Bir insanın herhangi bir konuda içini dökmek, paylaşmak amaçlı kesin hükümlere varmadan samimi bir üslupla yazdığı yazılara deneme denir.
Deneme tür ve üslup olarak pek çok türe yaklaşır. Bu yüzden de yazılması en zor olan türlerdendir. Belki de adı bu yüzden denemedir. Deneme yazarken paylaşımcı ve samimi bir üslup kullanırken sohbete, düşünmemizi ortaya koyarken fıkraya, duygularımızı ortaya koyarken eleştiriye yaklaşma riski her zaman vardır.
Bu türün en büyük ustası Montaigne kitabının önsözünde özetle şöyle demektedir: "Eğer mümkün olsaydı karşınıza anadan doğma çıkardım. Bu kitapta size asla bir şey kanıtlama iddiam yoktur. Elimden geldiğince size beni anlattım. Bana hak vermenizi ya da yargılamanızı istemiyorum" buradan da anlaşıldığına göre denemeler iddialı olmayan, ispat kaygısı taşımayan; temel anlamda insan doğallığına dayanan eserlerdir.
denemeler toplumsal konulardan daha çok kişisel: konulara, soyut dünyalara ve iç hesaplaşmalara daha yakındır. Bu ...
Çok beğendim şiiri...Orjinal benzetme ve özgün teşbihlerle örülmüş şairin iç sesini hissettim...
Ben sondan başa doğru ilerliyorum...Bu şiirde...
Mutluluktan sınır dışı edilmek....
Mutluyken bir şey üretilmiyor ki...Biz mutluluğa uzaktan bakıyoruz...Seyrediyoruz hayatın kahkahalarını...
İçimizde hüzne sermaye oluyor umutsuz umutlarımız...
"Sanırsın şehrin sancağı şiire kurban gidiyor"
Bir şiir yazarız içimizde bir yerlerde kopan fırtınayı görür birileri...Hani şiirden anlayan birileri...
Sanırlar ki o şiir uğruna nice kurbanlar feda edilmiş...Oysa yaşayanın keskin sızılarının yakınına bile
yaklaşamaz kimisi...
Şair şiire, şaire ve iç sesine dair her şeyi yazmış aslında...Fazlasını yazmak şairin düşüncelerini tekrardan
ve onamaktan başka bir işe yaramıyor....
Kutlarım...Çok başarılıydı...
Her menzilden ayrı ayrı
Nezaketten şal eyledi.
Düşünmedi ayrı gayrı,
Çiçeklerden bal eyledi.
Rahman iyi olsun kötü olsun,mümin olsun kafir olsun,ayrım yapmadan dünyada nimetini herkese veren Allah demektir... Rahim ise,ahirette nimetlerini sadece müminlere veren manasınadır.Cenab-ı Allah,dünyada herkese nimet verdiği halde,kendisine inananlara ahirette özel muamele yapacaktır...
"İşte, başta insan olarak bütün hayvanatın muntazaman bir perde-i gaybdan gelen erzaklarına bak, Rahmâniyet-i İlâhiyenin cemâlini gör."
Rahim ismi; dünya ve ahrette ekseri mümin ve müttakilere tecelli eder. Fakat dersine çalışan talebe ile çalışmayan talebe arasında, Rahim ismi sadece çalışan talebe için tecelli eder, ona hususi ikram yapar; bu manada alırsak kafirler de tecelli kapsamına girer. Yani; Rahim hem dünya hem de ahrette hususi tecelli eder. Dünyada fıtratın kanunlarına uyanlara, ahrette ise imana tabi olanlara bakıp tecelli eder.
Aslında şiir çok dah...
Bir zamandır yazdıklarınızı ilgiyle takip ediyorum. Ne var ki uygun bir anı yakalayıp görüş bildiremedim. Bunun için özür dilerim sizden.
Kendine ait bir şiir dili olan ve bu dilin hükümranlığında sözcüklerle kıyasıya cebelleşen kalemleri okumayı seviyorum.
Kaldı ki sizin kaleminiz sadece bireysel değil sosyal konulara olan hakmiiyeti ile de dikkat çekici ve başarılı.
Bu şiirinizde diğer şiirleriniz gibi birden fazla duygunun harmanlandığı hoş bir ritim yakalamış. Müzikaltesi bir hayli yüksek.
Ama en önemlisi şiirin toplumsal bir olgu olduğu ve toplum için yapılması gerektiğinin güzel bir örneği.
Emeğinize sağlık şair
Eyvallah
Çok güzel...
Koşma tarzını iyi değiştirdiniz siz:)
Eee birazda semai kalıbı ile yazmak gerek değil mi?
Ustaca manevralar bunlar.Bu konudaki fikirlerimi biliyorsunuz önceden.
Artık yalnız da değilsiniz.Sizi kim tutar.:)
Gelecek nesillere içi boş değil,ışık tutacak eskiyi unutturmayacak olan sizlersiniz ne de olsa.
Eyvallah her şiirinizi seviyorum nedense.
Eyledi ile başladık bakalım sonu nereye varcak:)
Tebriklerim çokça...
kaleminize sağlık
Kutluyorum...
Daha var mı külli kâfir
Merhamet eyle ey gâfur
Vallahi yıkıldı tekfur
Bak özüne yâr eyledi.
İnsanın özünü bulması, insanın özüne dönmesi ki özü aşktır, sevgidir ve gerçek manada biliriz ki özünü bulmak, Rabbi bulmak, bilmektir. Ve insan nefsinden ve onun yaptıklarından uzaklaştıkça, özüne yaklaşır. Rabbim şükürler olsun ki kullarına hep merhamet ve bağışalayandır ki sever kullarını afetmeyi her zaman.
Tasavvufi derinliği olan çok güzel bir hece okudum sayfadan teşekkür ederim.
Şehri İstanbul'un sokaklarında seyrü sefere çıkmış bir şiir. Geçmişin yaşanmış acıları, sancıları eşliğinde bir mahzunluğa öykünmüş şair. Büyüklüğün getirisi bu değil mi şair. Şehir de öykünmez mi bunca tarihin ağırlığına dersin. Şehir olmak daha ağır bence tüm güzellikleri böylesi hor kullanılıp giderek yozlaşırken.
Her sene yeni baharlara yeni tarifelerle hazırlanıyor zaten. Defalarca doğuyor, defalarca batıyor bu şehir yedi tepeden, yedi hüzün damlasıyla....
vur kederini yollara
yeniden yaz kaderini
sil baştan doğur
doğur beni
yedi tepen ormanlara bürünsün
yeniden giy yeşillerini
İnşallah yeşerir demekten başka bir şey gelmiyor elimden.
Tebrik ederim.
Karapapak adını, siyah astragan kalpak giydikleri için Kafkasya'daki komşu halklar tarafından verilmiştir. Karapapakların diğer bir adı olan "Terekeme" ise Arapça'daki, Türkmenler sözcüğünün karşılığı olan Terâkime sözcüğünden kaynaklanmaktadır.
Terekemeler, asıl itibariyle, Gürcistan'ın güneyinde, Ermenistan'ın kuzeybatısında, Dağıstan'ın güneyinde, Azerbaycan'ın iç ve kuzeybatı topraklarında yaşamaktaydılar. Güney Kafkasya'nın Rus işgaline uğramasıyla birlikte 1813 ve 1828 yılları arasında Osmanlı Devleti ve İran'a yoğun göç hareketleri yaşanmıştır. Osmanlı-Rus Savaşı Rusya'nın sınırlarını Kars'ı da içe alacak şekilde genişlemesiyle sonuçlanınca, Terekemelerin yerleşim yerleri yeniden Rus egemenliği altına girdi.
Tüm bilgiler eşliğinde okuduğumda elbette ki geçmişe özlem ve pek çok anlatıyı barındıran bir şiir olduğunu anlamak daha kolay. Sanırım sussun kemençeler, çal davulcu söylevi ve fonda çalan davul ve zurnanın bir ağırlamayla girişi hepimizi önce biraz burktu...
Taşkın Kardeşim bu şiirinle alıp insanı Çocukluğumuza götürdün. Çocukluğumuzda bir bisikletimiz olsun diye Babamıza nasıl yalvarırdık ama fakirlik, yoksulluktan alınmazdı. Ama Babamız bir dengine getirip bisiklet alınca sevincimiz sonsuz olurdu. Bisiklet ve ilk aşk'ı Taşkın şiirinde çok güzel işlemiş hele "o" ilk bisikleti şiirinde öyle bir tanıtmış ki? " Cantları göz kamaştıran yeni bisikletimin üstünde " bisikletine gıbda etmemek mümkün değil. Hele ilk Aşk'nı anlatışı masal gibi
"Taaki o pembe ahşap evin önünde seni görene kadar..
Sokağın bir tarafında masmavi deniz
Diğer ucunda annem bekledi heyecanla..
Ve sen baktın gözlerime aynen benim halimle
Çocuk/ça ve masum/ca.. "
sözlerin güzelliğine bakar mısınız. Taşkın sana ne diyeyim Kardeşim. Kalemine ve o güzel yüreğine sağlık. Teşekkürler.
Yüreğinin çığlıklarını Ayvalık'tan hissediyorum Taşkın'ım. Kalemin şaha kalkmış ve adeta duygular resm-i geçit yapmış. İlhamların daim olsun güzel insan. Selam ve sevgilerimle. Ömer Öner
Sabah okumuştum ve elime mendili aldım en sonunda...
Çok hoşuma giden güzel bir şiirdi bu okuduğum.Melahat Temur imzasını taşıyordu.E demiştim biz şairin şiirini özlemiştik .
Yöreye has kelimeler vardı anlamadığım. Ama kendimi şiirin ritmine verdim.Fonun favorim olan ezgileri is beni benden alıp götürdü.
Anadolu insanının memleketine özlemini geleneklere bağlılığını okudum şiirde.Karadenizin hırçınlığı ile karışınca güzel bir sesleniş çıkmış ortaya.
Sekizli hece ile yazmak her babayiğidin harcı değildir anlamı kaybetmeden.
Uzun bir bekleme sürecinden sonra o gür sesi duydum.
Tebriklerime.
Kutluyorum sizi şairm...
LÖSEMİ ve ÇOCUK - Lösemili Çocuk ...
Çağımızın en iç yakan,
çocuğa ve ailesine zor ve mutsuz anlar yaşatan olumsuz bir süreç ..
Şiirin konusu yaşanan gerçeklerden olması
gözlemlerin oldukça somut olması
çocuk psikolojisinin şiir duygusu ile iç içeliği,
sade dili,akıcılğı ve duygu yoğunluğu tavan yapmış bir güzel şiir.
Şiir ama,
hüzünlü ve acı bir öykünün şiirleşmesi olmuş şiir !
Şiir, okuyucuda birşeyler çağrıştırıyorsa, düşündürüyor ve yeniden, yeniden değerlendirmeye zorluyorsa , o zaman amacına ulaşmış olur şiir.
Yani ;" Kırmızı Kurdela" gibi olanı.
Resim görseli ile şiir duygusunun da birebir uygunluğu, şiir trendini yükseltmeye yetmiş ..
Kutlıyorum değerli şair Safiya Hanım size ...
Güneşten ateş çalan hırsızım,
Tayfın eteklerine sakladığın
Gebe güvercinlerinle
Yediverenimsin…
etkili mısralar Özden hanım kutlarım
Henüz çocukken hayatın sınavından böylesi ağır bir yükü yüklenip minicik omuzlarına yola vurmak kendini.... Benim evrenimde her daim üç özel an vardır ki özenerek hep korunup, saklanmalıdır dediğim; biri işte çocuklar diğeri yaşlılar ve elbette ki hastalık anları. Kalan boşluğu bir şekilde atlatıyor insan bana göre. Ve şiirin hem hasta hem de çocuk olamk üstüne ki okuduğum ilk andan beri yüreğim hep ayakta.
Sevgili Safiye Sultan bu şiirini Lösev'e hediye etmek en güzeli diye düşünüyorum.
Ve hissetmenin gölgesinde yazan yüreğinin umudu hiç solmasın.
Ve Rabbim korusun, sakınıp, saklasın tüm çocukları. Hepsine acil şifalar dilemekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Rabbimden tüm hasta kullara acil şifalar diliyorum.
Tebrik ederim.
Şair akıldan başı uçurarak
Mecnun'a yoldaş olmuş,
Haliyle gözyaşlarını nil yapabilen bir Leyla'sı da
var. Mükemmel bir anlatım.
Gönülden kutladım.
Tebrikler CAN........................................................
Sancılı bir gecenin ilk ışık huzmesi
gibi
bahara çalan bir gülücükte
yeşil öldüm sevgilim.
beni bu yeşilin
beni bu yüzünün solduğu,
güneşin battığı yerde bekle.
Bekle çağrısı o kadar güzel ve şairene yapılmış ki, şairin seslendiği her kimse
bu çağrıya kayıtsız kalamaz diye düşünüyorum. Emre Yılmaz, daha önce de okuduğum, kaleminde
apacık bir hünerin olduğu genç bir şair. Ama yaşının aksine ortaya koyduğu ürünler; pişmiş, olmuş, olgun görüntüler çiziyor. Genç kardeşimin şiirlerini tekrar okumak çok güzel bir duygu
Kalemine bereket şair
Okuduğumuz bir şiiri beğendiğimizi nasıl anlarız? Farkındayım garip bir soru. Bu sorunun bir yanıtı olmadığını düşünecektir kimileri. Kimileri ise, kişiden kişiye değişkenlik gösteren büyük bir algı aralığını işaret edecektir. Ama biz boyumuzu aşan "büyük " yargılar üretmekten imtina edelim. Küçük düşünelim bir müddet olur mu? Örneğin bir okur tasavvur edelim evvela. Ki bu okurumuz; lirik söyleyişlerin egemen olduğu aşk şiirlerini okumaktan büyük haz alıyor. Zaten ona göre şiirdeki şahıslar; seven-sevilmeyen, terk eden-özleyen, özlenen-unutan, anlayan-anlamazdan gelen olarak kategorize edilebilir pek ala. Şiirdeki "şeyleri" duygusal karşıtlarıyla var eden bir beğeni ölçütü, şöyle bir cümle kurmaktan hiç çekinmez:
' …şiirin o kadar güzeldi ki …ağladım okurken" Ne var ki bu ağlama eylemi hiçbir zaman "salya sümük" biçimine bürünmez. Şiirdeki duygulara mecaz gözyaşları da liriktir. Ya da öyle olduğu söylenir. –Çok da mühim değil esasında-
Şu bir gerçek ki; dramatik nevrozl...
ah hocam
hani içinden böyle kayıp giderya mısralar işte öyle idi
toprak kokusu çeker gibi
aslımıza döner gibi okudum
ne demişti şair ilk insan yaratılırken
"Ve Allah insanı yarattı ;
Toprağa su verdi nufte , alaka ederek pinhan eyledi
Su gibi aktı toprağa nutka can buldu
Âdem
Rabbinin nefesinden nefesle
Can buldu sınırsız cennetinde..Adem Efiloğlu
yaratışımızın izinde yürür gibi toprak kokan şiirinizi kutlarım kısa öz anlamlı ve derin
Değerli Kardeşim,
İlk önce gecikmeli bir " Hoş geldin!" diyerek sözlerime başlamak istiyorum. Sayfamı 1-2 sefer ziyaret etmiş olmanıza rağmen, ben size uğrayamadım, kusuruma bakmayın. Ama uğrayamamakla birlikte hem şiirlerinizi hem de yorumlarınızı sessiz sessiz takip ediyordum.
Değerli Kardeşim,
Sessiz kalmamın sebebi " Söz gümüşse, sükut altındır. " meselesinden değil, seni daha yakından tanıyabilmek içindi. Peki şimdi tanıyabildim mi? Tam olarak tanıdığımı söyleyemem ama yazdıklarından hareketle bazı düşüncelerimi de buraya dökebilirim.
Madem ki ben, seni az da olsa tanıdığımı iddia ediyorum,sen de beni tanımak istersin herhalde.
Değerli Kardeşim,
Ben, yıllarca öğretmenlik mesleğiyle haşır neşir olduktan sonra 2006 yılında emekliye ayrıldım. Yalnızlık ve mahzunluk duygusunu üzerimden atabilmek için şiir yazmayı giderek yoğunlaştırdım. Allah'a binlerce şükürler olsun ki, şiirde belli bir noktaya geldim. Ama bu gelmeyi sakın ola ki yanlış anlama. Hâlâ ben em...
Sözde har, gönülde kordur,
Işıl ışıl gözlerde kar var,
Gönle yol yol hidayette
Hakk'a uzanan bir kol var
Sözde har, gönülde kordur. Sıcak yakıcı sözler, düşündükçe gönlümüzde kora dönüşür. Ve ışıl ışıl bakan gözler de kar dediğinizde aklıma annem geldi doğrusu. Sizin kar dediğiniz insanın gözünde ki aklar yani kör noktalar olabilir mi? Yani gözün gören noktası renkli göz bebeğidir neticede ve kar dediğiniz nokta kör nokta. Hidayette yani hak dini bulan, ki o doğrudur bu yol doğruya yani Rabbe götürür bizleri. Tüm bunların ışığında bakınca kocaman bir külliyat çıkıyor önüme. Gözle bakıp, akıl yoluyla göremediğimiz her ne var ise onları gönlümüzle biliriz. Ki külli akıl ve cüzzi akıl değimiz olay budur. Güncel manada söyleyelim ki akıl değil hep gönüldür muteber olan ve tüm bu dizenin en son noktasında, aşk olsun demek icabetti değil mi?
Akıl- nakil ara ara,
Nefis- gönül kadem sırra,
Efkâr basar ara sıra,
Buhran ayarlı anafor var
Akıl yo...