Altın Bahane Kısır Şahane
Dünya Bankası, IMF, uzmanları boşuna kafa patlatıyor; ekonominin en karanlık, en çözülemez kara deliği Füsun’un salonundaki sehpa örtüsünün altında yatıyor.
Altın günü denilen şey, kadınların "Biz aslında tasarruf yapıyoruz" yalanıyla evdeki kocaları kandırıp, organize bir şekilde toplu karbonhidrat komasına girdiği devasa bir saadet zinciridir, asıl savaş, tabağın ortasına tepeleme yığılan, nar ekşisiyle yıkanmış o kutsal kısırın etrafında döner!
Mekan: Füsun’un salonu. Ortada sehpa, üstünde kristal bir kase. Masada ise insanoğlunun midesine hakaret sayılacak ağırlıkta beş katlı börekler, tepsiler dolusu sarma ve bir leğen kısır.
Şükran Hanım: (Gözlerini kısıp tabağı Füsun’un burnuna uzatarak) Füsun! Bu kısırın içine nar ekşisi yerine erik marmeladı mı sıktın sen? Ağzımın sol tarafı uyuştu, yüz felci geçiriyorum sandım!
Füsun: Aşk olsun Şükran abla! Antakya’dan özel getirttim o ekşiyi! Saf nar o! Sen asıl kendi böreğine bak; geçen ay senin evde yediğimiz kıymalı börek yüzünden kocam beni gece acile kaldırdı, doktor ‘İçine kıyma yerine harç mı koydunuz?’ dedi!
Nermin: (Ağzı ağzına kadar zeytinyağlı sarmayla dolu, boğuk bir sesle) Kızlar kavga etmeyin, yutkunamıyorum! Füsun, şu sarmaları kalem gibi saracaksın dedik, odun gibi sarmışsın! Üç tanesi birleşse sehpa ayağı olur bunların. Ama lezzetli, ver oradan iki kaşık daha.
Aynur: (Elindeki altın poşetini sallayarak nefes nefese içeri dalar) Yetiştim! Kuyumcuyla kavga ettim kızlar, adam bana ‘Abla çeyreğin kulpu hafif eğik’ dedi. Dedim ‘Sen o kulp için canını verirsin, Şükran Hanım masada bekliyor!’ Al Füsun, koy şu kaseye.
Füsun: (Çeyreği alıp havaya kaldırır, ışığa tutar) Aynur bu altının üstünde diş izi var kızım! Dün gece evde bunu kemirdin mi naptın?
Aynur: Çocuğun elinden zor aldım ayol! ‘Anne çikolata mı?’ diye emmeye başlamış, zorla çektim ağzından. Ne fark eder, altın altındır! Çeyrek işte, parlıyor mu parlıyor! Sen kısırdan haber ver, içine ceviz koydun mu?
Şükran Hanım: Kısırı bırakın da şu kuralı koyalım artık. Gelecek ay bana geliyorsunuz. Kimse bana o 'Ay Şükran abla ben rejimdeyim, tabağıma sadece iki yaprak marul koy' numarası çekmesin! O tabağı bitirmeyenin çeyreğini vermem, balkondan aşağı atarım!
Nermin: (Gözleri kısıra kilitlenmiş, çatalını mızrak gibi tutarak) Şükran abla sen önce o haşhaşlı çöreğin tarifini düzelt. Geçen sene getirdiğin çöreği çiğnerken dolgum düştü, altın gününden aldığım parayı dişçiye yatırdım! Kâr edeceğime içeri girdim senin yüzünden!
Füsun: (Masaya yumruğunu vurur) Yeter be! Altını alan da söyleniyor, veren de! Bakın tencerenin dibinde son iki kaşık kısır kaldı. Şükran abla sakın elini uzatma, tansiyonun var senin!
Şükran Hanım: (Çatalıyla Füsun’un eline vurur) Sen benim tansiyonuma kurban ol! O kısır benim hakkım! Benim verdiğim çeyrek 2024 basımıydı, gıcır gıcırdı; senin bana taktığın teneke gibi çizik içindeydi! Kısırı bana bırakacaksın!
Aynur: Ay bana bakın, altın maltın umurumda değil! Kocama 'Geleceğe yatırım yapıyorum' diye evden çıktım, şu an göbeğim sehpanın kenarına değiyor, nefes alamıyorum! Eğer o son kaşık kısırı yemezsem bu kadar kaloriyi boşuna almış olurum, çekilin!
FİNAL
Kadınlar nihayet gerçeği itiraf etti: Altın günü, mahalle kadınlarının kendi aralarında kurduğu tarihin en lezzetli saadet zinciriydi. Kasede dönüp duran o çeyrek altın sadece vicdanları rahatlatmak için ortada duran bir figürandı; çünkü günün sonunda kimse zenginleşmiyor, sadece herkes nar ekşili bir mutlulukla eve yuvarlanarak dönüyordu!
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu