Hiçlik Makamı...
Öğütlediğim bir düşün arifesindeyim:
düş salkımlarına konmanın verdiği keyif iken ansızın acıya dönüşen.
Belki de göğün meşalesidir içimdeki
izdihamdan çıkıp da yola varamadığım o üçüncü yakası şehrin en azından yakası
açılmadık ne/kim ise uzağında kaldım bir ömür ve ithafı gölgemin kendime
ettiğim gölgesi yırtık heybemde saklı o firar ki fedaisi evrenin en azından bir
şarkı olmayı beceriyorum gün bitiminde.
Saksısı düşlerin bazense pamuk ipliği
ile bağlandığım hayat ve içimde gergin bir ipte yürüyen benliğim her nokta
vuruşu ile kendimi ıskalamanın tadına varmak istediğim belki de…
Günleri uyutup da torbaya koyduğum
her ölü zaman ve akdi olmayan ömre kimse imza atan ve işte eşref saati
sözcüklerin kıl payı ölümden kurtulduğum bir kâbusun da getirisi iken şiir.
Nemli havaya aldırmamalı hem.
Nam salmış bir özlemi de hafife
almamalı hele ki en büyük özlemim iken salındığım düş bahçesi elbet okul yolu
ve cennet bildiğim sınıflar ve müdavimi nice insan adı çocukluk olarak kalsa da
o yılların efkârıdır ve özlemi kimi zaman beni yiyip bitiren.
Hazan henüz teslim etmedi ruhunu ve
bahara daha çok vakit var elbet özümden sıçrayan kıvılcımla sadığım da sözüme
ve delişmen yüreğimdeki bunca sarkıtı da kimse hafife almasın…
Israrla sevmenin menkıbesi belki de
duyumsadıklarım ne ki hele ki duyuramadıklarım?
Seyyar bir sokak lambasıyım belki de
her gece başka sokağı başka ruhları aydınlatan…
Oysaki ben kalıcı bir ışık olmak
istiyorum sonra da kâinatın röntgenini çekmek ve işte kendimi başköşeye koymak
sonra da sızmak karanlığa ve vazgeçip her şeyden metruk bir evde müdavimi olmak
hayallerin ve hayaletlerin.
Her suskuda saklıdır hem çığlıklarım.
Her kelimesi ayrı fakirdir yüreğimin.
Zemzem suyuyla yıkanmış gibi temiz
bir sevginin de firarı ve efkârıdır üstüme yemin ettiğim ve kendimden kaçtığım
ama kendime tutulduğum sonra da uzaklaştığım bir dünya adı martaval olsa da
ruhumda saklı her kayıt yüreği derbeder bir kuşun çırpınışına denk belki de gözaltında
tutulduğum.
Kaç bin yaşında olduğumsa akla zarar
oysaki yeni doğmuş gibiyim ve hala pışpışlıyorum sözcükleri nadasa bırakıp da
gün yüzüne çıkan bir gerçek gibi hem de hiç olmadığım kadar gerçek ve
hayalperest.
Mütereddit bir ruhun kancasında asılı
olmanın verdiği m/eziyet ve tutuşan etekleri kalemin ki her maraza düşte eşlik
eden dış ses ve perçemi dualarımın günbegün büyüyen bir sevgi ve rahmet.
Bilindik duygular olmasaydı keşke
özlem ve hüzün sonra da soy ağacıma işleseydim izini sürdüğüm kimse aslında
olmayacak bir duaya Âmin, demenin maruzatı yoksa içime kapandığım her gözyaşında
teslim olduğum o sel ve rüzgâr nihayetinde ufalanan sözcüklerim şükür ki riya
asla yok ve olmadı da hiç birinde.
Makamım yok işte.
Meramımsa O’nda saklı.
Maruzatım da yok en çok da
söndürdüğüm ve soldurduğum savunma mekanizmam ve açık yüreklilikle itiraf
ediyorum elbet hiçlik makamında acılar iken yazının içliği ve yoktan var eden
Rabbe teslimiyetim.
Yol yakın ya da uzak.
Hayat kimi zaman ayan beyan kimi
zaman tuzak.
Tutsaklığımı yaşarken arada kıyıya
çıkıp da derinlerde boğulmuşluğumun bir adım sonrasında derin bir nefes alıp da
kendime geliyorum ve zamanın sırtını dürtüyorum:
Sahi, ne zaman doğdum ben?
Bir salıncakta gidip gelen s/üzgün
kalemim ve kelamın doğurganlığında baş koyduğum bir yol ve sevda ki…
İklimin kırıkları ile inşa ettim
şehri yeni baştan ve şehir bile kendine yabancı iken ben nasıl çözerim ki bu
bulmacayı?
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.