Mubah bir rabıtanın
olası seyri olsa olsa. Denklemler ve izdüşümleri farklılık arz etse de
bilinmeyen hala aynı. Tabir-i caizse cebir problemlerinin asil ve vakur
bilinmeyeni tekabül ettiği o sonsuz rakım. Ta eksi sonsuzdan artı sonsuza
uzanan bir boyut. Yeri geldi mi eşlik eden diğer müphem ve gizem dolu
bileşkeler arttıkça bilinmeyen sayısının tefekkürü de bir o kadar uçsuz
bucaksız.
Değişmiyor rakım sadece
izafi bir boyutta peyder pey alçalıp yükseliyor.
Eksen aynı, rakamlar
her daim nöbette ve matematik yine payına düşeni ifa etmekte tüm bilim
dallarına nispet edercesine. Konjonktürün seyri en az değişken mizaçlar kadar
irdelenesi zor ve tahmini akıllara zarar.
Formüller yeri geldi mi
o kadar kifayetsiz bir seyir izlemekte ki ağlanacak halimize kahkahalarla
gülmekteyiz.
Kıdemli üç beş profesör
gelip bir konsorsiyum oluştursa da nabza göre şerbet verse.
Döndük dolaştık ve
geldik aynı noktaya.
Mizaçların seyri ve
beklentiler nasıl da aşılmaz görünmekte. Bize gereken sabit bir değişken: Belki
ruhani bir temayül belki de göze gözükmeyen ve saklı bir bileşke insan ruhuna
ait. Bir o kadar anlamsız çoğunun gözünde ve bir o kadar anlaşılmaktan uzak.
Kıyıda köşede kalmış antika bir eşyanın açık arttırmadaki sergilediği rekabet
kadar sıra dışı ve önemli onca önemsiz mefhum kıyasıya bir rekabet içerisine
girmişken.
Varlıklar ya da var
sayılan yokluğa tekabül eden tüm o varsayımlar. Yaşanılası sayısız deneyim
kiminin umurunda bile olmayan.
Bazen bir sopranonun
duymaya alışkın olduğumuz o tiz sesi ve yeri geldi mi bas tonunda mizacı
değişen bir nota şöleni: Yeri geldi mi nakaratıyla dillere pelesenk olmuş ve
yeri geldi mi hüzünlü bir tonla yaraları saran.
Gizem üzerine gizem
kıdemli ve yaşlı dünyanın çoktan sıdkının sıyrıldığı. Neden ya da nasıl diye
sorma hakkının bile bulunmadığı nicesi seyrindeyken kimin neyle iştigal
ettiğinin.
Ne bir zorunluluk ne
bir mükellefiyet izahat etme gibi gereksiz bir tutumu bertaraf etmek adına.
Az komik de değil hani
ya da garip ne de olsa herkes haddini bilmeli.
Rakamlardan çıktık yola
ve derken eledik eleğimizi tam asacakken duvara yine tökezledik. Neden ya da
nasıl sorularını çoktan bertaraf etmişken buyurun çıkın işin içinden. Sonuçta
tercihler sadece ve sadece inisiyatifine kalmış iken kişinin kime hangi sebeple
hesap verme zorunluluğu olabilir ki? Bu yüzden ne kuram kaldı irdelenmeyen ne
de uzman bir adım uzağında durması gereken onca teoriyi ispatlamaya çalışan.
Kolaysa çıkın işin içinden.
Yol yordam bilmek de kâfi
değil çoğu zaman ya da saygınlığını ve sessizliğini korumak adına az da olsa
yoldan çıkmak. Peyder pey kifayetini yitirirken hani az mücadele de
vermiyorsunuz.
Hakkaniyet denen mefhum
ne yazık ki tarihin tozlu ve küflü sayfalarında hatırlanmayı bekliyor deme
cüreti bulamıyorum kendimde her ne kadar kimler ne cürette bulunsa da.
İşte tam da bu noktada
psikolojinin gizemi çoktan açığa alınmış bulunmakta. Kolaysa izah edin bunca
belirsizlik ve haksızlık yaşanırken nasıl oluyor da bireysel tutumlar ve
muafiyetler ıskalanmakta tabir-i caizse.
Melek ve şeytan kadar
birbirine tezat iki varlık ne göze görünen ne de somut bir varlık arz eden en
az ruhlarının koşuşturduğu o bakir gök yüzünde izahı bulunmaksızın. Demek ki
bazı olayların nasıl vuku bulunduğuna
dair somut bir veri yok elimizde. Bu yüzden de kimsenin hiç kimseye
durduk yerde hesap verme zorunluluğu gibi bir yanılsama telaffuz dahi
edilmemeli. Her ne kadar merakına, ihtirasına ve şeytana uyan olsa da.
Farklılığın sıradanlığı
bu olsa gerek ya da sıradanlığın normal ve kabul edilir addedildiği dillere
pelesenk olmuş olsa da.
Nezdinde iken sunulan
hayatın sayısız tekrarı var aynı filmin hem de bir ömür boyu kabullenin ya da inkâr
edin. Filmin kahramanı her karede aynı replikle çıkarken sahneye gerek fon
sürekli değişiyor gerekse figüranlar biteviye işgal etmekte sahneyi hiçbir
hakları olmadığı halde.
Esas kız ve esas oğlan
ise hep ama hep mustarip. Ve yaşıyorlar paylarına düşen o imkânsız aşkı ve
hasreti. Tabii ki ortada gerçek anlamda bir aşk var mı yok mu o da ayrı
tartışma konusu ne de olsa aşkın haricinde ne varsa konuya ve senaryoya dâhil
edilmiş bulunmakta: Aklınıza ne gelirse üstelik. Yerli yersiz ve gereksiz ne
olursa olsun. Pek tabii ki günümüz şartlarını göz önünde bulundurursak ilk
sırayı ne yazık ki finansal kaynaklar almakta. Ek olarak nefsinin hakimiyetinde
can çekişen tüm ruhları da ekledik mi son baştan belli. Ola ki taraflardan biri
romantizm ya da beklentisini zikretti mi biliniz ki film çoktan kopup gitmiş.
İstediğiniz kadar
irdeleyin gerek insanları gerekse konu dışı tüm olası detayları. Hatta canhıraş
çabalayın da. Görünen köy kılavuz istememekte ne yazık ki. Olası ne varsa
dışlamaya ve dışlanmaya mahkûm her ne kadar haklı olsanız da ya da hak
gözetseniz de.
İstisnalar bozmasa da
kaideyi şu bir gerçek ki, kıyısındasınız bazı şeylerin ve bir o kadar da
uzağında.