Son Duruşma
İnsan gününe ne kadar sahip çıkarsa yarınına o kadar sahip çıkmıştır.
İnsan doğası gereği baskıdan hoşlanmaz. Nedenini düşündünüz mü hiç? Yaratan yaşamsal kanunları koyarken dağa suyun geçeceği kırılganlığı, demire şekil verecek ateş gücünü, rüzgara esebileceği hava alanını yağmura yağacağı canlıları, insana gideceği yolları vermiştir. Seç ve git… Fakat ne su seçtiği yönden sorumlu tutulmuş ne rüzgar kuzeye estiği için hüküm giymiştir. Çünkü mükemmel şekilde vazifesini bilir takdir olunduğu şekilde yapar muhakeme etmez ezelden alimdir kainat.
Hayvanlar ve bitkiler de olgunlaşmak denilen süreci belki saatler belki aylarla alır, yaşamanın tadını bilmeden yaşam savaşı verir.
Ya insan? Bilmeden çıktığı yolda rehbersiz yürüyemez. Bu yüzden her zaman ve mekanda farklı meşaleler onu aydınlatır ki yanlış yola sapmasın. Çünkü insan saptığından mesuldür. Sapmak ne peki? Evvelden belirlenmiş görüş, düşünüş, amaç ve davranıştan ayrılmak anlamına geliyor. Ezelden belirlenmiş bir yaşam yasası olmalı ki mihenk olsun, sapmanın çizgisini koysun. İşte özgürlük ihlalleri bu yasadaki farklılaşmadan ortaya çıkıyor. Baskı denilen algı burada zuhur ediyor.
Kendi yasasını yasaları koyan en büyük merciye göre ayarlayan elbette başkalarının planına dahil olmuyor. Çünkü bütün kanun koyucuların üstünde bir kanun koyucu var, kainatı izleyen ve araştıran herkes bu sonuca ulaşır. Dolayısıyla o zaman baskı değil kişinin özgür seçimi haline geliyor. Yolun ortasında duran taşı kenara çekmek insani bir davranış olarak tercihinse ve seve seve yapıyorsan bunun adı özgürlük ve bunu engelleyecek bir insan düşünülmüyor. Çünkü dosdoğru bir toplumsal gidişat, yaşamı sürdürme ve kolaylaştırma üzerine belirleniyor. Yola taş dizen birilerini engellemek ise taşı dizenlerce baskı olarak algılanıyor; halbuki yıkıcı engelleyici olan kainatın ve insanın yaşamsal ilerleyişine ket vuruyor.
Bu kural yaşamın her alanı için geçerli; evde dişini fırçalamaktan sokakta çimenlere basmamaya, ailede karar almaktan devlette yasa koymaya kadar… Hak kavramı kişiselden topluma, bu ezelden yaşamı sürdürme yasasına bağlı gelişiyor. Hak elde eden haksızlık yapmış olmamak için gücünü raiyeindekiler üzerinde kullanırken yaratıcı kadar şefkatli davranmıyor. Erkek hegomanyası evden işe, topluma kadar her yerde kendini hissettiriyorken bir de güçlü hegomanyası devreye giriyor. Bak ben senden güçlüyüm hayır hayır bak ben güçlüyüm. Afedersiniz aklıma hep çocukluğun benim babam senin babanı döver davaları geliyor. Büyüyemediğimiz aşikar da o çocukluğun masumiyeti de kalsa büyüyemezken ne iyi olurdu değil mi? Ya hepten büyük olsak ya hepten küçük; arasatta kalınca sonradan görmeler gibi ne oldum delisi olunuyor.
Elbiselerimiz kimliğimiz oluyor, rollerimizi çok iyi oynuyoruz da gerçeğe dönünce afallıyoruz. Çok iyi polis ama çocuğunu çok dövüyor, çok iyi öğretmen ama kibirli kimseyi sevmiyor, çok iyi hoca ama adam kayırıyor, çok iyi başkan ama yolsuzluğa susuyor… Çok iyi olan var mı bu arada aramızda? Kulluk burada başlıyor içindeki kötü senle ne kadar mücadele edersen o kadar büyünüyor ve olgun insan olunuyor.
Şimdi bir özgürlük türküsü tutturmuş giden herkes yanılıyor. Öyleyse ya hepimiz birilerine esareti kabul edip mahvolacağız ya yaratıcıya esareti kabul edip kurtulacağız. Kula kul olunmaz son duruş bunu gösteriyor.
Safiye Korkmaz
Son Duruşma başlıklı yazı SafiyeDÜNDAR tarafından
19.06.2013 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.