacaksın?” sorusuyla baş başa bırakıyor.
Ayetin sonunda ise çok güzel bir mühür var: “Allah her şeye gücü yetendir.”
Bu cümleye özellikle ihtiyacımız var. Çünkü insan bazen kendi değişimini bile imkânsız zanneder.
- “Ben böyleyim.”
- “Bu alışkanlığı bırakamam.”
- “Bu kadar yıldır böyle yaşıyorum.”
- “Artık değişmem.”
Ama Allah’ın kudreti, bizim kendimiz hakkında çizdiğimiz sınırlarla sınırlı değildir. Kurumuş bir kalbi diriltmeye de, yanlış bir yoldan dönen insana yeni bir başlangıç vermeye de, yıllardır taşınan bir yükü kaldırmaya da O’nun gücü yeter.
O hâlde bugün kendimize şu soruyu soralım: Ben gerçekten bilmiyor muyum? Yoksa bildiğim hâlde ertelediğim bir hakikat mi var? Kur’an’ın hangi ayetini okuyup, “Bunu biliyorum ama hayatımda uygulamıyorum.” diyorum?
Belki de Rabbimiz bugün bizi tam oradan çağırıyor....
Ya Rabbim,
Bizi hakikati duyduğu hâlde ondan kaçanlardan eyleme. Bilmediğimiz şeyler için bizi bağışla; fakat bildiğimiz hâlde görmezden geldiklerimizi fark edecek bir kalp nasip eyle. Bize ulaşan ayetleri yalnızca okuyup geçenlerden değil, üzerinde düşünüp hayatına taşıyanlardan eyle.
Hakikati gördüğümüzde ona teslim olacak cesareti, yanlışımızı gördüğümüzde geri dönecek tevazuyu bizlere nasip eyle.
Sen her şeye gücü yetensin.
Âmin.
Allah’a emanet olun.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.