Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Kaybolan Göl Kolestera

Kaybolan Göl Kolestera

Hikaye 8: Kaybolan Göl Kolestera 


1971 yılının kavurucu bir Ağustos öğleden sonrası... Dağların arasından, gür ormanların gölgesinden süzülüp gelen koca İyidere, her zamanki hırçınlığıyla vadiyi inletiyordu. Sol taraftan ana kol olanca şiddetiyle, köpük köpük akarken, sağ tarafa doğru kıvrılan su sakince içeri süzülüyor ve orada devasa, berrak bir cennet havuzu oluşturuyordu: Kolestera Gölü.


Gölün üst tarafındaki geniş kum ve çakıllık alan, adeta köyün sahil kasabasıydı. Annelerin serdiği kilimler, kıyıda terlikleriyle su sıçratan küçük çocuklar ve tabii ki gölün tam ortasında devasa bir heykel gibi yükselen, en az altı-yedi metre yükseklikteki o meşhur kayalık...


O gün çakıllığın hemen kenarında, üzerinde İstanbul’dan getirdiği şehir kıyafetleriyle mahcup mahcup oturan biri vardı: Ömer. İstanbul’dan memlekete yeni geldiği için köyün uşakları ona hemen “İstanbullu” lakabını takmıştı. Üstelik Ömer’in büyük bir dertten muzdaripti; koca İstanbul’dan gelmişti ama yüzme bilmiyordu! Kolestera’nın o on metrelik devasa derinliği gözünü korkutuyor, bir de üstüne köyün otoriter figürleri, heybetli dedesi Yahya Reis ile biricik ninesi Binnet’ten çok çekiniyordu. "Ula ya dedem görürse, ya nenem kızarsa..." diye düşünmekten adımı göle atamıyordu.


Kazan gibi kaynayan gölün dibi on metreyi bulurdu ama kıyıları sığdı. Yüzmeyi henüz tam sökememiş olanlar o çakıllık kenarlarda çırpınır, asıl ustalar ise gözünü o büyük kayalığa dikerdi.


O ustaların başında da büyük amcamın büyük oğlu, ele avuca sığmaz kuzen Tufan geliyordu. Tufan, o gün sırtında kamyon tekerleğinden bozma simsiyah, dev bir şamiyelle gölün kenarında bitiverdi. Kıyıda pinekleyen Ömer’i görünce bıyık altından güldü ve köyün çocuklarını arkasına toplayıp bağırdı: — "Ula İstanbullu! İstanbul’un koca denizleri var deyi caka satarsun, burada köpüklü İyidere’yi görünce karaya vurmuş hamsi gibi kalursun öyle! Gel ula, korkma, Yahya Reis buralarda yok!"


Köyün uşakları koro halinde gülüşünce Ömer’in yüzü kızardı: — "Ne alakası var Kuzen... Ben sadece... suyun akıntısını seyrediyorum. Hem dedemle ninem duyarsa hiç iyi olmaz," diye mırıldandı.


Tufan, şamiyeli göle fırlatıp üzerine bir kurbağa gibi atladı. Kolestera’nın en büyük numarası buydu: Gölün içindeki su, kendi etrafında daireler çizerek dönen güçlü bir akıntı oluştururdu. Şamiyeli o girdaba bıraktın mı, saatlerce kürek çekmeden döne döne keyif yapardın.

Şamiyelin üzerinde dönerken Tufan, kayalığın tepesinde bekleyen uşaklara seslendi: — "Ula uşaklar! Bakayrum da bizim İstanbullu gibi sudan korkan tavuklar gibi dizilmişsuz! Kayaya çıkacak yürek kimsede yok midur?"

Kayalığın tepesinde bekleyen Çayırlı köyünün çocuklarından İbo hemen diklendi: — "Ne demek yok Tufan! Havada uçan kuşa selam çakayrum, seyret şimdi!"


İbo, altı metrelik kayanın ucuna gelip kollarını açtı. Aşağıda, akıntının girdabında döne döne giden Tufan, tam kayanın hizasına geldiği an İbo kendini boşluğa bıraktı. Havada adeta bir martı gibi süzülüp “Bismillah!” nidasıyla suya çakıldı. Göl öyle derin, öyle muazzamdı ki, suyun altına batıp çıkması birkaç saniye sürdü. Çıktığında yüzünden akan suları silkeleyerek haykırdı: — "Gölün dibi buz gibi! İstanbullu, kaçırma bu suyu, buraya gelen adam ihtiyar girer genç çıkar!"


O sırada kıyıda, çakılların üzerinde oturan yaşlılar gülümsiyor, gençlerden biri elindeki eski radyoyu açmış, vadinin sesine bir Karadeniz ezgisi katıyordu. Radyodan yükselen o yanık ama neşeli ses, İyidere'nin köpüklerine karıştı:


“Dere akar bulanık, ziganadır yollari, 

Kız ben sana ne ettum, kör olsun sevdalari... 

Oy dereler dereler, dertlerumi çareler…”


Tufan şamiyelin üzerinde hem dönüyor hem de türküye tempo tutuyordu. Ömer’in çekingen halini görünce dayanamadı, şamiyeli akıntının sığ kenarına doğru sürdü ve Ömer’e elini uzattı: — "Ula Ömer, madem yüzme bilmaysun, geç şamiyelin ortasına. Burası sığdur, batmazsun. Hem deden Yahya Reis görse de bu uşak şamiyelde dönayi der, kızmaz!"


Çocukların neşeli ısrarlarına ve Tufan’ın bu jestine dayanamayan Ömer, paçalarını sıvayıp sığ kısımdan suya adımını attı. Şamiyelin tam ortasındaki boşluğa, sanki dünyanın en güvenli tahtına oturur gibi yerleşti. Kolestera’nın o meşhur dairesel akıntısı şamiyeli kapıp gölün ortasına doğru usulca döndürmeye başladığında, Ömer’in yüzündeki korku yerini kocaman bir tebessüme bıraktı.


Kuzeni Tufan ve köyün uşakları kahkahalarla ona su sıçratırken, Ömer de artık girdabın ritmine kapılmış, İstanbul’u da, yüzme bilmediğini de, Yahya Reis ile Binnet ninemin tatlı korkusunu da o serin sulara bırakmıştı.

Birbiri ardına kayadan atlayan çocukların çıkardığı "şap, güm" sesleri, vadiyi dolduran neşeli kahkahalara karışıyordu. Akşama doğru güneş dağların arkasına çekilmeye başladığında, çocukların teni sudan morarmış, karınları acıkmıştı ama hiçbirinin sudan çıkmaya niyeti yokten. Tufan şamiyelden inip kıyıya doğru yüzerken Ömer’e göz kırptı:

— "Nasılmiş İstanbullu? Bizim Kolestera, Boğaz köprüsünden daha güzel durayi değil mi?"

Ömer gülerek yanıtladı: — "Yarın yine geleceğiz değil mi Kuzen , hem de daha erkenden!"


Nereden bileceklerdi ki, yıllar sonra o transit yolun silindiri gelip bu güzelim kayalıkları, bu derin hazneyi bozacaktı... Ama o 1971 yazında, Kolestera Gölü hâlâ dünyanın en meşhur, en gürültülü ve en mutlu çocuk cennetiydi. İstanbullu Ömer’in ve Çayırlı köyü uşaklarının kahkahaları, İyidere’nin köpüklü sularıyla birleşip göğe yükseliyordu.


Rize’nin Kalkandere ilçesine bağlı Çayırlı (eski adıyla Silan) köyünde, İyidere üzerinde bir zamanlar adeta bir doğa harikası ve çocukluk/gençlik hatıralarının kalbi olan meşhur Kolestera Gölü...

1980'li yıllara kadar tüm görkemiyle var olan, o dönemin çocuklarının, gençlerinin yüzmeyi öğrendiği, serinlediği, etrafında toplanıp sosyalleştiği bu nehir gölü, ne yazık ki alt taraftan geçen transit yol inşaatı ve dere yatağına yapılan müdahaleler neticesinde bozularak kaybolan değerlerimizden biri haline geldi.


Kolestera Gölü ve onun temsil ettiği o eski dönem hafızalarda hala taptaze duruyor. O coğrafyanın dokusu o zaman insanlarının hatıralarında mıh gibi çakılı kaldı.


Coğrafi Yapısı ve "Kolestera" İsmi


Doğal Bir Havuz: İyidere’nin hırçın akan sularının Çayırlı köyü mevkisinde, kayaların ve akıntının oluşturduğu doğal bir bent arkasında birikmesiyle meydana gelmişti. Derinliği, berraklığı ve genişliğiyle nehir üzerinde adeta saklı bir dev havuz gibiydi.


İsmin Kökeni: Bölgedeki eski yerel dilde (Rumca kökenli yer adlarının yaygın olduğu Karadeniz coğrafyasında) bu tür nehir yataklarındaki derin göllere, kayalık setlere veya virajlara verilen isimlerin günümüze ulaşmış bir yansımasıdır.


Sosyal ve Kültürel Hafızadaki Yeri

Kalkandere'nin Doğal Plajı: O yıllarda Karadeniz'in o yemyeşil köylerinde, çocukların ve gençlerin en büyük eğlencesi Kolestera’da yüzmekti. Kolestera Gölü, sadece Çayırlı köyünün değil, çevre köylerin ve hatta Kalkandere merkezindeki gençlerin bile bildiği, yüzmeye geldiği çok meşhur bir buluşma noktasıydı.


Geleneksel Yaşamın Parçası: Dere kenarları o dönem sadece yüzme yeri değil; çamaşır yıkanan, hayvanların sulandığı, ağaç motorlarının (bıçkıların) sesine karışan, köylünün nefes aldığı alanlardı. Kolestera, etrafındaki yeşillikle ve kayalıklarla tam bir mesire alanı kimliğindeydi.


Karadeniz’in o dönemlerde başlayan ve sahil yolu ile iç bölge bağlantılarını hedefleyen yol genişletme, transit yol projeleri ne yazık ki pek çok doğal güzelliğin sonunu getirdi.


1980’lere doğru ve sonrasında alt kısımdan geçen yolun yapımı sırasında dere yatağından kontrolsüzce taş ve çakıl alınması, dinamit patlatmaları ve yol dolguları derenin doğal akış rejimini bozdu.

Gölün Boşalması: Yapılan müdahalelerle gölü tutan o doğal kaya seti ya da bent zarar görünce, suyun biriktiği o derin hazne bir daha dolmamak üzere dağıldı ve göl "akıp gitti".Kayboldu.


Bugün Kolestera Gölü fiziki olarak haritadan silinmiş, altından beton yollar geçmiş olsa da, o dönem o berrak sulara atlayan, o taşların üzerinde geçen günler insanların hafızasında, Rize'nin ve Kalkandere'nin o bozulmamış saf geçmişinin en güzel simgelerinden biri olarak yaşamaya devam ediyor. Şimdilerde oradan geçen o transit yol, maalesef altındaki o koca hatıranın ve doğanın üstünü kapatan bir örtü gibi duruyor. 


İyidere'nin gürül gürül akan suları, Kolestera’nın o meşhur girdabı, Tufan’ın şamiyeli, Yahya Reis ile Binnet ninemizin o tatlı çekincesi ve Çayırlı köyünün çocukluk kahkahaları... Karadeniz'in o bozulmamış, her köşesi ayrı bir cennet olan 1971 yazındaki o güzel hatıralar, anlatıldıkça ve hatırlandıkça her zaman canlı kalmaya devam edecek.


İlyas Kaplan Redfer


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Kaybolan Göl Kolestera

Kaybolan Göl Kolestera

redfer redfer