Abdürrahim Karakoçun şiiri vardı
Mektup yazdım Hasana
Ha Hasana ha sana...
Bu da Mektup yazdım Canana
Ha Canana ha cana ....
tadında güzel bir şiir okuduk kaleminizden... Saygılarımla üstadım...
Çok emek verilen bir ilişkide yarı yolda bırakılmanın, yaşlanmanın ve her şey bittiğinde elinizde hiçbir şey kalmamasının hikayesi. Çok net, yalın ve temiz bir şiir olmuş. Emeğinize sağlık.
Yol uzar, şehirler araya girer, gurur girer, zaman girer. Ancak hiçbir şey özlem kadar ağır değildir. Çünkü özlem görünmeyen bir ateştir. insanı dışarıdan değil içeriden yakar. Sonra elini bir kâğıda uzatır. Kalemi sanki kalbin dili olur ve yazmaya başlar..
“Gel…”
işte tek bir kelime bazen bir ömrün yükünü taşır. “Dağılan içimi topla” der.
“Bu dünya sensiz eksik” der.. “Ben sensiz kendime bile dönemiyorum” der.. Sonra “özledim” der..
Ne kadar kısa ve ne kadar sıradan görünür oysa. İçinde durmadan büyüyen bir boşluk gibi yaşar.
Sonra ölüm gelir insanın aklına.
Çünkü seven insan bilir ki bu dünya uzun o kadar da uzun değildir. Bir gün herkes susacak.. Bir gün bütün yollar toprağa çıkacak.. İnsan sevdiğine kavuşmayı sürekli ertelerse eğer pişmanlıktan başka ne kalacak geriye? . işte bu şiirvari mektup zamana karşı bir haykırıştır.
“Ölüm var…”
Ne kadar sade, ne kadar sert bir hakikat.
“Gel… Çünkü ötesi yokluk.”
Ne kadar derin bir korkudur yokluk. Sevdiğinin bir daha hiç dönemeyeceği...
Ah be hocam :)
Yıllardır temiz toplum diyoruz ama galiba hâlâ hangi deterjanı kullanacağımıza karar veremedik. Kimi elde yıkıyor vicdanını, kimi makine programına atmış ahlakını. Ortalık köpük içinde ama nedense kirler hâlâ çıkmıyor. Demek ki mesele sabunda değilmiş, mesele insanın içinde biriken lekelerdeymiş hocam.
Belki de önce dilimizi temizlersek toplum temizlenir.
İnsanlar birbirine hakaret yerine saygıyla konuşsa, öfke yerine anlayışı seçse, birçok kavga daha başlamadan biter.
Belki de kalplerimizi temizlersek toplum temizlenir.
Kin, haset, çıkar ve nefret insanın içine bir girdimi, en kuvvetli çamaşır suyu bile sökemiyor onları.
Belki de çocuklarımıza sadece ders değil, edep de öğretirsek toplum temizlenir…
Çünkü iyi yetişen bir çocuk, yarının temiz vicdanlı büyüğü olur. Ağaç yaşken eğilir derler ya, mesele tam da budur hocam.
Belki de makamları emanet bilirsek toplum temizlenir…
Liyakat kaybolunca güven de kayboluyor. İnsanlar adalet görmek istiyor, torpil değil. Çünkü k...
Gönlün kapısı gözler... Ah o gözler, bazen yeşil, siyah, ela, bazen insanın başına bela, bazen vuslat, bazen sıla...
Candan tebrikler değerli hemşerim.
Selam ve sevgiler.
İlk bakınca başlığa mektup ve name aynı anlamllara geliyor diye düşünerek pekiştirme bir anlatım zannettim.
Sonra öğrendim ki mektuplar kitabı, mektup külliyatı olarak geçiyormuş.
O vakit kıymetli bir sandık bu dedim
Yani ilk kaleme alınandan en son alınana kadar devam eden iç dökümü sırlayan bir gönül sandığı.
Ben şiirin yanında başlığın estetiğini de çok beğendim.
Surname, seyahatname,pendnameyi çok duymuştum bu kelimeye pek aşina değildim.
Yüreğinize sağlık hocam
Selamlar saygılar
Oysa insan, doğadan koptukça yalnızlaşır.
Bir kuşun kanadından utanmayan toplumlar, bir gün çocuklarının gözlerinden utanır.
Çünkü merhamet bölünemez.
Bir yerde eksilen şefkat, bir gün mutlaka insanın kendi kapısını çalar.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken tek şey şudur:
Bu dünya bize miras değil; emanettir.
Bir sincabın koştuğu dalda da hakkımız kadar onun da hakkı vardır.
Bir balığın yüzdüğü suda yalnızca bizim hakkımız yoktur.
Ve yeryüzü, yalnızca insanın yürüsün diye yaratılmış bir taş parçası değildir.
İnsanlık, kendini büyüttüğünü sandıkça küçüldü.
Şimdi yeniden büyümenin tek yolu var:
Kendimizi merkeze koymaktan vazgeçmek.
Bir sofraya ekmek koyar gibi merhamet koymak dünyaya…
Bir çocuğun başını okşar gibi dokunmak hayata…
Bir ağacı kesmeden önce onun da sessizce yaşamak istediğini hatırlamak…
Günün sonunda, hepimiz aynı göğün altında yorulacağız.
Aynı toprağa karışacağız.
Bizi ayırdığını sandığımız bütün isimler çürüyüp gidecek.
Geriye yalnızca şu soru kalacak:
Bu dünya...
İnsanlığın unuttuğu en önemli şeyleri hatırlatıyor bu düşünceler.
Güç değil merhamet büyütür insanı. Ayrım değil empati kurtarır dünyayı.
Böylesine derin bir vicdanla düşünebilen, kalbini yalnız kendi acısına değil bütün mahlûkatın acısına açabilen o güzel ruhunuzu yürekten tebrik ederim. Çünkü bugün dünyanın en büyük eksikliği merhamettir.
İnsan, kendini aynada gördüğü günden beri unuttu toprağı.
Ellerine baktı; taş yontabildiğini gördü, ateşi taşıyabildiğini gördü, şehirler kurabildiğini gördü Sonra bütün bunların arasında aynı göğe bakan bir serçeyle kardeş olduğunu unuttu.
Oysa dünya hiçbir canlıya kimlik sormadan dönüyordu.
Bir yağmur damlası düşünmez mesela; düştüğü toprağın hangi milletten olduğunu.
Rüzgâr, hangi dilde dua edildiğini bilmez.
Bir ağacın gölgesi, altında oturanın inancını merak etmez.
Deniz, kıyısına vuran çocuğun ten rengini seçmez.Hayatın kendisi böyledir çünkü.Cömerttir. Sessizdir. Ayrım yapmaz.
Ama insan, ayrım yapmayı öğrendi.
Önce korktu farklı olandan. ...
1. Kamus-ı Türkî Sözlüğündeki KanıtOsmanlı döneminin en önemli dil bilimcilerinden Şemseddin Sami, ünlü sözlüğü Kamus-ı Türkî’de kayısı maddesini açıklarken Şam kayısısına özel bir parantez açmıştır. Sözlükte Şam kayısısı için açıkça "Bu meyvenin en ala (en kaliteli, en üstün) cinsidir" ifadesi yer alır. Yani Osmanlı döneminde İstanbul'a gelen en lüks ve en lezzetli kayısılar Şam bölgesinden gelmekteydi.2. Kamaruddin Gelseneği (Şam Kayısı Pestili ve Şerbeti)Şam ve çevresi (özellikle Doğu Guta bölgesi), yüzyıllardır çok verimli kayısı bahçelerine sahiptir. Suriye kültüründe dünyaca ünlü olan "Kamaruddin" (Qamar al-Din) adında bir kayısı pestili ve bundan yapılan geleneksel bir Ramazan şerbeti vardır. Şam'ın bu yoğun aromalı kayısıları ezilerek kurutulur ve tüm Orta Doğu'ya ihraç edilirdi. Dolayısıyla Şam, Doğu dünyasında "kayısı cenneti" olarak bilinirdi/bende bu sözde bir abartı ardım yok devenin nalı deyimindeki gibi şamında kayasısı yok zaten bundan iyisini ararsan git şama kayası ar...
İki Şey
Ben iki şey için ağlarım,
Yarım asrı devirmiş bir çınarın,
yaprak dökmesi gibi hazan mevsimi.
Her damla göz yaşım,
Süzülürken sakallarım dan.
Ben iki şey için ağlarım.
Ne yitip giden gençliğime,
Ne uçup giden hayallerime.
Bir çınar gibi aldırmadan köklerime...
Ben iki şey için ağlarım.
Burnumun direği sızlar, yürek sızısı gibi.
Alın yazısı gibi.
Farketmez gece, gündüz!
Hiç utanmadan.
Ben iki şey için ağlarım.
Evde, otobüste, trende.
Olur olmaz her yerde.
Ne yorgunluğum gelir aklıma,
Ne acılarım.
Burnumun direği sızlar...
Ağlarım.
Ben iki şey için ağlarım.
Ne bulunamayan kimliğime!
Ne yakıştırılmayan kişiliğime.
Kestiğim tüm hesaplar...
kendime.
Ben iki şey için ağlarım.
Bir babam diye sarılamadım
Babama,
Birde baba olamadığım çocuklarıma...
Yılmaz Tizgöl
13/03/2021
Moskova
duygularınıza bu şiirimle katılmak istiyorum kardeşim saygılarımla.
Allah razı olsun. Zamanınız olduğunda bilinen tüm peygamberleri eklersiniz çok güzel bir çalışma.
Saygılar
Sevmek ve paylaşmak diğer canlılara da saygıyla bakarak hor görmeden dünya hepimize yetecektir eninde sonunda... Kutlarım yürekten...
Ahlaki referansların nereden alındığı önemli aslında biraz da. Hırsız, kendini hırsız görmüyor, benim hakkımdı diyor, vergi kaçakçısı "yav zaten enflasyonla benden vergiyi alıyorlar, niyeilaveten vereyim" diyor. katil bile, "namusmu temizledim, ya da napayım hakim yandaş çıktı mahkum etmedi" diyor. Vicdanını rahatlatmak için hep bir mazeret var. Yine en güzel referans İlahi dinler bence. İnanır, inandığın gibi yaşarsa insanoğlu bu kaosdan çok daha iyi durumda olur herhalde.
Selam ve saygılar Ahmet hocam.
Burada henüz yeniyim ancak gözlem yetenegim fena sayılmaz. Bu yüzden yorum yapma cüretinde bulunuyorum. Site edebiyat severler için kaliteli denecek derecede hizmet veriyor. Acaba şöyle olsaydı denecek bir açıklık bırakmamış, ince detaylarla ihtiyaçlar olabildiğince karşılanmıs. En büyük hizmetleri, arşiv, istatislikler, yazılarda istenen ayarların yapılabiliyor olunması,pano kısmında ki mesaj bölümü, gün içerisinde akla ve ruha gelen cümleler için ajanda niteliğinde. Verilen tüm çaba ve hizmetler için teşekkür ederim.
Bir babanın sevgisini her zaman sözlerle değil; uykusuzluğuyla, ceketini feda edişiyle ve odasındaki o sessiz ağlayışlarıyla gösterdiğini anlatan harika bir rehber. 'Sesini yükselttiğinde onu öldürdüğünü bil' mısrasındaki o ağır sorumluluk, insanı kendi evlatlığıyla yüzleştiriyor. Yüreğinize, kaleminize sağlık; çok büyük bir farkındalık."
"Ruhun derinliklerinde 'düşsel bir teyakkuzla' gezen, modern insanın varoluşsal sancılarını harika imgelerle özetleyen sarsıcı bir manifesto. Şair, kelimelerini 'alyuvar ve akyuvarlara' bölecek kadar organik bir acıyla yazarken, siyahla kıyılan nikâhtan 'tutumsuzluk' kaygısına uzanan ironik bir toplumsal eleştiri sunuyor. Alışılagelmişin çok ötesinde, entelektüel bir iç döküş."
Şair her ne kadar 'Hicivde usta değilim' dese de, toplumsal aymazlığa ve edepsizliğe karşı adeta Neyzen Tevfik ya da Şair Eşref esintili müthiş bir taşlama sunmuş. 'Destur' ile başlayıp 'eşek sudan gelene kadar' devam eden bu haklı isyan, şirazesini kaybedenlere verilmiş nefis bir edep dersi. Kaleminize sağlık!"
"Klasik aşık edebiyatının izinden giden, buram buram vefa ve hasret kokan muazzam bir şiir. Kelime oyunları ve iç kafiyelerle örülü bu davet, sevgilinin neşesini ruhun şifası olarak görüyor. Kul Fikret’in kalemi, aşkın ateşini de meşkin sefasını da büyük bir ustalıkla dizelere dökmüş."
Hasıraltı ettiğim korkular herkezin vardır adem hocam
..
Terk edilmiş bir ruhun, kendi gölgesini bile unutacak kadar derin kayboluşu... Şiir, sığ denizlerden çıkıp büyük acıların okyanusunda boğulan ama yine de 'hoşça kal'ın kırıklığını asaletle üstlenen bir adamın teslimiyet manifestosu gibi. Çok derin, çok dokunaklı."
Bu şiiri seslendirseniz ne güzel olurdu tam öyle bir şiirdi. Aşkın sapanıyla vurulanın yarası uçsa bile iyileşmez! İşte bunu anlatmış kaleminiz biz de zevkle istifade ettik bu ince dokunmuş sık elenmiş feryattan.. Yüreğinize sağlık Adem hocam tebriklerimle..
Selam ve saygılarımla