Bir Yüreğin En Güvenli Parmaklığı
Bir Yüreğin En Güvenli Parmaklığı
Bütün isimleri, mekânları ve tarihin getirdiği yükleri bir kenara bıraktığımızda, elimizde sadece iki şey kalır: Bekleyen bir kalp ve o kalbe sığınmayı isteyen bir ruh. Bir insanın dünyasında "o" olabilmek, aslında dünyadaki bütün sınırlardan vazgeçip, sadece tek bir insanın göğüs kafesini kendi ülkesini ilan etmektir. Dışarıda fırtınalar koparken ya da hayat seni en ağır duvarların arkasına fırlatmışken bile üşümemektir bu. Çünkü bilirsin ki, uzakta bir yerde senin için çarpan, seni her halinle kabul eden ve adını her nefeste temize çeken bir sevgilin var. Bu, bir insanın bir başkasına verebileceği en büyük, en mucizevi güçtür. Ancak bu kadar büyük bir sevginin gölgesinde yaşamak, beraberinde görünmez bir parmaklığı da getirir.
Sevilen kişi, kendisini bekleyen o insanın sadakatine, onun o sessiz sabrına her gün yeniden layık olmak zorundadır. Aşk, bir süre sonra iki kişilik bir heyecan olmaktan çıkar; bir insanın senin için harcadığı zamana, döktüğü gözyaşına ve gösterdiği o asil duruşa duyulan derin bir saygıya dönüşür. Birinin dünyasındaki o dokunulmaz yeri korumak, bazen hayattaki bütün kavgalardan daha zordur. Çünkü insan, çiğ süt emmiştir; bencildir, zaafları vardır ve en güvende hissettiği anda bile o güveni yıkacak hatalar yapabilir. Ve nihayetinde, o sığınak kendi ellerinle yıkıldığında, aşkın en can yakıcı evresi başlar. Seni bir zamanlar göklere çıkaran, her hatanı sessizce örten o insan, gün gelip de kırıldığında sitem etmez. Bağırmaz, çağırmaz, dünyayı ayağa kaldırmaz. Sadece sessizce geri çekilir. İşte o an, o yürekteki krallığının bittiği, sıradanlaştığın andır. Bir zamanlar onun dünyasındaki tek ve eşsiz insanken, bir anda "herkes" oluverirsin.
Bu sürgün, bir insan için fiziki bir hapishaneden, her türlü yalnızlıktan çok daha ağır bir esarettir. Gittiğin hiçbir yeni kucak, sana o ilk vatanın, o duru sadakatin verdiği güveni yeniden sunamaz. Yine de insan bu ağır dersi almadan büyüyemiyor. Birini böylesine derin, böylesine koşulsuz sevebilmek ve o sevginin hakkını veremeyip kaybetmek, bu hayattaki en büyük sınavdır. Bize kalan, hayatın keşmekeşi içinde bizi böylesine sarmalayan bir yüreğin kıymetini henüz elimizdeyken bilmektir. Çünkü dünya ne kadar dönerse dönsün, insan en çok bir başkasının kalbinde yer bulduğunda ve orayı koruyabildiğinde gerçekten yaşamış sayılır.
O yürekten sürgün edildikten sonra, insanın payına düşen en ağır yük kendi kendisiyle baş başa kalmasıdır. Bir zamanlar bir başkasının gözlerinde bir mucize gibi görünürken, şimdi aynadaki o kusurlu, o sıradan surete alışmak zorundadır insan. Aşk bittiğinde ya da o sığınak kendi ellerinle yıkıldığında anlarsın ki; en büyük hapishane dört duvar değil, kaçırılan fırsatların ve harcanan sadakatlerin yarattığı o iç hesaplaşmadır. Gittiğin her yerde, dokunduğun her yeni tende o eski, o koşulsuz güvenin kokusunu ararsın ama bulamazsın. Çünkü o saflık, hayatta insana sadece bir kez sunulan ve kıymeti bilinmediğinde bir daha asla geri gelmeyen bir gökyüzüdür.
Sessizlik, bu aşamadan sonra aşkın en gürültülü çığlığı haline gelir. Karşı tarafın o sessizliği, seni suçlayan binlerce kelimeden daha çok acıtır canını. Sana kızsa, hesap sorsa, belki içindeki suçluluk duygusu biraz hafifleyecek; ancak o sadece arkasını dönüp kendi kabuğuna çekilir. Bu susuş, bir insanın sana verebileceği en kibar ama en kesin cezadır. Sen onun dünyasında artık bir nefes değil, sadece geçip gitmiş bir rüzgârsın. "Herkes olmak", bir zamanlar hayatın tam merkeziyken şimdi bir yabancı gibi o hayatı kenardan seyretmektir.
Yine de bu büyük kayıp, insanı hamlığından arındıran tek şeydir. Birini kırıp dökmeden ve o yıkıntının altında ezilmeden aşkın gerçek ağırlığını kavrayamıyor insan. Gerçek sevgi, sadece güzel bir duyguyu paylaşmak değil; bir insanın sana açtığı o tertemiz alanı kirletmeme sorumluluğudur. Bir kalpte vatan bulmak ne kadar büyük bir lütufsa, orayı kaybettikten sonra dünyadaki bütün yolları yurtsuz gibi yürümek de o kadar kaçınılmaz bir kaderdir. Önemli olan, o yollarda yürürken aldığın yaralarla büyüyebilmek ve bir sonraki kapıda, sana açılan kollara bir daha asla ihanet etmemeyi öğrenmektir, vesselam.
Mehmet Aluç
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.