Kolektif Kütle 42
Bir başka müsekkin sosyal uyuşturucu enstrüman da, kötülükleri haksızlıkları kolektif emek gücüne el koymakta bulmuyor; sadaka vermemekte buluyordu! Kurban kesmeme de, hasetliğe düşme de ve nefsine yenilme gibi çelişkileri kutsama makta, kişilerin bunlara riayet etmemesinde kötülük buluyordu.
Halbuki kurban, zekat, sadaka, haset gibi akıl dışı söz ve anlayışlar üreten toplumsal inşa içinde ve üreten inşa temelinde hiç yoktur. Bunlar inşa harcı değildirler. El 'in keyfi takdirinin getirdiği sistemin üretim paylaşım arızalarıdırlar.
İşin tuhafı ne biliyor musunuz? köleci inşanın ve tüm kötülüklerin müsebbibinde tüm adalet diye adalet bekliyor olmak.
Köleci sürece kadar iyilik-kötülük, sadaka-zekat; nefsine yenilme gibi galatı meşhur kavramlar olmadan mutlu şekilde gelen insanlık; şimdi mutluluğu El ‘in denize attığı tasadduk, erdem, iyi ahlak gibi yılanlara sarılmakta arıyordu.
El de kendi takdiriyle olan kötülüklere karşı çareyi kolektif inşanın ve üreten ilişkinin içinde hiç bulunmayan ve ne inşanın, ne üreten ilişkinin nedeni olmayan; nefsine yenilme, tamah etme, hased etme, sadaka verme, zekat gibi “bu absürtlükler” içinde arıyordu.
22 b Mülk sahibi anlayışı haksız ürettirme ve haksız paylaştırma nedeniyle insanları kolektif kütleli merkezden çevreye doğru dağıtan bir yozlaştırmaydı. Kişileri kolektif iyelik gibi kütle merkezine birleyen anlayış değildi.
İnsanlar kolektif yaşamın, kolektif yapabilirliğin, kolektif bilginin konforuna duyulan arzu nedenle ve kolektif konfora birgün yeniden kavuşacağı inancına binaen olsa bunlardan vaz geçmemek adına kolektif kütleye kimi teslimiyetle, kimi kısmi bir kuşkuyla kimi de şimdilik bu değişene kadar bu böyle olmalı demekle kolektif güce ve kolektif yapabilirlerle, kolektif kütleye; öznel bencil beklentilerle boğaz tokluğuna eğilim ediyordular.
Oysa kanaatkarlık ve açgözlülük köleci sistemin ürünüydüler. Ya da El mana anlayışıyla gelen onlarca tehlikelerdendiler. Şimdi kolektif yapabilirlik gücü mülk sahibine geçmişti. Teslimiyet te mülk sahibineydi. Bunun şahlandırılması da vatan, etniklik, vatan, millet, cennet söylemiydi.
Kolektif yasalardan ve kolektif bağlı bilinçlerden bir bir sapış olan “dua edin ki icabet edeyim” tarzı yalvartan mülk sahibi tutumlarla mülk sahibi insanı kendisinin bile “ne olduğunu tam bilmediği, güya bir ahlaka (ahlaksızlığa); bir erdeme çağırıyordu.”
23•Mülk sahiğliği anlayışı insanları kolektif bağlarına yabancılaştıran bir unutturma ortaya koyacaktı. Mülk sahibi bu birinci aşamayı gerçekleştirmek için kendisinin tabiri ile güzel ahlak dediği bu uyuşturucu kavramların teskin etmekten öteye bir şey olmadığını kurnazca bilmezden geliyordu.
Çünkü kolektif kıyasa göre köleci tutum olarak beliren ahlaksızlığı, toplumsal tedirginliği; yardım etmemede, zekat vermemede, sadakada bulunmama da, kurban kesmeme de, haset etmede; nefsine yenilme de, fakiri düşünmeme gibi daha absürt yerlerde arıyordu, aratıyordu. Böylece insanlara nedenli düşünmeyi sarfınazar ettiriyordu.
Yani bu mantığa göre "fakiri" düşünmediğimiz için fakirlik vardı! sadaka vermediğimiz için sefillik vardı. İyi de sadaka verirlik nereden geliyordu? Yerseniz öyle! Oysa insanların köleci toplum olmadan önce fakiri yoktu. İnsan köleci toplumla, eş deyişle; özel mülk sahipliği olan toplum içinde fakir olmuştu.
24•Mülkiyetçi kötülüğün ikinci aşamasında ve o çağlarda henüz gerçeği sezememiş olan durumuyla; belki berbat ortama kayıtsız kalmayan iyi niyetle; ya da dava adamı olarak belki de ikbalini düşünerek ama sonuçta köleci yasaları öğreten ahlakçı öğretmenler ortaya çıktı.
Bu yolu sürdürecek kimi şeriatçılar mülk sahibiyle uzlaşmakla lümpenliği ortaya koyacaktı. Kısaca o günlerin gelişmişliği içindeki bu sefalet, bu zulüm karşısında ahlakçılar boy göstermişti. Ahlakçıların yoluna şeriat ve din dendi.
Ama iyi niyetli çabalar yatıştırıcı, uyuşturucu olmaktan; ruh sağlığı bozulmasını körüklemekten öte pek bir şey olmayacaktı. Kötülük kalkmayacak; sadaka, zekat, tasadduk etme, ihsanda bulunma gibi "binbir melek yüz kıyafetle kötülükler" sürüp gidecekti.
Mutluluk, özgürlük gibi çare melek yüz kıyafeti giymiş kostümlü kısır döngülerde aranıyordu. Çare; neyi kaybedildiği, nerede kaybedildiği; kaybedileni kaybedilen yerde değil de kaybı; El inancı gibi bulunmaması gereken yerde aratıyorlardı.
25•Mal sahipleri, para sahipleri bu köleci din kuralı olgusuna sahip çıkacaktı. İnsanlar sanki çalışmıyor, sömürülmüyor gibi “Çalış senin de olur.” Gibi büyük! özlü! süslü! veciz! laflar ediyordular.
26•5000 din icat edilmişti ama hiç biri kafa putu olmaktan öte gitmemişti. Beş bin din insan mutluluğunu sağlayamamıştı. Sağlayamazdı da. Keybettirilenleri hayallerde arıyordu.
Dinler zaten peyde pey, taksit taksit ve sindirte sindirte, "uygulama içinde aksağını düzelte düzelte" geldi. Yine de değişen şartlar içinde El sözü öngörülü olamıyor ve yetmez oluyordu.
El yalan söyledi El geleceği veya gaybı bilmiyor denmesin diye; mülk sahiplerinin velinimet düşüncesi olan El üzerinde şüpheler oluşmasın diye insanlar yoldan çıktı, sapıttı dendi.
Elin sözünü dinlemedi gibi söylemleriyle şartlara uymaması nedenle bozulan, unutulan, saptırılan şeriatı yeniliyorum diyerek ortaya çıktılar.
Dinler teslimiyet gibi, biat gibi salihlerden olma gibi uysallaştırıcı köleci öğüt yasaları empoze edip süreci sürdürmekle sorunun ne nedenidirler, ne çözü müdürler. Sorunun istismarı ve istismarın melek görünümlü yüzüdürler.
•Ne aradığınızı bilmezseniz, ne bulacağınızı da bilemezsiniz. Bütün kötülüklerin temeli kolektif yasalardan sapmakla; kolektif geri bağlanım yasalarına uymamakla; kolektif yapıya özel mülkçü anlayışla bakmakla sorunların ortaya konduğunu bilmezseniz ahlaksızlıkta ahlak arayıp, Pandora ’nın kutusunu açmış olursunuz?
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu