Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler

Etkili Yorumlar

Bu sabah okuduğum ikinci şiir. Türkü tadında bir sabah işte... Şiir neymiş görsün alem.Teknik neymiş...teknikle mana nasıl bütünlenirmiş... Alemin elbiseden ibaret olmadığını...Gelenek devam edecekse özgün olmayı.Geniş bir kültür coğrafyasının ruhu şiire nasıl giydirilirmiş. Edemi sanatlar ve eski edebiyetımızdaki mazmunlar şiirde nasıl kullanlırmış... Aşkıtr ki gersi zaten vesairedir. Sitemizin güzide melikesinden eşsiz tatta bir şiir okudum... Kırklara karışma zamanı... Tebriklerimle....
nefis hiç bir zaman kusuru kendisin de aramaz kusuru kendisinde bulsa bile mutlaka bir bahane ile başka bir yöne yıkar asla suçun altında kalmaz onu bunu bahane ederek elimizde ki zamanı siler süpürür gideriz bir de bakmışız ki yolun sonuna gelmişiz ve yine o bildik düşüncelere dalar ehhhh Allah kerim deriz. oysa fırsat elde iken azığımızı hazrlamalı zaman ile yarışşabilmeliyiz son derece güzel bir şiir okudum sabah sabah anlamı derin dizelerdi. kutlarım Mustafa bey saygılarım kalsın sayfanızda.
Hayat beni ihraç etmiş olmalı Hiçbir mahallede kabul görmedi ayak izim Kaybetmişken sınırlarımı Elde avuçta son kalan icraatım Seni yaşamak şiirlerde Ki içinde sen olan her dizenin düşünce suçu kabul edildiği Resminle avunduğum gecelerin zina sayıldığı dünyada… offfff be diyesim geldi yemin ederim gece gördüm şiiri ama okumak kısmet olmamıştı güne böylesi bir şiir ile başladım ya bende şok olmadım dersem yalan olur doğrusu. kaleminin gücünü bilmeme rağmen kelimeler ile raks edişine ve kurğusuna bir kez daha hayran kaldım ben sana boşuna melonkolik şairem demiyormuşum demek ki :)) fevkalaedenin de fevkinde bir şiirdi kutlarım Sevgim ilhamın bol olsun tebrikler şelale...
Selam...Mayalardan geriye kalanlar nasıl kaldılar acaba...
Dünyada ki her şeyin bir gayesi var.Hiç bir şey başıboş değildir.Lüzumsuz yaratılan bir şeyde yoktur. Hele İnsan denilen ve Rabbimizin indinde eşrefi mahlukat olan amaçsız, maksatsız hedefsiz olabilir mi?Asla ve kat'a. Tebriklerimi bırakıyoruz bu nefis şiirinizin ayak ucuna. Sağlıcakla.
Çivilenmek: Çivi ile tutturulmak, mıhlanmak; aynı noktaya sürekli olarak bakmak; bir yerde hareketsiz kalmak. Ömrün çivilenmesi imgesinde çivilenmek sözcüğünü "bir yerde hareketsiz kalmak" anlamıyla düşündüğümüzde "çok uzun ömürlü olmak" veya başka bir anlatımla "yıllara kazık çakmak" deyimini karşılar. "Aynı noktaya sürekli olarak bakmak" anlamıyla düşündüğümüzde ise "bir ömür bir şeyi seyretmek" veya başka bir anlatımla "bir şeyde çakılı kalmak" deyimini karşılar. Aynı imgeyi "çivi ile tutturulmak" olarak düşündüğümüzde ise, kendi "ömrünü akan zamana tutturulmuş/iliştirilmiş" olarak tanımlamaktır. İmgeyi "mıhlanmak" anlamıyla düşündüğümüzde ise bir fikre veya bir olaya, belaya vb saplanıp kalmak olarak anlamlandırılabilir. Şiirdeki ifadede "çivilenmiş ömürde kaygıların hiç bitmediği söylenmektedir. Burada imgeyle verilmek istenen yıllara kazık çakarcasına bir ömür boyu bir şeye baka kalmak, çakılı kalmaktır. Bu şekilde ömrün beyhude geçtiği belirtilmektedir. Bir yandan da zamana iliş...
Yunus Emre, genç bir adamken bilim ve sanatla hiç de ilgili değildir. Sıradan insanlar gibi çalışır, ekmek parası kazanmaya çalışmaktadır. Bir gün Yunus'un karşısına buğday taşıyan atlı bir adam çıkar. Atlı adam, Yunus'un gözlerindeki ışığı görmüştür. Atını durdurur. Ona şöyle der: -Söyle bakalım genç adam! Bir çuval buğday mı istersin; yoksa Taptuk Emre'nin dergâhına girmek mi istersin? Yunus Emre hiç düşünmeden: -Ben dergâhı ne yapayım? Elbette ki bir çuval buğdayı isterim. Atlı adam, cevaba pek sevinmemiş: -Emin misin? Biz Taptuk Emre'nin dergâhında isteyene yiyecek veriyoruz isteyene ilim irfan öğretiyoruz. Şimdi reddedersen, sonra dergâha girmen biraz zor olur, demiş. Yunus, oralı olmamıştır. Buğday'ı alır ve uzaklaşır. Fakat sonradan pişman olur. Kısa zaman sonra içine bir ateş düşer. Yalnızlığını, anlamsız hayatını düşünür ve dergâha girmeyi ister. Yollara düşer ve bin bir gayretle dergâha ulaşır. Dergâha girmeyi daha önceden red...
önemliydi yanlış bilinenlere bir yol feneri ışık olmuş tebriklerimle
Ve o günden beri kendini yetiştirmiş Üstadların olumsuz tepkilerini kendimce olumluya dönüştürüp farklı pencereden bakmaya başladım. bir daha nesir yaz sakın :)))) sen git şiir yaz...:) şaka bir yana zaman zaman insan içindekileri kırmadan incitmeden açık yüreklilikle söyleyebilmeli...tıpkı sizin yaptığınız gibi... tebriklerimle arada nesir de dene...:)
Taammüden sevdim seni Yaşanan bunca ağır tahriki Kim hafifletici sebep sayar bilmem ki… Uzun yıllardır şiirle uğraşırım... Eyüp Cücenin dediği gibi şiirle kavga etmem ancak şiirle sevişirim...O beni sever ben de onu... Anlarız halimizden...Halleşiriz... Kendini şair sınıfın koyan ama aslında Cüce olan çok kişi okudum bu sözüm Eyüp Cüce için değil.. O bir DEV...:) yaptıklarımız va yazdıklarımızla eğer bir yerlere gelememişsek popüler kültürün yoz etkisinden dolayıdır... Açıkçası sitemizde nefis serbest şiir yazan da hece şiiri yazan da görebiliyorum.... Şair taammüden demiş...Önceden tasarlayarak, bile bile, bilerek, kasten manalarına gelmektedir bu söz... Evet bu şiir tasarlanarak ve üzerinde ciddi emek verilerek hazırlanmış bir örgüdür... Mısralar arasındaki bağlantılar ve konunun işlenişi bunun en büyük delilidir... Serbest şiiri Ülkemize getirenler sizi okusaydı gurur duyarlardı bu yaptıkları icraattan... Ustaya selamlarımla...
Kömür karası sürmek gözlere....Öfke mi gözleri karartan yoksa hüznün göstergesi mi? Umursamamış şair sevgilinin gidişini kurşunlar üzerinde uyurken....Sormamış ki severken terk edilme riskini....Kaybedeceğini bile bile sevmek mi ki şairin şiirine resmettiği.... Hayatın acımasızlığı, yaşanan zara ziyan duygular sevmek delişmen bir yalnızlığın ortasınba başıboşça hemde alanbildiğine sevmek yüklemek onca acıyı sevgilinin gözlerinin karalığına ve adına hayat demek büyük cesaret ister....Ve kaybedecek acıları olmayanların işidir böylesi derin duygular.... Adem Efiloğlu kalemini seviyorum... Öyle bizden ki.... Nereye çekersek oraya geliyor .... Kaynıyor gecenin kör saatinde lirizm....Hasta halimle zangır zangır titriyorum şiirin başında....Hastalıktan mı şiirden mi bilemedim.... Çokça sevgim , saygım ve tebriğimle.....
Üstelik mevsim sonbahar Kırlangıçlarım göçtüler Ufkumdan çok uzaklara Sonbaharın sukutuna uğramış evhamlı dizeler ki... Sonbaharın hüznünden mi bu sukut. Neden hazana meylediyor bu mevsim. Dökülen yapraklar ve göçmen kuşların gidişi mevsimin ez cümle özeti aslında. Ve gidenlerin ardından evhamın getirisi olmalı sanki ufkum bile uzaklaştı diyor dizeler. Peşine takıldı umutlarım göç etti göçmen kuşlar misali... Tebrik ederim, harikaydı. Selam ile..
Saçlarım dağınıktır görmeyince yüzünü … Saçlarının dağınıklığı mecnun misali bir durumdur, ikinci mısradaki /çöllere dalıverdim/ bunun bir kanıtıdır. Seni görmeyince mecnun olurum, görmem kendimi, bilmem kendimi dağılır saçlarım diyor şair. Şiirde sevgili ile aşığının muhabbetinin daha evvelden olduğu anlaşılmakta ki bunu fısıldayan söz'den anlayabiliriz, sevgili bir söz söylemiştir ki ağışının aklında hala fısıltı halinde dolaşmakta, aşığın ezberindedir öyle ki son mısra ile kucaklaşmaktadır bölüm, aklında fısıldayan sözlerle uykuya dalan aşık, rüyalarına da taşımaktadır sevgiliyi ve ona dair her şeyi… Dudağımda belirdi tatlı bir gülümseme … Dudaktaki gülümseme tatlı olmasına rağmen hüzünlü bir gülümsemedir. Sevgilinin yokluğundan duyulan hisler aşığın kabulüdür, her ne kadar isteyerek bu yükü taşımasa da sevgiliden gelen her şeye razıdır aşık. Acıların bitmesi için daha çok acı çekmek gerekecekse buna da razıdır ve acılarının şiddetine aldırmamas...
Hüzün; yıllar sonra, Yakıp yıktığın şehre Tüm pişmanlık ve özlemler cebinde Bir yabancı gibi dönmektir.. Terkederken bir şehri sahi yakıp yıkar mıyız giderken içimizde... Ne yapsak içimizde taşırız aslında şehirleri, insanları ve duyguları. Bırakıp gitmek sadece bir eylemdir. Ve dönerken pişmanlık ve özlemler belki de hiç bırakmadığı için yakamızı döneriz. Şehir mi bize biz mi şehire yabancılaşır sahi. Hüzün ki ne hüzün... Tebrik ederim. Selam ile...
Ne giden annelerimizi nede çocukluk yıllarımızı geri getirebiliriz.Ama bizler çocuklarımız için onlar kadar saf ve temiz olmak zorundayız.Ah keşke diyecem ma keşkeler le olmuyor dost kalem şiirlerinizi sırf şiirime yorum yaptıgınız için okudugum için üzgünüm .keşke demiyeceğim ama bundan sonra takipcisi olacagım zamanım oldugu müddetçe, esen kalın şairem.
Aşkın öyküsü çok eskiye dayanır. Adem ile Havva arasında geçen hikaye, dünya kurulduğundan beri insanın aşka olan ihtiyacının en belirgin göstergesidir. Buna rağmen, insanın temel ihtiyaçlarını sıralarken nedense listedeki hak ettiği yeri almaz. Yemek, içmek ve uyumak bedensel gereklilik olarak elbette önceliklidir. Ancak sevgisiz bir beden neye yarar ki? Aşkın kime duyulduğunun önemi yoktur. Yüreğinde bu duyguyu taşıyabilmektir değerli olan. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Romeo ve Juliet gibi kadın erkek ilişkisi içindeki meşhur karakterleri bir hatırlayalım. Sonra Mevlana'yı, Ömer Hayyam'ı düşünelim. Daha adını saymadığımız niceleri aşıktı. Aşkın nerede yeşerdiğidir onu özel kılan, kime olduğu ancak hayatın içinde anlam kazanır. Bir yürek sevmeyi öğrendiğinde, tıpkı güneş gibi, vücudun her hücresini parlatır. Aşık birini yolda yürürken bile ayırmak mümkündür. Yaydığı enerji ile bir mıknatıs gibi insanları kendine çeker. Girdiği yer aydınlanır. ...
Safiye Sultan hani bu şiire harika bir şarkı giderdi dedim daha baktığım ilk anda. Çeribaşının kızı, sazlı sözlü, çengili ya ciddiyim bakmadan müzik olup olmadığına playeri bir açıp bir kapadım, sesi nerede bunun diye. Baktım yokmuş bir şarkı:( Ondan başka kimseler merhem olmaz sızıma Dilerim Rabbim yazsın onu alın yazıma İsterim ana olsun sarı saçlı kızıma Ela bakışlı dilber çeribaşının kızı Böyle sözler yazıyorsun ya tebessüm ediyorum. Bak dua kapılarının açık olduğu ana denk gelir de çeri başının kızı senin hazır askerliği bitirmiş oğullarından birine gönlünü kaptırır mış:)) Sarı saçlı bir de torunun olur muş:)) Hani hece ölçüsünden çok anlamasam da keyifle takip ediyorum dizelerini. Sebebi aslında şu ki evet hani çok güncel konuları böylesi güzel yazıyor olman. Ha bu arada geçen söylemeyi unuttum. Bir şiirinde mezarcının tekini tutup kolundan çeke çeke "aşk" mezarı kazdırmıştın. Geçen gün baktım "tutun şu tabureyi" diye tutturup...
Bu fomülü kaptım , Baş tacı yaptım. Ziyaret. Zerafet. Ziyafet. ... yüreğinize sağlık, dimağınıza esenlik diliyorum üstadım. Bunu ziyaret kabul edin, Zerafetinize hayran kaldım, Ziyafetinizi dört gözle bekliyorum...:=)) dostane selamlar.
İşte olay bu hocam ...suskunluk .ve ağızdan çıkan o kısık kelimelerin insanın kalbine nasıl indiğini gösteriyor harikaydı... seviyorum derin şiirleri. az sözle on ikiden vuran harika şiirler... kutladım
Ateş böceğinin denizden yansıması esnasında,geminin kaptanı dümenini o yöne kırması ve ay ışığının üzerine örtü çekerek o muhteşen görüntüyü seyre dalarken,iki kişilik bir deryada biri kendisi diğeri gönül köşküne oturan sevgili şairin haleti ruhiyesinde,el ele göz göze aşkın yüceliğinde yol alıyor. Diyor ki senin beni sevmen önemli değil,ben seviyorum kayıtsız şartsız. Bu durum yarı hülyalı bir hale dönüşse de; Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabîb, Kılma derman kim helakim zehr-i dermanındadır... Fuzuli "Ey tabib! Aşk derdiyle başım hoş benim; yaramdan el çek sen. Bana derman hazırlama ki senin merhemlerin benim ölümüm sayılır." Demek ki şair;aşk acılarla kıvranırken,aynı zamanda acıyla mutluluğu yaşamaktır. Kişinin içinde sevme duygusu var ya ! vuslat önemli değil burada...zaten aşık coğu zaman maşuğuna kavuşmak istemez. Ya göklere yükselttiği sevgilisi ona hayal kırıklığı yaşatırsa,asıl ölüm o anda g...