Yeni Yıl: Umut Tarlası...
Zaman evrildikçe,
beyhude bir soluşla aşkı mihrak bilen ve ruhları karartan sancılar ağır
geldikçe hafifleyen ruhlarımızın tezahürü şu yaşanmışlıklar.
Farklı farklı
izdüşümleri her canlının sadece benliğinde kayıtlı. Bir yandan yıpratılmış
yaşamlar ve ne çok hezeyan.
Devrik cümleler bilfiil
gönülden dökülen.
Günü birlik sevinçler
belki de acıyı hafifleten.
Kırsalı hüznün o çorak
tarla.
Kırçal yarınlar dünden
miras özverilerin gölgesinde beyhude bir titizlikle mahal verdikçe bizler
ayrıştırıyoruz hüznü ve yâd ediyoruz bir yandan umut besliyoruz.
An ikrarla beslenmekte
ve gün teslim olmuş kadere yine de nifak sokanların nezdinde telaş hüküm
sürmekte.
Gün nasıl da heybetli
ve yürekte saklı sessiz tekbirler.
Hanidir beyan edilen
bir hutbe iken sığdıramadığımız gönül dokunuşları sivriltiyoruz hicap yüklü
benliklerimizi.
Bencil ve tahakküm
yüklü velhasıl anlamsızlığı katık edip sürdükçe umut tarlasını.
Biteviye o hırpani yok
oluşlar ve gıybeti aşkın, gıybeti ömrün her nasılsa verilen hükümleri
pekiştiren dokunuşların saklı olduğu yüreğin derinliklerinde konuşlanmış iç
sesimiz: farkında olmadan ettiğimiz serzenişlere yüklediğimiz izafi öngörüler
ve kanıksadıklarımız: hanidir, deyip kestirip attığımız ve her nasılsa, deyip
zamana devrettiğimiz…
Ölü dünler ve ölümlü
pekiştireçler.
Canlı umutlar, cansız
ruhlar.
Kıpraşan sakıncaları
bertaraf etmek istedikçe gömülü kaldığımız mezarlarımız ve boyunduruğunda hüküm
sürdüğümüz asılsız ithamlar kadar can yakıcı.
Teyit ettiklerimiz bir
yana görmezden geldiğimiz ve de gelindiğimiz…
Tehir ettiğimiz
imgelemenin tezahürü kadar pür-ü pak olsa keşke vicdanlarımızın sureti belki de
yılbaşı ağacının en tepesindeki kar küreye nispet yapan doğanın tezahüründeki
yalıtılmışlığı evrenin, her ne kadar beyan etmediğimiz gerçekleri gömüp kısılı
kaldığımız tek kişilik kapanlarımız.
Gün heybetli bir
tekbir,
Hırsız olan sadece
zaman
Ve geri dönümü olmayan
bir yolun
Çıkmazında son rota.
Devirdik bir yılı daha
ama hiç de kolay olmadı ve sene bizle beraber büyüdü ve tüketildi günler
tüketilirken canlar ve ne çok kayıp Noel Yortusunda hüküm süren telaşlar kadar
da anlamsızlığın sırdaşı o peyda olmuş coşku.
Telaffuzu binlere
tekabül eden cinayet yüklü tek kişilik oyunlar başrolünde kara melek ve
şeytanın müridi gölgeler fazlasıyla beslendi zulümden. Mazlum yarınlarımızı
daha şimdiden çaldırdık ve beslediğimiz ümitler büyük bir iştahla nöbete durdu
çıkmadan eski yıl.
Yıldızları kırpardık
bir zamanlar şimdi canlara kıyıyoruz.
Severdik haddinden
fazla ve öfkemize yenildik.
Çalardık şen şarkılar
lakin çalındı çocukluğumuz ve çocuk sevinçlerimiz.
Kapının tam da dibinde
ve elinde kocaman pembe bir balon ta ki kapıyı açana kadar beklemede ve her
nasılsa kaçmaya yelteniyor eski yılın kulağına fısıldadıklarını duyar duymaz.
Eski yılda mı suç yoksa varıp varacağımız son noktaya bizler mi taşıdık
ellerimizle üzünçleri ve yaralı cümleleri. Yüreklerde ağır hasar, cennet ise
bomboş lakin çocuk melekler kapısına dizilmiş ve bir o kadar şaşkın: Kimisi
annesini istiyor yanında ve kimisi çocuğuna hasret geride bırakmaktan hiç mi
hiç haz etmediği.
Sahillere eskiden deniz
kabukları vururdu ve ölü balıklar ve her nasılsa buna da muktedir olduk ya…
Telaffuz etmekten her ne kadar imtina etsek de insanlığın ayıbı çocuk
cesetlerini nasıl unutabiliriz bizler bir yandan suçu eski yıla yüklerken. Tam
anlamıyla bir yılan hikâyesi: Çaldığımız hayatlar ve çaldırdığımız merhamet ve
bizler hala aynı şarkıyı söylerken:’’Hala bir ihtimal var…’’
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.