Hikayeme Son Vereceğim Zaman Başlığı Düşüneceğim 2 Bölüm
Üniversite
sınavına az bir zaman kalmıştı. Richard Gilbert ve Oliver Forbes için heyecan
dolu bir zamana adım adım yaklaşılıyordu. Sınav heyecanından dolayı her
zamankinden daha fazla çalışan bu ikili, üniversiteye giriş sınavını hiç bu
kadar ciddiye almamışlardı. Richard Gilbert o kadar ciddiye almıştı ki, işi
bırakma ve tüm zamanını derslerine yoğunlaştırma kararı aldı. Eğer bu sınavı
kaybetseler dünya başlarına yıkılır, hayatın bu zorluklarına karşı isyanları
daha çok galeyana gelirdi.
Oliver Forbes her ne kadar bu sınavı ciddiye alsa da futbolu bırakmıyor,
turnuvadaki maçlarını ve antramanına devam ediyordu. Çünkü onun tek gayesi
Richard Gilbert’in ki gibi sadece sınavı kazanmak değil, aynı zaman da ünlü bir
futbolcu olmaktı. Hal böyle iken sınav ile beraber hedeflediği bu ikinci
gayesini de gerçekteştirmek için ciddi mücadeleler veriyordu.
Fakat bu mücadeleye engel olmaya çalışan bir isim vardı. O isim İsaac
Compton...
Gözünü hırs bürümüş, sadece ve sadece Oliver Forbes’in kötülüğünü arzulayan İsaac,
takım arkadaşlarını Oliver’a karşı kışkırtıyordu. Özellikle teknik direktöre
karşı mümkün mertebe kötülüye bildiği kadar kötülüyordu. Çünkü genelde kadroya
girmeye hak kazandığı için kötülemesi gerekiyordu. Bütün takım İsaac’ın
Oliver’a karşı adavetinin farkındaydı. Bu yüzden pek kaale alınmıyordu. Takımın
İsaac’ı umursamaması öfkesini daha çok galeyana getiriyordu.
Bununla beraber Richard Gilbert gündüzleri kütüphane de zaman geçirir iken
akşam evine dönmek için kitaplarını, defterlerini toplayıp evinin yolunu
tutmaya başlamıştı. Eve doğru giderken karamsar bir şekilde olumsuz neticeler
hayaline yansıdı. ‘’Ya sınavı kazanamazsam?’’, ‘’ya annemin emeklerini boşa
çıkarırsam?’’, ‘’ya başaramazsam?’’, ‘’1 yılım zaten boşa gitti. Ya bu yılımda
boşa giderse?’’ diye kuruntulara kapılmış, moralini alt üst etmeye başlamıştı.
Ünlü Fransız yazar Michel de Montaigne’nin dediği gibi ‘’Başına dolu yağan, dünyanın dört bucağını fırtına içinde sanır.’’ Richard’da
aynen öyle yapmıştı. Zamanında başına gelen musibetler dolu hükmündeydi. Bu
yüzden her bir olayı fırtına içinde sanıyordu. Babasını kaybetmesi, maddi durum
sıkıntısı çekmesi, annesinin çalışmak zorunda kalması, pskolojik bunalımlar
yaşaması gibi olaylar karamsar düşünmesine sebep olmuştu. Kötü düşünceleri onu
boğmuş, manasız korkulara sürüklenmeye başlamıştı.
Dalgın düşünceler esnasında yanlışlıkla yolda yürürken bir bayan çarpmıştı.
Çarptığı bayan sinirli bir şekilde ‘’önüne baksana be!’’ diye çıkıştı. Daha
sonra Rickard Gilbert’in suratına bakarak ‘’Rickard’’ diyerek gülümsedi.
Yanlışlıkla çarptığı kişi liseden arkadaşı Elena Pierce adında bir kız idi.
Rickard ise soğuk kanlı bakışları ile ‘’Elena?’’ dedi. Elena ile geçmişte
yaşadığı hatıralar gözünün önüne sinema filmi gibi gelmişti. Ayak üstü birazcık
muhabbet ettikten sonra numaralarını birbirlerine verdiler. Elena eski sınıf
arkadaşı olan Rickard ile karşılaşmasına çok sevinmişti. Fakat Rickard’ın
suratındaki soğuk ve bitkin bakışı görünce onun üzgün olmasına bir anlam
verememişti. Elena her ne kadar yardımcı olmak istese de Rickard soğuk duruşu
ile Elena’yı geri çevirdi. Elena ısrar edince Rickard sert bir üslup ile
hayatında hiç bir şeyin yolunda gitmediğini ve her şeyden nefret ettiğini dile
getirdi. Elena’ya sırtını çevirerek lanetler okudu ve arkasına bakmadan göz
önünden kayboldu. Elena Pierce bu durum karşısında şaşkınlığını gizleyemiyordu.
Daha önce Rickard’ı bu şekilde görmemişti.
Elena Pierce saf ve temiz kalpli bir karaktere sahipti. Her insana mümkün
mertebe yardım etmeyi seven, dertlerini dinleyen, anlayışlı ve aynı zamanda
duygusal bir yapısı vardı. Fıtratın da iyilik yapmayı seven bir bayan olduğu
için Rickard’ın bu agrasif davranışı karşısında üzülmüş ve bir derdi olduğunu
anlamıştı. Birden bire Rickard’ın derdi ile dertlenmeye başlamış, ona nasıl
yardımcı olacağı konusunda kafasında düşünceler belirmişti. Bu düşüncelerini
hayata geçirmek için birden mücadele içerisine girmeye başlamıştı.
Rickard Gilbert sabah yorgun ve halsiz bir şekilde yatağından kalkmış lavabonun
yolunu tutmuştu. Elini yüzünü yıkadı ve günlük kıyafetlerini giymiş, saçlarını
taramış, ders kitaplarını çantasına koyup kütüphaneye üniversite sınavlarına
çalışmak için hazırlık yapmıştı. Evinden çıkmak için kapısını açar açmaz
karşısında Elena Pierce’yi görmüştü. Rickard Gilbert şaşkın ifadesini
suratından gizleyememişti. ‘’Senin burada ne işin var? Hem sen evimi nereden
biliyorsun?’’ diye sorular sormaya başladı. Elena Pierce sevimli bir ifade ile
‘’takip ettim dün seni’’ dedi. Rickard Gilbert ‘’her neyse, benim işim var’’
diye ters ters bakarak yoluna devam etti. Elena Pierce suratı asık bir şekilde
arkasından baka kalmak ile yetindi. Tek amacı Rickard Gilbert’in derdini
öğrenip ona derman olmaktı. Ama Rickard Gilbert, Elena ile ilgilenmiyordu bile.
Elena, Rickard’ın moralini düzeltmeye çalışırken, Rickard ise yaptığı
davranışlardan dolayı Elena’nın moralini bozuyordu. Rickard her ne kadar Elena
ile ilgilenmese de Elena pes etmeye niyeti yoktu. O her ne kadar Elenayı
önemsemese de Elena daha çok hırs yapıyor, onun derdini öğrenmeye çalışıyordu.
Yaklaşık dört saat kütüphane de ders çalışan Rickard Gilbert, zihinsel olarak
yorulduğu için kitaplarını, defterlerini topladı ve kütüphaneden dışarı çıktı.
Kütüphaneden dışarı çıkar çıkmaz yine karşısında Elena’yı gördü. Gözleri parıl
parıl parlıyor, Rickard Gilbert’e hafif bir tebessüm ile bakıyordu. Masum
duruşu, tatlı bakışı Rickard Gilbert’in şefkatini, pozitif enerjisini celp
edemiyor, asık suratını, umursamaz tavırlarını daha çok sergilemesine sebebiyet
veriyordu. Rickard Gilbert dayanamayarak tersleyen, aşağılayan cümleler sarf
ettiyse de Elena Pierce gayet sakin, olgun ve yardım sever cümleler kuruyor,
derdini öğrenmeye çalışıyordu. Rickard Gilbert evinin önünde yaptığı gibi
umursamadan evine doğru yola koyuldu. Fakat Elena Pierce bu sefer arkasından
takip ederek onu bir cafe’de oturup konuşmaya davet ediyordu. Rickard Gilbert
hiç bir cevap vermiyor, umursamaz tavırlarını bir kez daha sergilemiş oluyordu.
Ama bu kez Elena Pierce pes edecek gibi gözükmüyor, ikna etmek için elinden
geldiği kadar dil döküyordu. Fakat Rickard Gilbert hiç bir şey demiyor, sadece
susuyordu. Belli bir süre suskunluğunu koruyan Rickard Gilbert en son da
suskunluğunu bozdu ve manalı bakışlarını Elena Pierce’nin üzerine dikti. Hafif
duygusal bir surat ifadesi ile ‘’neden bu kadar uğraşıyorsun benim için?’’ dedi.
Elena hafif bir tebessüm ile ‘’sadece sana yardım etmek istiyorum. Hepsi
bu...’’ dedi. Rickard Gilbert bir iki dakika bekledi, düşündü ve en sonda Elena
Pierce’nin teklifine icabet ederek bir cafe’de oturup konuşmaya karar verdi.
Beraber yolda yürüyerek muhabbet ettiler ve gözlerine bir cafe ilişti. O
cafe’ye oturup muhabbetlerine devam ettiler.
Elena Pierce lise yıllarında yaşadıkları o eski hatıraları anlatarak Rickard
Gilbert’i güldürmeyi başarmıştı. Elena güldüğünü görünce hoşuna gitmiş, onun
asık suratını birazcık olsun güldürdüğü için mutlu olmuştu. Daha sonra Elena
‘’seni bu kadar üzen ve isyankar hale sokan durum nedir?’’ dedi. Rickard
Gilbert biraz duraksıyarak ‘’babam’’ dedi. Tek kelime ile durumu özetleyince,
Elena babasının Rickard’a zulmettiğini düşünüyordu. Ona ‘’baban sana ne fenalık
etti?’’ diye soru yöneltti. Rickard Gilbert’in içini buruk bir hüzün kapladı,
gözleri hafifçe yaşardı ve önündeki tuzluğu alarak masaya bir kaç toz tanesi
döktü... Döktüğü toz taneleriyle oyalanmaya başlarken bir yandan başından geçen
hadiseleri bir bir anlatmaya çalışıyordu. Elena Pierce dinlerken bir yandan göz
yaşlarına hakim olamıyor, elma gibi tatlı yanaklarını gözünden düşen bir kaç katre
ile süslüyordu. Rickard Gilbert, Elena’nın bu halini görünce duygusal anlar hat
safhaya çıktı ve hüngür hüngür ağlamamak için önündeki tuzları incelemekle
meşgul oldu. Elena Pierce pamuk gibi yumuşak ellerini Rickard Gilbert’in
ellerine götürdü ve ellerini tuturak ‘’hayat sana darbe vurmuş olabilir, ama
ben her zaman yanındayım bunu bil tamam mı?’’ dedi. Rickard Gilbert gibi asi
bir adam Elena Pierce’nin şefkat cazibesi karşısında dayanamamış, yelkenleri
suya indirmişti. Uzun uzun baktı ve ‘’bana nasıl yardımcı olabilirsin ki?’’
diye soru yöneltti. Elena Pierce dersleri çok başarılı bir öğrenciydi. İlk bir
sene üniversiteye gitmemesindeki sebep Üniversite tercihlerini yanlış yazıp
istediği bölüm çıkmamasıydı. Oda bu sene hazırlanıyor ve üniversiteye girme
mücadelesi vermeye çalışıyordu. Rickard Gilbert ile çalışıp sınava kadar
beraber hazırlanma teklifini sundu. Bu teklif Rickard’ın işine gelirdi. Çünkü
Elena dersleri kavrama konusunda fevkalede biriydi. Rickard Gilbert bu teklifi
kabul etti. Elena bu teklifi kabul ettiğini görünce ağzı kulaklarına vardı.
Rickard’ın asık suratını da tebessüm ettirmeye vesile olmuştu. Nasıl tebessüm
etmezdi ki?.. Size karşılıksız fedakarlık yapan birini gördüğünüz vakit
tebessüm etmez miydiniz? Hemde en zor zamanınız da...
Klaus içinde beslediği kıskançlık ateşini dışarıya rahat vuramamanın acısını çekiyordu. Çünkü ilişkilerini saklamak zorundaydı. Bundan dolayı derdini ancak kendi içinde çözebilirdi. Öfkesini kusmak için Cara’ya okuldan sonra sessiz sakin bir yere davet etti. Cara’da Klaus’un davetini kabul etti. Akşam saatlerinde okul günü sona erince Klaus’un davet ettiği yere geldi ve yaklaşık 20 dakika gibi bir süre zarfı içerisinde Klaus geldi. Klaus agrasif bir şekilde Cara’ya adım adım ilerliyordu. Kolunu sert bir şekilde tutarak azarlamaya başladı. Okuldaki erkek öğrenciler ile şakalaşmasının hesabını soruyordu. Cara’nın canı yanıyor ve Klaus’a kolunu bırakması için uyarılarda bulunuyordu. Ama Klaus’un öfkesinden gözü dönmüş, Cara’nın yalvarmalarını duymuyordu bile. En sonda Cara’yı sert bir şekilde yere fırlattı. Cara göz yaşları içerisinde yerde ağlıyordu. Klaus kendine geldiği vakit yaptığı yanlışın farkına vardı ve özür diledi. Cara’yı yerden kaldırmak istese de Cara bağırarak ‘’dokunma bana, git buradan!’’ dedi. Klaus olduğu yerde kalmış ne yapacağını düşünüyordu. Klaus’un başında beklediğini gören Cara tekrar yanından gitmesi için bağırdı. Klaus’ta mecburen gitmek zorunda kaldı. Kendisi gidiyordu fakat kalbi Cara ile beraberdi. Giderken yaptığı yanlışı nasıl telafi edeceğini düşünüyordu...
Haram sevmenin verdiği elemler artık yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor ve bu ikilinin de böylelikle huzurları kaçmaya başlıyordu. Tasavvuf kitaplarında da belirttiği gibi; ‘’Huzuru haramda ararsan, huzur sana haram olur...’’ Öyle de olmuştu zaten... Her geçen gün Klaus ve Cara hüzünleniyor, okulda birbirlerinin gözlerine bakışlarını kaçırarak bakıyordu. Bazen Klaus dayanamayıp gözleri doluyor, ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Cara’da da aynı hissiyatlar vardı.
Bu hissiyatları evindede yaşıyordu... Kocası, Cara’nın bu durgun halini, buruk hüznünü bir türlü idrak edememiyordu. Israrla sormasına rağmen Cara sorularını yanıtsız bırakıyor ve kaçamak cevaplar veriyordu. Kocası Elijah Northman karısını neşelendirmeye çalışıyor, bu üzgün halini gidermek için mücadele veriyordu. Fakat nafile... Onun aklı başka yerdeydi... Madde aleminde kocası Elijah Nortman’ın yanında olabilirdi fakat mana aleminde Klaus Salvatore’nin yanında idi. Zavallı Elijah Nortman’ın hiç bir şeyden haberi yoktu. Karısının onu defalarca aldattığının farkında değildi. Koynunda bir yılan vardı ve onu defalarca ısırıp, zehirliyordu...
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.