Yüreğindeki hasretin acısı ile yorganın içinde kıvranıyordu. Kim bilir kaç gündür titreyen yalnızlığın zemheri soğukluğunda kurtulmak için yorgan altında yatıyordu. Çığlık çığlığa feryat eden yüreğinin sesini kısmak için tüm çabaları boşunaydı. Kalktı, yorganı attı üzerinde, kalkmaya çalıştı hareketsiz kalan bacaklarının dermansızlığında kalkamadı. Yerde duran sehpaya tutunarak kalmaya çalıştı, başı döndü az ilerideki kanepeye kendini zor bıraktı. Sanki alnında boşanıyordu hasretin özlemi, ucunda tutunamadığı mutluluğun kaçırılan zamansız anı kıvranarak beyninde tebessümsüzlükle geziniyordu.
Zamanı tanıklık
için mazinin o korkunç hasret ile aralanan kapısından içeriye davet etti. Daha
dün gibiydi. Her zamanki kendine gülümseyen Türkan, Fuat’a.
-Hayatım,
seninle önemli bir şey konuşacağım, ama sonuna kadar beni dinlemeni istiyorum.
Heyecanlanan
Fuat
-Seni
dinliyorum hayatım.
Türkan,
ruhu titreyerek
-Seninle
çok mutlu günleri yaşadık hayatım, diyorum ki seninle vedalaşalım, az hasret
ateşiyle yüreğimiz yansın, hasret nasıl bir duygu onu yaşayalım.
Şaşırdı,
şimdi bu neden diyen gözlerle
-Se…
Sen ne dediğinin farkında mısın? Neden buna gerek duyuyorsun hayatım?
-Çok
kucaklaştık sarmaş dolaş hayatı yaşadık, değişiklik olsun, şükretmeyi sabır
etmeyi öğrenelim. Yolcusu olmayan yollarda ayrı ayrı bir süre yürüyelim, ben
sürekli vedalaşalım demiyorum şöyle kısa bir süreliğine, biliyorum sen şu an şaşkınlık
içinde bocalıyorsun. Şimdi beni anlamaya çalış ve az düşün hayatım bu bizim
için tecrübe olacak inan, bana inan hayatım. Hasret sessizlik yüreğimize az
dokunsun bu duyguyu tadalım diyorum.
Söylenmesi
gereken sözler şu an aklında firar etmiş gitmişti. Türkan’ı ikna etmenin veya
edememenin sancısı ile kıvranıyordu. Kelimeler bir araya gelmemek için
titreyerek kaçıyordu dilinde sanki!
-Sen
şimdi bana hasretin soğuk yüzü ile soğuk ayazında baş başa yaşamamızı
istiyorsun, ama neden? Bilirsin seni şimdiye kadar hiç kırmadım, elinde
tutmadan nefesini kokunu hissetmeden nasıl… Belki de haklısın hayatım…
-Haydi,
o zaman hasretin bulutları altında yaşayalım, hasretin kınalarını gönlümüze
yakalım, ama üzülme ben her zaman seninleyim, belki birkaç ay sonra yine
beraber olacağız.
İşte
o ana, zamanın tanık olması için o güne o maziye döndü. Hala titriyordu.
Hasretin gözlerine anlamsız baktı, hala yüreği yanıyordu. Şimdi kim bilir Türkan ne yapıyordu düşüncesi ile
yola çıktı. Türkan giderken arkasında gizlice takip etmişti, beraberce yaptırdıkları
bağ evine gitmişti.
Sessizce
pencerenin önüne geçti, Türkan içeride kanepede oturuyordu. Odaya sanki
sığamıyordu. Acı çektiği her halinden belliydi ama belli etmemek için çok
uğraşıyordu. İçinden
-Ah
hasrete kınalar yakarak koşan hayatım, elleri göğsünde kenetlenmiş sessizce
oturuyor. Şimdi sana koşarak gelsem çok kızacaksın biliyorum…
Derken
sessizce bağ evini terk ederek, evin yolunu tuttu.
Mehmet Aluç