Yıllar Sonra Sana Geldim Karadeniz
Yıllar sonra sana geldim Karadeniz
Çok özledim yeşil çay bahçelerini,
Çay kokusuna doymuş bayırlarını,
Soluklandım cennet köşesi Silanda
İçtim çayını doya doya...
Yüce dağlarını seyretmeye doyamadım.
Sis çöker vâdilere batar güneş,
Kaybolur ovitin kar tutan tepeleri,
Yağmura doyar bereketli toprakları,
Devâdir anzer balı, findığı, karayemişi,
Meşhurdur hoşmeri ,muğlaması,lahana sarması
İlle de mısır ekmeği ,hamsi tavası.
Hırçın derelerini seyrettim doya doya
Köpüğüyle dans eder coşkun suları
Gezdim yol boyunca soludum havasını,
Horon oynadım Ayder yaylasında,
Serin sularından içtim kana kana...
Büyülendim yeşilin her tonuna
Zamanın yüzünü yıkadığı asırlık kemer köprüler...
Altlarından akan delice sulara inat,
Yüzyıldır aynı taştan sabırla bakıyorlar dünyaya.
Yürüdüm o yosun tutmuş patikalardan,
Geçmişin ayak izlerinin üzerinden,
Her bir adımımda sızladı ayaklarım.
Kaçkarlar’ın göğe uzanan o mağrur zirvesinde,
Bulutlar birer beyaz yelken gibi dağılır rüzgârda.
İnsan burada anlıyor ne kadar aciz olduğunu,
Şaşkınlık içinde seyrediyor bu muhteşem manzarayı
Ve doğanın ne kadar muazzam bir şiir yazdığını
Kendi sessiz harfleriyle.
Sümela, kayaların bağrına saklanmış mistik bir rüya,
Uzungöl, dağların arasına düşmüş,
bir damla yeşil gözyaşı...
Baktıkça derinleşiyor göğsümdeki o eski sızı,
Baktıkça arınıyor ruhum
Şehirlerin o gürültülü, kirli pasından.
Bir kemençe sesi bölüyor aniden vadinin sessizliğini,
Bir yayla kapısının gıcırtısına karışıyor melodiye.
O ses ne neşedir,
ne de katıksız bir keder;
Yüzyıllık bir göçün, gurbetin ve vuslatın
Ahşap gövdede hayat bulmuş feryadıdır.
Kestane ağaçlarının gölgesine sığınıyor ikindiler,
Ihlamur kokulu rüzgârlar yalıyor yamaçları.
Bir ihtiyar oturmuş hasır iskemlesine,
Gözleri dumanlı dağların en uzak noktasında;
Anlatılmamış masalları okuyor,
Sisin beyaz sayfalarından.
Çay filizlerinin çiğ düşmüş taze yapraklarında
Gördüm alın terinin en kutsal rengini.
Sırtındaki sepetle dik bayırları aşan kadınların
Yüzündeki her çizgi,
Bu hırçın coğrafyaya adanmış,
Kaderlerine kazılmış bir sadakat nişanesidir.
Fırtına Deresi’nin köpüklerinde yıkadım yüzümü,
Suları tenimi değil, içimdeki katılıkları eritti.
Tıpkı bu nehir gibi kuralsız, özgür ve asi
Akmalı insan hayata;
Hiçbir bende sığmadan,
kendi yatağını yırtarak.
Şimdi gitme vakti
Güneş sönüyor batıda,
dağların mor hırkası çekiliyor üzerine.
Bavulumda götürdüğüm sadece birkaç hatıra değil;
Kulağımda uğuldayan dere sesleri,
Ve genzimi yakan o demli, o efsunlu çay buğusu
Sende bir parçamı bırakıp gidiyorum Karadeniz,
Belki kalbimin en tenha, en çocuk yanını...
Gözüm arkada kaldı ,o bereketli yağmurlarında
Yine bir bahar geldiğinde elbet buluşacağız
O zamana dek
Kanat çırpacak ruhum o dumanlı yaylalarında hep
redfer
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 5
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.