Ve Perde Ve Sessizlik
Nişanesiydi günün, sökün eden söğüt
dallarında unutulmuş bir yaprak kadar solgun ve s/üzgündü yüzüm ve renklerin
mabedimde yüz sürdüm kâh düşlere kâh ölüme ne de olsa şeceresi idi zamanın
elbet zamansız düşülesi bir aşk gibi renklerin de esvabı iken gece.
Umutların varlığında saklı.
Yarınların hatırına.
Resmi içimde saklı bir hazan güftesi
ve sedef sözcüklerin de en makbulü iken kıblesi ve reşit hüznüm iken kulağa
küpe ve işte bıçak gibi kesildi gürültüler.
Nakşeden hazan mahsulü sözcüklerse
küpe çiçeği ve rengim de müzmin unutulmuşluğum aşikâr en çok da acıya
düşkünlüğüm ve solan güne nazire ettiğim bir yemin gibi ya da bir şiir belki de
şirin bir gülümseme dilerken evrenden kaykıldığım şu zeminde mi saklıydı
peşimden gelen hasret ve özlem duyduğum huzurun da güncesi miydi sahi yazmaya
durduğum bir reçete iken şiirin solumdaki yerine d/okunmanın verdiği acı…
Bir resim diktim önce içimdeki
yaraya.
Yetmedi lakin.
Yamaladım dünde kalan yarımı ve yarın
bellediğim yazmaya durduğum şiiri.
Ve perde ve sessizlik…
Aşkın dilemması idi kat ettiğim yol
ve düşkünlüğüm hüzne kesif bir sessizlik iken öncemde saklı mabedim aslında
mahrem olan her şeydi artık kimse tefe koyan lakin rüzgârıma düşkündüm aşka
sadık meramı sadece Allah katında saklı.
Döşemesi yırtıktı gecenin ve
kanepenin bir ucunda ben bir ucunda ölüm.
Mürşit kılınansa duygulardan örülü
bir kazak bazen serzenişlerime içimdeki çocuğa yüklendiğim ve kimse yüksündüğüm
aslında çıtası yükselen bir çaresizlikle sınandığım.
Düşlerin meddücezrinde yanık kokusu
belki de yanık bir türkü adı artık neyse acının renklere düşkünlüğüm ve siyahi
bir kırbaç iken gecenin kinayeleri yağan tepeme ve çatlayan gökyüzü en çok da
fersah fersah uzaklaştığım münafık gölgeler elbet şah damarımı en sevdiğim en
çok ise O’nun varlığına müptela ve devrilen putlar öncesinde insanlığın aslında
sonrasız bir ömür kadar değer bilmeyen ve severek çoğaldığım acıyı ise mesken
edindiğim.
Dokunmak en tepeye.
Çılgın fıtratım ve çıngar çıkaran
zalim.
Zulmün tok sesinde zalimin nefesinde
solan bir çiçek ve büyüyen bir yangın ki her kıvılcım dünümde her yorgunluk
günümde ve hala umut edebilmeyi zor da olsa başardığım.
Göğe attığım her çentik…
Daha çok sevebildiğim.
Reşit kılınan her acı ve devinimi
bitmeyen hüsran.
Bir merhale ise gök kuşağı kaybolan
zaman ve ben.
Beylik bir söylemden çok öte beyzade
bir sevgi elbet en çok da idama ettiğim sözcüklerle hemhal ve kara delikte son
bulan beyaz yüreğim.
Menevişlenen bir gece ve hicreti
sevginin ve kodaman bir acı ile hasbıhal edip artık neyi anlatıyorsa sefil
yüreğim.
Mahşerin ç/ağrısı.
Makberimse en kıymetli hazinem.
Meftun yüreğim ve güncem v sersem
sepelek gelip gittiğim belki de uyurgezer sözcüklerden inşa ettiğim bir b/eşik
ki her soyut duyguyu gerçek kıldığım ve istilası dünyanın oysaki ben sadece
seyyah bir kuşum.
Kurguladığım nice öykü ve
kurcaladığım içim en çok da tünediğim gök kubbe ve bir bulut iken önceki
hayatımdan çoktan firar ettiğim…
Ve işte soluk tenimde.
Ve işte yangın yeri mevsimde.
Ve işte müptelası olduğum sözcüklerin
hayali ile yola düştüğüm aslında kendimden geçtiğim en çok da yetemediğim bir
evren ve işte kimse kulp takan aslında en çok hatta sadece kendimle kavgalı.
Salkım söğüt gezindiğim.
Serptiklerim…
Sarmalında ömrün en çok da hüzün
bohçam azımsanmaksa bir ömür azık bildiğim iç sesim solan neşem yaralı çocuk
yanımdan firar eden bir gülücük gibi kimse mutluluğumu kundaklayan belki de öteberisi
sadece zamanın kırpık gölgelerinde teşrif eden güneş gibi içimde doğan ve
içimde batan.
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.