Allı Duvaklı Gelin
Zamanın unutturamadığı, hatıraların sisli yamaçlarında her daim taze ve diri kalan o eski Karadeniz sonbaharlarından biriydi.1971 yılının ağustos ayının sonları... Rize’nin Kalkandere ilçesine bağlı Çayırlı Köyü, çay yükünün hafiflediği, gurbetçilerin sılaya döndüğü o bereketli kış arifesinde, tarihe geçecek dillere destan bir düğünün tatlı telaşı içindeydi. Dağların doruklarına dumanların çöktüğü, iki vadi arasındaki o muazzam boşlukta rüzgârın uğuldadığı günlerde, köyün neşesi göklere yükselmek üzereydi.
Köyün en köklü hanelerinden, komşuluk bağlarının bereketiyle bilinen Asiller ailesinin sarp bir yamaçtaki asırlık ahşap konağında hummalı bir hareketlilik vardı. Ali Kemal Dayı’nın büyük torunu; çıkık elmacık kemikleri, derin Karadeniz’in fırtınalarını saklayan koyu renk gözleri ve hayatın koşturmacasına karşı ördüğü o vakur sessizliğiyle bilinen Asaf evleniyordu. Alnındaki erken çizgiler, henüz yirmi beşindeki bu gence asil ve olgun bir hava katıyordu.
Asaf’ın gönlünü düşürdüğü kız ise, vadinin öte yakasındaki Sivane Köyü’nden, güzelliği dereler boyu anlatılan, yeşil gözleri Karadeniz’in en derin ormanlarını andıran o efsanevi kız, yani Gülbahar’dı. Bir uzak akraba düğününde göz göze gelmişler, yüreklerine düşen o ilk korla birbirlerini sessizce seçmişlerdi. O günden sonra adı Çayırlı’da hep "Sivaneli" kalmıştı.
Harman Yerindeki Hasbihal
O yıllarda matbaada basılmış süslü davetiyeler, salonlarda yapılan soğuk merasimler henüz buralara uğramamıştı. Düğünün habercisi, imece ruhunun ilk kıvılcımı olan "Okuntu" geleneğiydi. Köyün eli ayağı düzgün, gür sesli bir genci okuyucu olarak seçilmiş, heybesine koyduğu basma kumaşlar, el emeği yün çoraplar, mendiller ve akide şekerleriyle ev ev gezmeye başlamıştı. Her kapıyı çaldığında düğünün vaktini müjdeliyor, hatırı sayılır büyüklere bu mütevazı hediyeleri sunarak onları düğüne bağlıyordu. Okuntuyu alan her köylü, "Komşumuzun, kardeşimizin yüküne nasıl ortak oluruz?" diye düşünmeye başlar, kendi evladının düğünü gibi hazırlıklara girişirdi.
Çayırlı Köyü'nün o dik yamaçlarına kurulmuş evlerin önündeki geniş düzlükler, yani harman yerleri birer birer temizlendi. Kadınlar, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte dev kazanları ocaklara dizdi. Köyün her köşesinden buram buram tereyağı kokuları yükseliyordu. Kara lahana sarmaları sarıldı, etli kuru fasulyeler ocakta tıkırdadı ve dev sinilerce ev baklavası fırınlandı.
Harman yerinde, kurulan dev düğün kazanlarının gölgesinde iki genç oturuyordu. Biri düğün sahibi Asaf, diğeri ise onun tam zıddı olan sağdıcı ve can dostu Tarık’tı. Tarık; güleç çehresi, çakmak çakmak parlayan gözleri ve rüzgârda savrulan kumral saçlarıyla hayatın neşeli tarafını temsil ediyordu. Ormandan sırtlarında taşıdıkları gürgen ve meşe odunlarının ocaktaki çıtırtısını dinleyerek hasbihal ediyorlardı.
Tarık: (Elindeki çakıyla bir gürgen dalını yontarken, gözlerini Asaf’ın durgun yüzüne diker) "Bak hele Asaf... Yüzün yine şu tepelerdeki bulutlar gibi kapkara. Yarın Sivane’den o dillere destan, yeşil gözlü güzeli, o 'Sivaneli' dedikleri Gülbahar’ı alıp getireceğiz bu harmana. İçinde bir tek neşe kırıntısı, bir dirhem heyecan yok mudur be kardeşim? Nedir bu dalgınlığın?"
Asaf: (Bakışlarını vadinin ortasındaki o dipsiz, sisli boşluğa diker; sesi rüzgârda dağılan bir fısıltı gibidir) "İçimde tarif edemediğim bir heyecanla karışık derin bir mukaddesat korkusu var Tarık. Evlenmek, ev bark kurmak, toprağa çivi çakmak... Hepsi o kadar büyük sorumluluklar ki. Gülbahar’a bakıyorum; o yeşil gözlerde de aynı derinliği, aynı ürkekliği görüyorum. Acaba ona iyi bir yurt, güvenli bir liman olabilecek miyim? Bu sarp dağların arasında ona mutlu bir hayat verebilecek miyim, tek endişem budur."
Tarık: (Gülümser, elindeki dalı kenara bırakıp elini Asaf’ın omzuna koyar) "Çok ince düşünüyorsun Asaf. Kız evi seni bilir, senin mertliğini, dürüstlüğünü tanır. Gülbahar’ın gözlerindeki o ürkeklik yabancılıktan değil, baba evinden ayrılacak olmasındandır. Sen ona kalbini açtıktan sonra bu sarp dağlar bile size düzlük olur. Yaşar gideriz işte; esen rüzgâra karşı el ele nasıl durulursa öyle..."
Asaf: (Derin bir nefes alır, yüzündeki bulutlar biraz dağılır) "Haklısın dostum. Kalbimi ferah tutmalıyım. Onun yeşil gözleri bana baktıktan sonra, bu vadinin kışı bile bahara döner elbet."
Kına Gecesi ve Lüküs Işıkları
Sivane’nin deresi, akar derin derindir, Asaf’ın sevdiceği, o yeşil gözlerindir. Hazırlayın lüküsleri, harman yeri şenlensin, Çayırlı’nın köyünde, bu gece dertler dinsin.
Çarşamba akşamı geldiğinde hüzün ve neşe kız evinde, Sivane’de harmanlandı. Gaz lambalarının ve etrafa bembeyaz, parlak bir ışık saçan lüks lambalarının gölgesinde köyün kadınları toplandı. Gelin ağlatma vaktiydi. Gülbahar’ın eline kına yakılırken, ayrılık üzerine, sıla hasreti üzerine yakılan hüzünlü türkülerle gelin ve anası gözyaşlarına boğuldu.
Gülbahar elini sımsıkı kapatmıştı. Asaf’ın anası, gelinin avcuna o dönemin en kıymetli altını olan cumhuriyet altınını koyup, "Aç ellerini kınalı kuzum, yuvanın bereketi olasın" diyene kadar da açmadı. Hüznün yerini az sonra neşe aldı. Kadınlar kendi aralarında "deval" dedikleri tefleri çalarak maniler fısıldadı, dar odalarda horonlar tepildi.
Baş Odada Mukaddes Akid: İslimi ve Dini Nikah
Perşembe sabahı, düğünün manevi kalbi ve o dönemin en mukaddes esası olan dini nikah için köyün en saygın, herkesin önünde ceketinin düğmesini iliklediği İdris Hoca konağın baş odasına teşrif etti. İdris Hoca; bembeyaz sakalları, nurani çehresi, yüzündeki her çizgide sabrın, ilmin ve tevekkülün okunabildiği kadim bir çınardı. Odaya girdiğinde lüks lambasının çiğ ışığı, onun pamuk gibi beyaz sarığında yumuşayarak odaya mistik bir hava kattı.
Asaf bir tarafta, kız evini temsilen gelen büyükler diğer tarafta diz çöktü. Nikah akdi kurulmadan önce, kadının geleceğini güvence altına alan, Karadeniz’in o kadim adetiyle "islimi" (mehir) şartları konuşulacaktı.
İdris Hoca: (Kalın ve kadife gibi sesiyle odadaki fısıltıları bıçak gibi keser) "Oğlum Asaf, kızımız Gülbahar için biçilen, onun hakkı olan islimi; iki burma bilezik, bir cumhuriyet altını ve vadi kıyısındaki o küçük çaylığın mülküdür. Bu dünyalık emaneti, onun rızası ve geleceği için kendi rızanla kabul eyler misin?"
Asaf: (Başını saygıyla öne eğer) "Kabul eyledim hocam. Dünyanın malı dünyada kalır; başımın tacı, helal-i hoş olsun."
İdris Hoca: (Gülümseyerek kız evi büyüklerine döner) "Sizler de şahitlik eder misiniz bu akde?"
Kız Evi Büyüğü: "Şahidiz hocam, Allah mübarek eylesin."
Şahitlerin huzurunda nikah kıyıldı. Ellerin semaya açıldığı o an, İdris Hoca’nın dudaklarından dökülen dua, odadaki herkesin içini huzurla kaplayan mukaddes bir zırha dönüştü:
İdris Hoca'nın Duası: "Euzubillahimineşşeytanirraciym, Bismillahirahmanirahim... Allah'ım! Bu iki genç ruhu, bu sarp dağların, bu geçit vermez vadilerin ortasında Senin rızanla bir araya getirdik. Hz. Adem ile Havva validemizin, Hz. Ali ile Fatıma annemizin arasındaki o mukaddes muhabbeti bu yuvaya da lütfeyle. Ya Rabbi! Birbirlerine yoldaş, sırdaş ve sığınak olsunlar. Onları yalnızlığın kuraklığından, nefsin yabancılaşmasından muhafaza eyle. Yuvalarına bereket, gönüllerine sekine ihsan eyle. Geceyi gündüze, sisi güneşe tebdil ettiğin gibi, içlerindeki endişeleri de ebedi bir ferahlığa ve mutluluğa tebdil eyle, ya Muallibe'l-kulûb... Amin, el-Fatiha."
Nikahtan hemen sonra, ikindi ezanı vadiyi doldurdu. İdris Hoca’nın bizzat konağın penceresinden okuduğu ezan, dağların dik yamaçlarına çarparak iki vadi arasındaki o muazzam boşlukta devasa bir uğultuyla yankılandı. Konağın erkekleri hemen orada saf tutup namaza durdular. Asaf, secdeye her vardığında içindeki tüm endişelerin eriyip gittiğini, yerine muazzam bir huzurun yerleştiğini hissetti.
Sisin İçindeki Sır ve Gelin Alayı
Perşembe günü, o büyük "Gelinci Günü" geldiğinde yer yerinden oynadı. Vadiyi tatlı, hafif bir sis kaplamıştı. 1971 ağustos ayının Kalkandere’sinde dik patikalar ve engebeli yollar araç geçişine geçit vermediğinden, gelin almaya yaya gidilecekti. Çayırlı Köyü’nden toplanan muazzam bir kalabalık, ellerinde şanlı bayrağımızla, Sivane Köyü’ne doğru yürüyüşe geçti.
Yol boyunca silah sesleri iki vadinin arasında yankılanıyor, adeta kıyametler kopuyordu. Yol uzun, yokuşlar dikti; ama ne kemençenin yayı durdu ne de tulumun avazı... Karadeniz türküleri dağlara taşlara yazıldı.
Sivane Köyü’ne varıldığında, kız evinin kapısında tatlı bir pazarlık savaşı başladı. Gelinin kardeşleri çeyiz sandığının üzerine oturmuş, damat tarafından sağlam bir bahşiş koparmadan kalkmıyorlardı.
Tarık: (Cebinden çıkardığı mendile sarılı parayı uzatır) "Ula uşaklar! Yolumuz uzun, havada sis var, açın şu kapıyı da vuslat tamam olsun!"
Gelinin Kardeşi: "Olmaz Tarık Reis! Sandık ağırdır, içindeki çeyiz değerlidir. Bahşişi artırmazsan sandık yerinden kımıldamaz!"
Asaf: (Gülümseyerek öne çıkar ve bir altın daha uzatır) "Gülbahar’ımın kardeşlerine ne verilse azdır. Alın bakalım, açın artık kapıyı."
Dualarla içeri girildi. Gülbahar, babasının dualarla beline bağladığı kırmızı gayret kuşağıyla evden çıktı. Başında, yüzünü tamamen örten, o dönem herkesin hayranlıkla baktığı, en nadide dantellerle dokunmuş kalın, kan kırmızısı bir al duvağı vardı. Bu yüzden adı o günden sonra sonsuza dek "Allı Duvaklı Gelin" olarak anılacaktı.
Yol durumunun zorluğundan ötürü, allı duvaklı gelin süslenmiş görkemli kara bir ata bindirildi. Görümcelerin, yengelerin ve tüm gelinci alayının eşliğinde, dualar ve neşeli ezgilerle Çayırlı Köyü’ne doğru dönüş başladı.
Mutlu Son: Çivi Eşiği ve Şenlenen Harman
Gelin, Ali Osman Dayı’nın evinin eşiğine geldiğinde kayınvalidesi tarafından coşkuyla karşılandı. Başından aşağı bereket, bolluk ve tatlılık getirsin diye bozuk paralar, buğday taneleri ve şekerler saçıldı. Çocuklar kapış kapış paraları toplarken, Gülbahar’ın eline bir çivi tutuşturuldu; evine kök salsın, kocasına ve yuvasına sadakatle bağlansın diye o soğuk demir çiviyi kapı eşiğine neşeyle çaktı. O sırada duvağının altından Asaf’a bakarak hafifçe gülümsedi. Asaf da ona aynı sıcaklıkla karşılık verdi. İçindeki o eski melankoliden eser kalmamıştı.
Asıl büyük eğlence akşamüzeri Ali Kemal Dayı’nın evinin o geniş bahçesinde ve harman yerinde koptu. Yirmiye yakın lüks lambasının (lüküslerin) bembeyaz, parlak ışığı bahçeyi yapay bir gündüze çevirmişti. Köyün ve çevre köylerin en mahir kemençecileri dizilmiş, yaylarını sırılsıklam edene kadar çalıyorlardı. Dev horon halkaları kuruldu; omuzlar titredi, ayaklar toprağı dövdü.
Düğünün en neşeli anı ise atma türkü yarışlarıydı. Köyün söz üstadı erkekleri ve gururlu kadınları karşılıklı dizildi. İnce zekanın, keskin mizahın ve zarif taşlamaların havada uçuştuğu o dakikalarda, iki köyün insanları da kahkahalara boğuldu. Telsiz mikrofonların olmadığı o devirde, köyün gür sesli genci takıları tüm vadiye ilan ediyordu:
Münadi Genci: "Kız amcasından bir cumhuriyet altını... Komşusu Ahmet’ten bir top basma kumaş... Asiller hanesinden bir çift el emeği yün kilim! Uğurlu, kademeli olsun!"
Ertesi gün, damat Asaf harman yerinde sağdıçlarıyla birlikte berber koltuğuna oturtuldu. Tarık ve diğer sağdıçlar neşeyle etrafını sarmış, Asaf’ın yüzünü aşırı köpürterek sandalyeyi sallıyorlardı.
Tarık: (Usturayı bileyen berbere göz kırpar) "Usta, damadın sakalı serttir, köpüğü bol tut! Dün çok düşündü, bugün yüzü gülsün iyice!"
Asaf: (Kahkahalarla) "Sallamayın ulan sandalyeyi, berber elimizde kalacak! Tarık, senin de düğününde görüşeceğiz dostum!"
Kız evinden özel olarak gönderilen "damat yumurtası" tepsisi harmana taşınırken, Asaf ve Tarık neşeyle yumurtaları yediler. Kemençeci son bir gayretle neşeli bir horon havası patlattı ve bu muazzam şenlik nihayete erdi.
1971 ağustos ayında Çayırlı Köyü’nde yapılan bu düğün; paranın değil emeğin, gösterişin değil samimiyetin ve gerçek sevginin hüküm sürdüğü tarihi bir vesika gibiydi. Allı Duvaklı Gelin Gülbahar ile onun asil Karadeniz delikanlısı Asaf’ın sevdası, o günden sonra bir daha hiç ayrılmamak üzere kenetlendi. Lüks lambalarının ışığında başlayan mutlu yuvaları, kemençe seslerinin yankılandığı o güzel vadide bir ömür boyu neşe, huzur ve sevgiyle filizlendi; dilden dile anlatılacak asırlık bir hikayeye dönüştü.
İlyas Kaplan Redfer
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.