Bekleyen Derviş
Her ne kadar zorlu, yorucu, yıpratıcı ve bıktırıcı olsa da büyük tesislerde çalışmak, insan ilişkileri açısından büyük bir kazanım. Onca insanı bir arada görmek ve onlarca farklı hikâye dinlemek benim için bir nimet.
Türk misafirlerimizle yabancı misafirlerimizi hizmet açısından elbette ayırmayız. Sonuçta onlar işletmenin mali kaynağı, bizler ise bileğinin gücüyle çalışan işçileriz. Bazen öyle misafirlerimiz olur ki aramızda duygusal bağ oluşur ve gittiklerinde üzülürüz. Fakat öyle misafirler de vardır ki gittikleri gün bayram ederiz. Balkonunda ölmüş sineği sorun yapan da vardır, odasındaki kornişleri ve masasındaki kül tablasını renginden dolayı sorun eden de.
Yıllardır bu sektörde çalıştığım için şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Türk misafirlerimiz çok sabırsızdır. Daha restoranın kapısından girmeden başlarlar:
“Ekmek nerede?”
“Mangal nerede, mangal!”
“Baklava var mı?”
“Kuzu çevirme yapıyor musunuz?”
“Kebap çeşitleriniz neler?”
Akşam büfesindeyiz. Altmış-yetmiş yaşlarındaki bir Alman misafirimiz, dönerin yanında elinde tabağıyla yaklaşık on dakika bekledi; hiçbir tepki göstermeden. Bizden birisi olsaydı ortalığı birbirine katardı.
Nar gibi kızarmış, incecik kesilmiş, sımsıcak bir tabak döneri de hak etti.
Ne demişler:
Bekleyen derviş muradına ermiş.
Tekkeyi bekleyen çorbayı içer.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu