Kendin İçin İstediğini Kardeşin İçin de İstemek
Kardeş olmak didişmeyi değil dayanışmayı, aldatmayı değil paylaşmayı, umursamazlığı değil diğergâm olmayı gerektirir. Size, dünyanın neresinde olursanız olun köklerinizi hatırlatır. Damar damar çekilirsiniz kendisinden neşet ettiğiniz köklere doğru. Kopamaz kaybolamazsınız. Kardeşlik duygusunu korumak sizi kaoslardan kurtarır, yitip gitmezsiniz. Hayata tutunur, yeni başlangıçlar dokursunuz gönül tezgâhınızda. Kendinizi bir topluma ait hissederek gel geç hevesler peşinde koşmazsınız.
Toplumu besleyen ana damarlardan biridir kardeşçe yaşama ilkesi. "Müslüman müslümana zulmetmez, onu düşmana teslim etmez" ifadesi, ihaneti, arkadan vurmayı kişisel çıkarı toplum menfaatinin önüne geçirmeyi yasaklayan, maddî-manevî her türlü zulmü, haksızlığı önce zihinlerden sonra da yaşantılardan kazıma çabasını gösteren bir ifadedir. Toplumsal huzuru dinamitleyecek hiçbir girişimin onaylanamayacağının bildirgesidir aynı zamanda. Müslüman'ın, müslüman olmasının doğal sonucu olarak zihninde böyle çarpık bir düşünceye yer olamayacağının ilanıdır. Mü'mini "Kendisi için arzu ettiğini din kardeşi için de arzu etme" Buhari, İman 7) düsturuna taşımada kılavuzluk yapacak kriterdir.
Bu hadiste, kardeş olmanın hayatı ve ilişkilerin tüm boyutunu kuşatan yönüne sorumluluk eksenli bir perspektif kazandırıldığını da görmekteyiz. Birbirinden haberdar ve birbirine duyarlı insanlardan oluşan bir toplum modeli sunulmaktadır. Bu açıdan bakıldığında sıkıntıların, biz onlardan kurtulmak için boğuşup dururken, fark edemeyeceğimiz bir şekilde hayatın anlamını sunduğunu düşünmek mümkün.
İster maddî ister manevî boyutta olsun sıkıntılar, onu yaşayanla ona şahit olan için sınanma sürecidir aslında. Sıkıntıyı yaşayan için sabırla direnebilme, sıkıntıya şahit olan için ise yardıma ihtiyacı olana destek elini uzatabilme kabiliyetinin ortaya çıkacağı bir sınanma süreci. Yani aslında insanlık kabiliyetimizin ortaya çıkacağı bir süreç.
Bu insanlık yarışındaki zorlu etaplardan biri de: Başkasının geçmişinde gördüğümüz ayıp ve kusurların üzerine gitmeden, Bağışlayıcı ve hoşgörülü olabilme kısmıdır. Hata ve kusurların ifşa edilmesi, durumun ıslahına bir katkı sağlamadığı gibi insan onurunun zedelenmesine ve kişinin duyarsızlaşmasına vesile olabilir.
Tenhalarda işlenen yanlışlıklar alenî olarak yapılmaya başlar. Bu durum ise yanlış yapanı yolundan döndürmediği gibi yanlışın yayılmasına da zemin hazırlayabilir. Kardeş olmak, kardeşine karşı sorumluluk taşımak demektir. İlişkileri daha ileri seviyelere taşıyabilmek için elden gelen gayreti göstermeyi gerektirir. Kaldı ki, kusur örtücü olmak, o kusura karşı duyarsız olmayı da gerektirmez. Kardeşliğin, en yüce mertebesi Ashab-ı Kiram arasında cereyan eden ve dünya tarihinde eşine ve emsaline rastlanmayan en güzel duygular, onlardan sadece miras olarak kalmıştır. Allah’a giden yolun aslında ilk durağı, kardeşlerde fani olmaktır. İmanın en sağlam halkası, kardeşini kendi nefsine tercih etmektir.
Merhum Muhammed İkbal’in şu veciz sözü ne kadar kıymetlidir: “Mü’minin bana sertçe bakışı, kafirin tebessümle bakışından daha kıymetlidir!..” Bunu ileriye geçemeyen, yani kardeşini kendi nefsine tercih edemeyen kimsenin, bu yolda mesafe kat etmesi hemen hemen mümkün değildir. İbadetlerden lezzet almak noktasında, sadık dostların çok büyük bir rolü vardır. Çünkü, sadık dostlar daima Allah ve Resulünden bahsederek, onlarla irtibat halindedirler. Her kim, böylesi insanlarla dostluk kurarsa, onların meclisinde bulunmaları, sohbetlerini dinlemeleri, tavsiyelerine uymaları ibadettir.
Sadık dostta aranacak vasıf ise, bakışıyla Allah’ı hatırlatmalı, Allah’ın rahmetinden ümit kestirmemeli ve Allah’ın azabından emin kılmamalıdır. Vefa bunlardadır. Allah’a vuslat yolu bunlardadır. Cenab-ı Hakkın sevgi ve bağışı onlarla beraberdir.
Hz. Ali (k.v) buyururlar ki: “Dost edinin! Onlar sizin için dünya ve ahiret sermayesidirler. Cehennem ehlinin: “Bizim için şefaat edicilerden kimse olmadığı gibi, samimi dost da yoktur” Şura:100-101 diyeceklerini duymadınız mı! buyurur. İhya-u Ulumiddin C :2 - S: 401. Müellif İmam Gazali, Mütercim Ahmed Serdaroğlu
Sadık dost, dünyada hüzünlü ve kederli anlarda akarsu gibidir. Kıyamet gününde ise, şefaatçi ve yardımcıdır. Kardeşlik ve arkadaşlık bu şekilde olursa, dünya ve ahirette fayda sağlar. Sadece dünyalık bir menfaat sebebi ile meydana gelen bir kardeşlik veya arkadaşlık, neticesiz kalır. Bu da, karşılık gördüğü nispette olur. Eğer karşılık görülmediği zaman, o kardeşlik o an sona erer. Sonra, dünyada temeli menfaate dayanan arkadaşlıklar, kıyamet gününde düşmanlık vesilesi olacaktır.
Birbirlerine olan düşmanlıkları öyle olacak ki, Yüce Allah’ın huzurunda tartışarak, birbirlerini ebediyen görmeyi istemeyeceklerdir. Rabbimiz bu durumu bize şöyle bildirir: “O şeytan dostu kimse bize gelince arkadaşına: “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık bulunsaydı. Meğer ne kötü arkadaşmışsın sen” der.” Zuhruf: 38
Çünkü dünyada iken arkadaşlıkları menfaate yahut zevk ve eğlenceye yönelik olduğu için, birbirlerini günaha teşvikte yarışıyorlardı. Günahlarının hesaplarını bir bir verirken: “Ya Rabbi! Aslında ben bu günahı işleyecek durumum yoktu, ama şu arkadaşımı görüyorsun ya, işte bu günahı onun hatırına işledim” diyecek. O da aynı şekilde: “Ben de şu günahı onun hatırına işledim” diyerek, Hâkimlerin Hâkimi olan Allah’ın huzurunda kavgalaşacaklar ve sonunda: “Ya Rabbi! Bizim aramızı öyle ayır ki, doğu ile batı arası kadar birbirimize uzak olalım” diyeceklerdir.
Rabbim bizleri hakiki anlamla İslam kardeşi eylesin. Birbirimizden şikâyetçi değil şefaatçi olanlardan etsin… Rabbimizden kardeşliğimizin devamını diliyoruz. Âmin…
Toplumu besleyen ana damarlardan biridir kardeşçe yaşama ilkesi. "Müslüman müslümana zulmetmez, onu düşmana teslim etmez" ifadesi, ihaneti, arkadan vurmayı kişisel çıkarı toplum menfaatinin önüne geçirmeyi yasaklayan, maddî-manevî her türlü zulmü, haksızlığı önce zihinlerden sonra da yaşantılardan kazıma çabasını gösteren bir ifadedir. Toplumsal huzuru dinamitleyecek hiçbir girişimin onaylanamayacağının bildirgesidir aynı zamanda. Müslüman'ın, müslüman olmasının doğal sonucu olarak zihninde böyle çarpık bir düşünceye yer olamayacağının ilanıdır. Mü'mini "Kendisi için arzu ettiğini din kardeşi için de arzu etme" Buhari, İman 7) düsturuna taşımada kılavuzluk yapacak kriterdir.
Bu hadiste, kardeş olmanın hayatı ve ilişkilerin tüm boyutunu kuşatan yönüne sorumluluk eksenli bir perspektif kazandırıldığını da görmekteyiz. Birbirinden haberdar ve birbirine duyarlı insanlardan oluşan bir toplum modeli sunulmaktadır. Bu açıdan bakıldığında sıkıntıların, biz onlardan kurtulmak için boğuşup dururken, fark edemeyeceğimiz bir şekilde hayatın anlamını sunduğunu düşünmek mümkün.
İster maddî ister manevî boyutta olsun sıkıntılar, onu yaşayanla ona şahit olan için sınanma sürecidir aslında. Sıkıntıyı yaşayan için sabırla direnebilme, sıkıntıya şahit olan için ise yardıma ihtiyacı olana destek elini uzatabilme kabiliyetinin ortaya çıkacağı bir sınanma süreci. Yani aslında insanlık kabiliyetimizin ortaya çıkacağı bir süreç.
Bu insanlık yarışındaki zorlu etaplardan biri de: Başkasının geçmişinde gördüğümüz ayıp ve kusurların üzerine gitmeden, Bağışlayıcı ve hoşgörülü olabilme kısmıdır. Hata ve kusurların ifşa edilmesi, durumun ıslahına bir katkı sağlamadığı gibi insan onurunun zedelenmesine ve kişinin duyarsızlaşmasına vesile olabilir.
Tenhalarda işlenen yanlışlıklar alenî olarak yapılmaya başlar. Bu durum ise yanlış yapanı yolundan döndürmediği gibi yanlışın yayılmasına da zemin hazırlayabilir. Kardeş olmak, kardeşine karşı sorumluluk taşımak demektir. İlişkileri daha ileri seviyelere taşıyabilmek için elden gelen gayreti göstermeyi gerektirir. Kaldı ki, kusur örtücü olmak, o kusura karşı duyarsız olmayı da gerektirmez. Kardeşliğin, en yüce mertebesi Ashab-ı Kiram arasında cereyan eden ve dünya tarihinde eşine ve emsaline rastlanmayan en güzel duygular, onlardan sadece miras olarak kalmıştır. Allah’a giden yolun aslında ilk durağı, kardeşlerde fani olmaktır. İmanın en sağlam halkası, kardeşini kendi nefsine tercih etmektir.
Merhum Muhammed İkbal’in şu veciz sözü ne kadar kıymetlidir: “Mü’minin bana sertçe bakışı, kafirin tebessümle bakışından daha kıymetlidir!..” Bunu ileriye geçemeyen, yani kardeşini kendi nefsine tercih edemeyen kimsenin, bu yolda mesafe kat etmesi hemen hemen mümkün değildir. İbadetlerden lezzet almak noktasında, sadık dostların çok büyük bir rolü vardır. Çünkü, sadık dostlar daima Allah ve Resulünden bahsederek, onlarla irtibat halindedirler. Her kim, böylesi insanlarla dostluk kurarsa, onların meclisinde bulunmaları, sohbetlerini dinlemeleri, tavsiyelerine uymaları ibadettir.
Sadık dostta aranacak vasıf ise, bakışıyla Allah’ı hatırlatmalı, Allah’ın rahmetinden ümit kestirmemeli ve Allah’ın azabından emin kılmamalıdır. Vefa bunlardadır. Allah’a vuslat yolu bunlardadır. Cenab-ı Hakkın sevgi ve bağışı onlarla beraberdir.
Hz. Ali (k.v) buyururlar ki: “Dost edinin! Onlar sizin için dünya ve ahiret sermayesidirler. Cehennem ehlinin: “Bizim için şefaat edicilerden kimse olmadığı gibi, samimi dost da yoktur” Şura:100-101 diyeceklerini duymadınız mı! buyurur. İhya-u Ulumiddin C :2 - S: 401. Müellif İmam Gazali, Mütercim Ahmed Serdaroğlu
Sadık dost, dünyada hüzünlü ve kederli anlarda akarsu gibidir. Kıyamet gününde ise, şefaatçi ve yardımcıdır. Kardeşlik ve arkadaşlık bu şekilde olursa, dünya ve ahirette fayda sağlar. Sadece dünyalık bir menfaat sebebi ile meydana gelen bir kardeşlik veya arkadaşlık, neticesiz kalır. Bu da, karşılık gördüğü nispette olur. Eğer karşılık görülmediği zaman, o kardeşlik o an sona erer. Sonra, dünyada temeli menfaate dayanan arkadaşlıklar, kıyamet gününde düşmanlık vesilesi olacaktır.
Birbirlerine olan düşmanlıkları öyle olacak ki, Yüce Allah’ın huzurunda tartışarak, birbirlerini ebediyen görmeyi istemeyeceklerdir. Rabbimiz bu durumu bize şöyle bildirir: “O şeytan dostu kimse bize gelince arkadaşına: “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık bulunsaydı. Meğer ne kötü arkadaşmışsın sen” der.” Zuhruf: 38
Çünkü dünyada iken arkadaşlıkları menfaate yahut zevk ve eğlenceye yönelik olduğu için, birbirlerini günaha teşvikte yarışıyorlardı. Günahlarının hesaplarını bir bir verirken: “Ya Rabbi! Aslında ben bu günahı işleyecek durumum yoktu, ama şu arkadaşımı görüyorsun ya, işte bu günahı onun hatırına işledim” diyecek. O da aynı şekilde: “Ben de şu günahı onun hatırına işledim” diyerek, Hâkimlerin Hâkimi olan Allah’ın huzurunda kavgalaşacaklar ve sonunda: “Ya Rabbi! Bizim aramızı öyle ayır ki, doğu ile batı arası kadar birbirimize uzak olalım” diyeceklerdir.
Rabbim bizleri hakiki anlamla İslam kardeşi eylesin. Birbirimizden şikâyetçi değil şefaatçi olanlardan etsin… Rabbimizden kardeşliğimizin devamını diliyoruz. Âmin…
Kendin İçin İstediğini Kardeşin İçin de İstemek başlıklı yazı Ali ÖZKANLI tarafından
28.01.2012 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 6
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.