Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Bir Can Destanı

 

 

"Bir can yatıyor burda, bin candan daha iri


Bir can…

Bir canın destanı bu, dinleyin hele.

Bir can ki,

feda olmuş kutsal değerleri uğruna,

Mermi gibi saplanmış gencecik yaşında,

Kara toprağın kara bağrına

 

Fani âlem, faniliklere gebe

Dönecek er geç bütün canlar,

can taşıyanlar

geldikleri yere

Sen de, ben de…

 

Can vermek yakışır

 kimlere mi?

Gerek var mı söylemeye?

Şu şu şu demeye.

 

Can vermek yakışır, can vermeyi bilenlere,

Canı, verilmesi gereken yerde verenlere,


İnkârı yok bunun,

inanırsa ahrete insan

Sorulduğunda Hak tarafından

Konuşacak şehidim rabbine.

Kalkacak ayağa dimdik, kanlı elbiseleriyle

Bir elinde Kuran, bir elinde bayrak,

başında bere.


Haykıracak:

Hey, hey, hey diye.

Bu can emanet,

Emanete olmaz hıyanet...

 

Emaneti ne kadar tutacaksın elinde,

Söylesene?

 

Peki, tutacağın süre?

Yirmi sene, elli sene, bilemedin yüz sene.

Ama sonunda yine vereceksin sahibine.

 

Verilecek, elbet verilecek can denilen cevher

Sayılı günler bittiğinde.

….

Var mı kurtaracak canını

ölümden, Azrail'den,

saklanarak, kaçarak evlerine…

 

Selam gönder yiğit selam,

Selam gönder,

Er doğdum diyen er oğlu erlere

Selam gönder Ağrı Dağı’na, Tanrı Dağı’na, Hayber’e

Duyursunlar sesini, duysunlar nefesini

Kazısınlar ismini,nurdan harflerle.

Hıra dağının zirvesine, Allahu Ekbere.


İşin özü şu:

Bu can,

Emanettir tende, kalmaz ebedi

Faninin ebedi olmaz, ömür senedi

Kimler denemedi,

vadeyi uzatmak için

Ebedi kalmak için 

ama muradına eremedi.


Öyleyse, korkuya gerek var mı?

Ha bir gün önce,

Ha bir gün sonra.

Davan haklıysa düşünme gerisini.

Atalar demiş ya gidin arada bir mezarlıklara.

Kara toprağı yastık yapıp baş koyanlar bakın

Çöpçülere, ırgatlara, hanlara, hakanlara

Bakın da benliği, bencilliği, ikiliği bırakın

.

Ne bir ses, ne bir nefes,

Sessizliği dinliyor orada herkes.

Bu nasıl bir manzara? İki kelime çözüyor bütün sihri.

Doğum ve ölüm...

Doğumla ölüm arasındaki süre: Hayat

yaşanmış, yaşanan, yaşanacak

su gibi sonsuzluğa akacak, akacak, akacak

kaybolacak.

İki taş kalacak geriye

Yazmışlar üzerine doğumu ve ölümü

İşte bu hayatın çözülmeyen düğümü.

 

Ömrü uzun mu, kısa mı?

Kim kimden kaç sene fala yaşamış.

Kim ömrünün baharında, kim açılmamış gonca iken

Kopmuş dalından.

 

Geçecek ölümünün üzerinde aylar, yıllar, yüzyıllar...

Geçen binlerce sene.

 

 

Kısacık ömür.

Şu uzun, şu kısa demenin anlamı yok.

Yok, meydanda iki taştan başka şahit yok.

Tanıyanlar da toprağa karışmış

Bilen yok ayrıntıyı.

Fani dünyanın tek gerçeği ölüm.

Perde perde ömür.

Sonuç:

Yaşayan ölür.

 

Baş taşları vekili olmuş yatanın.

Konuşuyor adeta.

Üzerinde resimler, yazılar.

Neler yok ki yazılarda:

Doğum , ölüm tarihi, şiir, destan, dua…

Vazgeçilmezi:

“EL FATİHA.”

….

Göçmüşler şu yalan dünyadan ebedi âleme,

Kimi genç yaşında, kimi piri fani.

İsimlerinden başka kalmamış hiç bir iz.

Komşu olmuşlar yatıyorlar yan yana.

Yaşlı, genç, zengin, fukara…

 

Bir can ki,

Haklı olarak Hak uğruna, Kuran yoluna baş koymuş.

Can vermiş, can almış, Hak buyruğu için.

 

Kulluk görevini yapmak için şahlanmış

Kanlarıyla toprağa ben şehidim ya Rab

İşte şahidim:

Al kanımla suladığım şu kara toprak

Diye haykırmış bir can,

Adı Mehmet, adı Ahmet, Adı Muhammet…

Yan yana yatıyorlar.

 

Önce ben anlatayım hayat hikâyemi,

Sonra arkadaşlarım sırayla.

Dinleyin, anlatacağım,

Birkaç mısrayla.

 

Hayatımın hikâyesi:

Şimdi geldim işte, şimdi en önemli yere.

Çarpıştığımız yerden başlayayım anlatmaya.

Çarpıştığımız yerden.

Yamaca bakın, dağın yamacına dikkatlice.

Şurası, evet, evet tam şurası çarpıştığımız yer.

Şurası da çarpıştığımız yamaç.

Üzerinde kırmızı güller, çiçekler açmış.

İşte tam orası…

 

Çarpışırken aklıma kahraman atalarım gelmişti.

Onlar gibi vuruşmak, onlar gibi çarpışmak istiyordum.

Kendimi, Hz. Hamza ile, Kürşat’la, Alparslan’la, Ulubatlı ile

Özdeşleştiriyorum. Korku benden korksun diyordum içimden.

Ne top ne tüfek, ne mermi ne gülle korkutmuyordu beni.

Gülle gibiydi bedenim, mermi gibiydi.

İçimden nara atmak, Allahın adını haykırmak geliyordu.

Duramıyordum yerimde. Damarlarımdaki kan coşuyordu.

Uçmak istiyordum bir füze gibi.

Hücum emrini bekliyordum.

 Sabrım bitmişti.

 

Ben Yamtar’ım, Ben Sencer’im, Köroğlu’yum, Ayvazım.

Ben yeri delmeli, göğü çökertmeliyim hainin üstüne.

Yoksa er doğduğumdan utanırım,

Doğduğuna pişman edemezsem zalimi.

 

Allahın Arslanından utanırım.

Nebiler nebisinden,

Gireceğim kara yerden utanırım.

 

Ben kara yere kara leke ile değil,

 ak alın, ak yüz, ak kefenle girmeliyim.

Toprak bana sarılmalı sımsıkı yiğidim diye.

Bedenim yerde, ruhum göklerde nam salmalı.

Beni saranda kara toprak sarsılmalı.

Gökte kandiller sallanmalı salıncak gibi.

 

İmrenmeli herkes bana.

Hak buyruğu için can verdi.

Bin canı olsa hiçbirini esirgemezdi.

O Müslüman bir Türk’tü desinler istedim.

Silaha sarıldığımda.

 

Benim için:

Mazluma sığınaktı, limandı.

Yetime kucaktı sıcacık.

Kimsesize, garibe sılaydı. Evdi, korunaktı.

Hürriyete âşıktı, sancaktı, bayraktı.

O aydınlık günlerin habercisi şafaktı doğan.

Şafağın kızıllığı, ondan dökülen kıpkırmızı kan.

Desinler diye hücum emrini beklemeden fırlayacaktım ki,

O mübarek ses duyuldu.

 Hüüücuuuummmm.

 

Şükürler olsun yarabbi.

Bu ses bana diyordu ki: Bu diyar.

Müslüman Türk'ündür kıyamete kadar.

Şu ovalar şu dağlar,

Türk'ü görmezse, türkü duymazsa hüngür hüngür ağlar.

 

Fırladım hücum emriyle.

Neler düşünmüştüm neler hücum etmeden önce.

Fırsattı kendimi göstermek için Yaratana.

Ben senin için varım,

Senin yarattığın güzel insanların seni tanıması için vesileyim

Canımla, kanımla sana geliyorum gözümü kırpmadan,

Diyecektim Allaha.

 

Bakıyorum yamaçlara,

Gelincikler küme küme, her taraf kırmızı bir derya.

Demet, demet gelincik, kıpkırmızı

Şu kırmızılığa bir bak.

Öyle kırmızı ki, kımızılığı kanım kadar berrak.

Tam burada akmıştı kanım, işte tam burada…

Çağlayarak…

 

Coşmuştum. Kanım durmuyordu damarımda.

Ben boğacağım diyordu haini kanım.

Ben boğacağım,sel olup akarak.

Fışkırıyordu etrafa.

Bu toprakların bedeliydi akan kan.

Tapusu: Kanla yazılan destan.

Bedeli candı bu mübarek toprakların.

Unutmayın haaaa unutmayın.

 

Bakın,

Künyem boynumda hala saklıyorum.

Bakıyorum künyeye, adım Ahmet,

Bir daha bakıyorum adım Mehmet,

Bir daha bakıyorum, Muhammet,

Baktıkça çoğalıyorum, ben bir miyim, bin miyim?

Arkadaşlarım yanımda eksiksiz…

Onlar da gelmişler benimle.

Herkesin künyesinde aynı isimler, tuhaf değil mi?

Arkadaşlarım ben olmuşlar, ben de arkadaşlarım.

Bir daha bakıyorum künyeme…

Hayretler içindeyim.

Neredeyim ben?

Neredeyim?

……

Gökyüzünde uçuyorum bir kartal gibi

arkadaşlarımla beraber.

Bizim bölük kuş sürüsü gibi kanatlanmış.

En başta ben uçuyorum, diğerleri beni takip ediyorlar.

Anka derlerdi, Hüma derlerdi hani. Ben miyim yoksa.

Ayrılıyorum arkadaşlarımdan bir müddet.

Süzülüyorum.

Engin ufuklara bakıyorum başımı kaldırıp.

Kocaman harflerle yazmışlar,

Öyle parlıyor ki yazılar. Gözlerim kamaşıyor.

“Şehitler Ölmez”,

Bir daha okuyorum.

Şehitler ölmez, Onlar diridirler.

Bir ses yükseliyor, yankılanıyor kulaklarımda:

-Ahmet, Mehmet, Muhammet…

Dönüyorum o tarafa yine aynı yazı

“Şehitler Ölmez

 

Bir kuş gibi uçuyorum,

Çam fidanlarının süslediği yemyeşil bir mezarlığın üzerindeyim

“Şehitlik” yazıyor mezarlığın kapısında.

Gözüm bir mezar taşına takılıyor.

Bu ne?

Şaşıyorum, Şaşırıyorum,

Ben, bu ben!

Benim adım yazılı…

 

Ama ben ölmedim ki, ben yaşıyorum!

Yoksa rüya mı görüyorum. Dur hele!

Bir mermi saplanmıştı göğsüme

O anı çok iyi hatırlıyorum,

Allah Allah diye ilk ben fırlamıştım mermi gibi…

Gerisi mi? Bir hatırlayabilsem!

Hatırlat bana, hatırlat ey yerin göğün sahibi.

Yalvarıyorum Allah’a hatırlatması için.

Bir şeyler geliyor gözümün önüne film gibi.

Düştüğümü…

Şahadet getirdiğimi…

Anamı, babamı, eşimi, bebeğimi…

Bebeğimi ya!

Hiç görmemiştim onu.

Bir fotoğrafını göndermişlerdi oğlun oldu diye.

Onlar geçmişti gözümün önünden bir bir

Bir resim gibi…

 

Evet, ben askerdeyken doğmuştu.

Fotoğrafı döş cebimde,

Onu hep kalbimin üstünde saklardım.

Yüzünü görmemiştim, sarılıp koklamamıştım.

Hasretliğimi resmine bakarak gideriyordum.

Şu askerlik bitse de sarılsaydım yavruma doya doya

Hasretliğin bitmesine çok az kalmıştı

Sayıyordum günleri ha bitti ha bitecek diye

 

Ne diyordum, “mermi…”

Mermi değdiğinde döşüme,

Kurtarmaya çalışmıştım bebeğimi ilkönce.

Elim göğsümün üzerindeydi.

Onun resmi yırtılmasın,delinmesin yeter.

Sonrasını, sonrasını hatırlamıyorum.

Film kopuyor sanki görüntüler sisli, paslı, puslu.

Görüntü bir gelip bir kayboluyor hafızamdan.

Mezar taşı çekiyor beni

Gözlerim mezar taşında

İnsanın kendi mezarını görmesi nasıl bir duygu bilir misiniz?

İşte ben şimdi o duyguları yaşıyorum.

Orhun Kitabeleri geliyor gözümün önüne.

Yüreği çağlardan büyük Kül Tiğin Atam.

Zekası dünyayı sarsan Bilgeler Bilgesi Bilge Kağan Atam.

Vezirler veziri Tonyukuk.

…….

Sonra dönüyorum,

İsmimin yazılı olduğu baş taşına bakıyorum

Uzun bir yazı..

 

Evet evet.

 Bir can destanı”yazıyor

Okuyorum.

Bir can yatıyor burda, bin candan daha iri

Can vermeseydi bu can, kıvılcım kor olmazdı

Can verilen bu toprak, bu yüzden ki dip diri

Fedaisi olmayan milletler hür olmazdı

Sen olmasaydın yiğit, sesimiz gür olmazdı

 

Göğü delerdi başın, yer delinir çökerdi

Haykırışın dağları yerlerinden sökerdi

Kanayan yaraların, gül rengi kan dökerdi

Ayrılığın olmasa yüreğim nar olmazdı

Yaş dökmekten ananın, gözleri kör olmazdı

 

Zor olan vatanında gezmektir boynu bükük

Bir Türk için olamaz, esaretten ağır yük

Rütben şehitlik senin, rütbe yok bundan büyük

Can vermeseydi bu can şehitlik yâr olmazdı

Şehitler olmasaydı bu millet var olmazdı

 

Melekler alkışlıyor, selamlıyor ayakta

Senin adın yazılı, dalgalanan Bayrak’ta

Kahramanlığın senin Hamza’yı andırmakta

Bu memleket bu kadar güzel diyar olmazdı

Yaz gelmezdi yurduma, mevsim bahar olmazdı

 

Mezarın başında birilerini görüyorum.

Şu çocuk, kim bu?

Bu oğlum Ahmet olmalı,

Ahmeeettt.

Duymadı galiba.

Küçücük ellerini açmış dua ediyor.

Resmi vardı cebimde

Gözlerinden tanıdım onun oğlum olduğunu.

Bayağı büyümüş. Koca adam olmuş.

Ya şu ihtiyar beli bükülmüş adam!

Bir kadının elinden tutmuş mezara yaklaşıyorlar.

Kadının adım atışından görmediği belli.

İyice dikkat kesiliyorum yüzlerine.

Şükürler gördüğüme, şükürler diyorum.

Bunlar, bunlar anamla babam!

Anamın gözleri kör olmuş.

Babam elinde asa, çökmüş garibim.

Mahvolmuş.

Vay anam, vay babam vay.

Vay ki vay diyorum. Ne hale gelmişler böyle.

Polat gibi sağlamdı babam. Top deyse yıkılmaz derlerdi.

Tuttuğunu koparırdı.

Anam sabah namazına kalkar, biz uyanıncaya kadar.

Bir yığın işi tek başına yapar bizi öyle uyarırdı uykumuzdan.

Ya şimdi. Bakın şu hallerine

Yürümekte zorlanıyorlar.

Düşmemek için birbirlerine tutunmuşlar.

Mezarın üzerine abanmış hıçkıra hıçkıra ağlayan bir kadın.

Kimdir acaba?

Babam mecalsiz sesiyle “ağlama kızım dua et” diyor.

Titreyen sesiyle.

Ellerini gözlerinden çekiyor. Gözler kan çanağı.

Beti benzi solmuş, kan kalmamış yüzünde

Yüz değil sanki buz dağı

Bu da eşim sanırım, Ama ne hale gelmiş

.

Mutluluklara erdiğim

Görüp de gönül verdiğim

Yoluna güller serdiğim

Sen misin yoksa ağlayan

 

Gözyaşına kıymadığım

Kem sözünü duymadığım

Sevdasına doymadığım

Sen misin yoksa ağlayan

 

Yüzün kış değil bahardı

Yanağında güller vardı

Sevdan içimi yakardı

Sen misin yoksa ağlayan

 

Poyraz mı vurdu tenini

Çürütmüşsün bedenini

Bozan bozmuş düzenini

Sen misin yoksa ağlayan

 

Eminim ki eşim bu.

Güneş’in aydınlık olduğunu gözleri gülünce anladığım.

Sevdasıyla ciğerimi dağladığım.

 

Yokluğunda yüreğimin yarıldığı,

Varlığıyla yaralarımın sarıldığı…

 

Gazel olmuş gül müsün?

Konuşmayan dil misin?

Yoksa bana el misin?

Dargın mısın bıraktım gittim diye.

Aniden yittim diye.

 

Od mu düştü ocağına?

Dalından kopmuş kuru yaprak gibi durur ellerin yanında.

Kara toprak mı aldı kucağına sevdiğini?

Senden daha mı çok seviyordu onu?

 Vermedi mi sana geri?

Solmuş servi gibi mahsun duruyorsun.

Saçların ne çabukta beyazlamış.

Gözlerindeki ışıltılar kaybolmuş,

 

Sarılmış yavrusuna gözlerinde sağanak yağmur.

Ağlıyor, ağlıyor, ağlıyor.

Yanında ayakta duramayıp baş taşına sarılmış anam.

Anam, anam ah anam

Ne yaptın o güzel gözlerini?

Kurban mı verdin gözyaşına?

Bir kurban yetmedi mi feleği memnun etmeye?

Bir kurban yetmedi mi dumanlı, sisli dağlar gibi yüreğini

Eritmeye, yüreğini tüketmeye.…

Ne haldesin oy anam. Bu hale ben,

 ben bu hale dayanamam.

 

Sen ağlamasan, sen üzülmesen derim ki,

Ben on kere, onlarca kere şehit olurum.

Şehit olmak ne ki!...

 

Anlatamam, anlayamazsın oradan beni.

Duymakla olmuyor, bilmiyor insan.

Bir bilsen, ah bir bilsen şehit olmak o kadar güzel ki.

 

Ak saçlı ay yüzlü anam, 

ışıklarını söndürmüşsün virane hanın.

Güneşi doğsa ne çıkar artık kahpe dünyanın.

 

Ey anamın gözlerini alıp dünyasını karartan

Kahpe felek bir bu kalmıştı yapmadığın.

Ne diyeyim sana, zalim mi desem. Ya da alçak.

Nasıl bakardı o gözlerle gözüme anacığım

Güneş gibi sımsıcak…

….

Anacığım baş taşımı öpüyor yüzümü öper gibi.

Resmimi koymuşlar baş taşına,

Elleri ile onu bulmaya çalışıyor.

Gözleri yok ki görsün,

Uzanıp bir avuç toprak alıp kokluyor.

Toprağı sürüyor yüzüne, şefkatle

Evlat kokusu arıyor toprakta zahir.

 Vay anam vay!

 

Gözlerinden dökülen yaşlar yanağını ıslatmış.

Yüzü, gözü çamur.

Ne fark eder diyor halince,

Hamur ya da çamur

Onun sitemi feleğe.

Ey felek vur, ne kadar gücün varsa vur.

İstersen beni at dağdan dağa,

En şiddetli fırtınanı gönder toz et beni

Tozlarımın her zerresini bir başka diyara savur.

Korkum yok gayri...

 

Anam aynen böyle diyor her haliyle.

Yavrusunu kurda kaptırmış koyun gibi.

Perişan bir halde.

 

Azrail’e meydan okuyor duruşu.

Neredesin gel, gel beni de al

işte buradayım diyor.

…..

Canından can veren,

Kollayıp kanat geren

Canından çok esirgeyen

Anam…

İşte öyle haykırıyor feleğe.

……

Ne olur fani dünyada bu kadar üzülme.

Ecel kimi almadı, günü gelende

Hangi can ebedi kalmış ki tende

Adı güzel canlar canı mı vermedi canını

Sevgililer sevgilisi mi terk etmedi fani dünyayı?

 

 

Beni benden fazla seven anam.

Yüreğinde patlamalar durmayan.

Yüreğinde yangınları sönmeyen,

Göz gitmiş, diz gitmiş, derman bitmiş.

Bel bükülmüş, hayatın tadı bitmiş.

 

Çökmüş anamın yanına babam, sessiz, bir yumak.

Sadece dudakları hafiften kıpırdıyor.

O içinden ağlıyor.

Yaşlarla değil bakışları ağlıyor onun.

Titrek sesi ağlıyor.

Ben bilirim babamı.

O dağ gibi adamı.

 

Film seyreder gibi seyrediyorum ailemi.

Anlaşılan, mezar ziyaretine gelmişler. Beni görmeye.

Yanlarına gidiyorum.

Babamın, anamın ellerinden öpmek

Eşimin gözlerine bakmak, seni yalnız bıraktım

Bu acımasız hayat soğuğunda affet diye.

Küçük Ahmet’ime sarılmak sımsıkı.

Elimi uzatıyorum Oğluma. Yetmiyor elim.

Uzandıkça uzaklaşıyorum.

Yükseliyorum göğe istemeden.

Ellerimi uzatıyorum. Yetmiyor , yetişmiyor.

-Ahmet, tut ellerimi!

-Kim çekiyor beni

bırakınnnnnnn,

Ahmett, Ahmetttt…,

Ahhmmmeeeeettttt…

Aaahhhmeeeeeeeetttttttttt…

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 5
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Bir Can Destanı

A.Hadi BAY A.Hadi BAY