Ötenazi
Ötenazi yaptığım bir
ölüm dillendiriyorum b/akışlarında ölü şahinin bir şair edası takınmadığım ve
asil yalnızlığıma hurafeler adayan taşkın nehirler.
Zarları tutuyorum sol
elimle.
Tutmuyorum aslında ne
zar ne günlük sadece batıl yüreklerde akil düşler g/örüyorum içimin içimlik
şiirlerinde beyhude sevinçler kazıyorum ritmine uymadığım yeryüzüne beyitler
adıyorum aklın yorgun koridorlarında diri bir hüzün armağan ediyor Tanrı.
Kutsanan şafak.
Afakî gölgem.
Zanlı sıfatlar ve zarf
zamirleri aslında edat büyüklüğünde bir soru imleciyim içime tüneyen şahikanın
solundaki ritmi saklı tutarken benden bize uzanamadığım o yolda sırdaş bir
ikilem peyda olan.
Her durakta kaydım var
ve kaybım.
Araf’ta saklı tuttuğum
ölümlü mizacım sanırım her hapşırdığımda, çok yaşa, denmesindense çabuk öl,
demeyi becerecek bir kâhin tasarlıyorum rahminde göğün ben bir ara namesiyim
ölümlü günün.
Bağdaşık sırlar var ve
ardışık yalnızlığımın vagonları.
Baş makinist hep Tanrı
ve yakamoz düşlerimden düşen göz yaşlarım.
Mimlendiğim mi?
Mıhlandığım mı?
Üzünç yüklü veballer ve
asıl yüzlü imleçler sanırım virgüllere kızıp noktalıyorum geceyi aslında hayata
küsmüşlüğüme aralıyorum perdeyi.
Sahnenin önündeyim ve
olmayan seyircinin de kalbinde olmayı diliyorum ve başarıyorum sehven.
Karadan bozma siluetler
ve isin dokunaklı tebessümü sanırım aymazlığında yalnızlığın içime çemkiren o gözyaşında
boğulmayı dilediğim kadar açık ara farkla ölümü düşleyen minvalde karabataklara
özeniyorum okuduğum okulun arka bahçesinde her teneffüste gidip de gözlemlediğim
belki de bir serçe tedirginliğinde özlem duyduğum o hürriyeti kuşların
doğasındaki dinginliği ve masumiyeti içselleştirip şiir dağarcığımda bir şair
olma özlemimden çok insanlığımı asla sorgulamayan bir zümre.
Gönül yorgunluğunda
soğutucu görevi gören kalemim ve her baş ağrıma iyi gelen bir ilaçmışçasına
kaşlarımı çatıp da yüzümü ekşittiğim o eksende benlik söylemlere maruz kalıp
bizlere biat siz odaklı mektuplar.
Karanın uzağında bir
akça pakça olsa da içimin mimarisi.
Karadan çok uzak bir
adada kalmışlığıma özense de yırtıcı kuşlar.
Kazan kaldırdığım
ikiyüzlülüğü görmezden gelenlere duyduğum kırgınlıktan da çok çok öte içimde
hıçkıran çocuk ve sefil damgası yediğim kadar yemediğim hangi kazıksa azığa
aldığım hayallerime sahip çıkmakla yaşamak arasında gidip geldiğim o minvalde
ben bir Albatros Kuşu olmaktan haz etmesem de.
Sunumunda İlahi Aşkın,
göreceli sevgileri görüp de ve asla ulaşmayı dilemediğim o yakada ölmektense
yansız yüreğimde yandaş biriktiren iklimlere duyduğum şaşkınlık ile irkildiğim
bir mizansen de ben sadece radara takılan ön sezilerime minnettarım.
Öykünmekle yok olmak
arasındaki o kestirme yol ve pervasızca sevip de söylendiğim kimse aslında
kendime yaklaşımımda bir farkındalık sunan o izlek sayesinde kendimi kendimle
bağdaştırdığım.
Akabinde bağdaş
kurduğum aslında ağlak yüzlü seyreltisinde ömrün bir serenat misali içimde
gezinen notalara ve sevdaya tutunduğum.
Gönülde serpilen
nilüferler.
Aşkla surelerin yolunun
kesiştiği.
Ve devasa bir yerküre
asla ait olduğum iddiasında bulunmadığım ve metazori gölgelerden uzak durup
kendimle yüzleştiğim her satırda bir serçe kadar naif yüreğimin esintisinde
artık nasıl üşümeyi beceriyorsam ve beceremediğim her ne ise beyan etmekten da
sakınmadığım sanırım ilkbaharın döngüye uyumsuzluğunda ben son bir bahar daha
diliyorum fazladan içimdeki kıyameti sonlandıracak…
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.