Sözsüz ıslıkların
çığırtkanlığı ki asla haz etmesem de, dönüp dönüp baktığım ufkun çizgisinde
teğet geçen en sancılı ebemkuşağı…
Kuşatıldığım kuşakların
en kusursuz dönencesi belli ki aslolan ve asılsız ihbarlarla süzülen kara
bulutlar.
Kara iken aka çalan, ak
bilip de zedelenen beyazın gerdek sevinçleri.
Gergefi belli ki ömrün
hem de en çatık kaşlısından söz öbeklerine kıstırılmışlığı yine döngünün ibaret
olduğu belirsiz bir ibre, sağ sol ayrımında bile hedeflediği istikameti
tutturamayan ahenksiz bir tını, tüm bilinmezliği teğet geçen ve hanidir devre
arası sinen o rehavetin gün batımında ıslık çalan kırlangıç düşlerim.
Sere serpe düşlerim,
sersem sepelek kaygılarım ve sonsuz badirelerin ıslak sancısında gebe iken
hüzün bir gün sonrası doğmaya meyilli ve her nasılsa erteleyemediğim.
Elit bir kıskaç belli
ki anlık düş kırımı o muhalif ritmi yitirmişken gün batımı rast geldiğim kayıp
bir kumru yavrusu.
Bağrı yanık düşler
biriktirmek kadar da sanrılı bir ömrün hükmündeyken, zor olmasa gerek, dediğini
duyar gibiyim uzaktan akseden sessizliğin sözsüz iletişiminde kavuşmaya ant
içmişken en imkânsız aşka.
Aşka âşık serkeş bir
tını iken muteber kılınan her nasılsa gönülsüzce seğirtiyorum bir günden
diğerine üstelik haftaları ve ayları saymayı bırakmışken. Asılsız yıllar kadar
muzdaripim aykırı düşleri çatık kaşlı elemin peyzaj bildiği boşluğa yığarken
bilinçaltımdaki en aykırı resmi.
Bir gölge iken muktedir
kılan ve bir insan iken kayıplarla yüklü hem de en kaygılı var oluşun durağan
tınısında yalıtıldığı bir mizaç kadar da un ufak edilmişken benlik.
Tutumsuz bir seyri olsa
da aşktan ibaret bir tümceye yığılı tüm serzenişler kadar pervasız ve gönüllü
gönülsüz aday olsak da müphem yarınlara, hangi somut veriyi muteber addetmek
mümkün ola ki hele ki devingen rotanın standart sapmaları ile gömülü bildiğimiz
asılsız zihniyetlerin gayri kabulü rücu soyutluğunda somut addedilen tek bir
veriyi bile hazine bulmuşçasına sahiplenen.
Telaffuzu, rahvan bir
teselli addedilebilecek bir döngü iken maruzat eylediğim ve aykırı bir izdiham
kadar da ayan beyan sunumunda üç beş gölgenin, hiçliğime muhalif varlığımla
kıyamdayım hem de mazeret gösterebileceğim hiçbir duyumu sahiplenmezken.
Tek bir kıvılcım nelere
muktedir hele ki bir benzin deposunda soluklanmışsanız.
Rahmet okuduğum kim
varsa, özleminde ve de çok uzağındayım.
Rahmet okuması
gerekenlerle hiçbir sorunum yok zira addedilen karanlığı gönüllerinde
konuşlandırmışlar.
Atıl bir rüyayı mesken
ediniyorum gece güne kavuşmadan. Ne garip! Mimlediğim hangi tahayyül ise zehir
zıkkım oluyor nakşeden o anlık neşem. Çalmalarında izin verip vermemem söz
konusu dahi olamaz. Olsa olsa izafi bir mutluluk onlarınki: Kâh gözyaşlarımdan
medet bulan kâh çocuk sevinçlerimi anlamaktan aciz. Bu da asla bir sorun değil
ki olmamalı da. Ne de olsa çalıntı hiçbir duygum yok ve her nasılsa hiçliği
kerrat cetveline koyduğumdan bu yana sonsuz haneli bir sevince iştirak
ediyorum.
Sıra dışı hezeyanlar
biriktiriyorum kimi zaman.
Sırasız aşklara
düşüyorum günbegün.
Adı sanı olmayan
kadınları, adamları belliyorum yüreğimin en derininde hele ki sevgiyi pelesenk
ettiğim şu muhalif ve çıtkırıldım benliğime düşmüşken yolum, sıramı savmanın da
ötesinde nice kuyruğa dâhil oluyorum ve üzünçler kasadan geçtikçe pekişen
mutlak sevinçlerimi pay ediyorum gönül dostlarımla.
İnsanlardan kaçtıkça
seyreliyorum.
İnsanlara yaklaştıkça
nakşediyor doğurgan ve buyurgan imler kadar da tehdit yüklüyken anlamsızlık.
Anlam olmaya çalıştıkça ve anlam yükledikçe ruhuma, görüyorum ki; bilmediklerim
rötuşluyor o siyah beyaz resmi: Bir elimi tutan babam ve o gök gözlü kadın yine
sol yanımda ve en batılı kucaklamışken evren, sıra dışı bir muziplikle ahkâm
kesiyor reçine gözyaşları. Akan oluk oluk ve demlenen yürek sesim ve
nihayetinde nükseden o hülasa ve devingen rahmet yüklü gök kubbe.
Gördüğüme vakıfım ve
sevdiğime de ama en önemlisi sevildiğime.
Duyduğuma vakıfım diğer
yandan hatta duymadıklarıma da ve keşke duymasaydım deyip ansızın gözyaşlarına
boğulduğum ve derken müşfik bir dokunuşla ruhumu kavrayan o görünmez hale.
Ah akılsız başım, deyip
duvarlara sayıp sövdüğüm sessiz çığlıklarım.
Ardı ardına attığım
kırık kahkahalarım ve pay ettiğim ama yine de eksilmeyi beceremeyip anbean
çoğaldığım…
Şimdi demeliydim ki,
deyip de başlayamadığım herhangi bir cümle.
Keşke demeseydim dememe
ramak kala, yeni baştan okuduğum bir metin ki zikrettiğim ne varsa bir o kadar
beyhude kimine göre ve bir o kadar rahmet yüklü ime tekabül eden ve hayli
patavatsız bir haykırış iken değil duymaktan görmeye dahi tahammül edemediğim o
silik gölgem iken kıymete binen anlık bir dönüşüm ile peyda olacak bir
mizansene teğet geçen…
Düşlediğim münafık bir
redif mi yoksa düşe kalka büyürken, küçüldüğüme kani olduğum asılsız bir hikâye
kadar da beyhude?
Aykırı üzünçler,
ayracında düşlemsel imgelemin, tozutmuş evren.
Toz konduramazken,
tezat bildirgesi anlık tahayyüllerin olur da gölgelenir biteviye akarken pınar
başı ölü yüzleri rahmet bilip de sakındığım yine de heyula bir varoluşun
çeperinde, kaynarken düş izlekleri saklı gıyabında hanidir bekleyip de
eremezken hidayete.
Günden öte, dünden
sonra, bilinmez bir son iken miladı yeniden var oluşun, süklüm püklüm
dokunulmazlığı evrenin ve Tanrı soyutlarken, tek bir hazne yarısı gölgeli,
yarısı mihrak bir sancının dibinde o kaynar öfkeleri ile insanlığı yitik canlı
kesim, yaratılmışlığın sancısı ile ölümü teğet geçen efkârım.
Tümden gelen gayri
meşru edimlerle hatmederken ömrü ve her nasılsa görmezden gelindiğim o sarkacın
hibeli dokunuşu belli belirsiz tanrısal bir dokunuş doğarken yeni gün, yine de
tescilli hükümsüzlüğüm yine de garba dönük kimliksiz hükümranlıklarında devrik
bir tümce kadar kaypak ve kaygan olası yarınlar. Olmazın olurunda, günden
mütevellit oysa yaşamadığım mutluluk, bir gölgeliğe esir düşmüş iken görünmeyen
yanım. Varsıl bir kıyamet hepi topu, anlık bir tahayyülün sunumunda haz etmesem
de devinen çılgın ihtirasları rahvan benlikler düşmüşken bir kez aşka.
Uzunluğunu
kestiremediğim bir ömür haliyle kırılgan, haddinden fazla gölgeli belli ki,
diye başlayacağım her bir cümlenin uzantısında teselli bulacağım bir ikrar iken
soluduğum ve solduğum günbegün.
Günden ırak bir
ıssızlık, dünden kalma o bakir yalnız imgeler alabildiğine rahvan bir
kayıtsızlık iken peyda olan.
Mütereddit ruhumun
engebelerinde, görünmezliğim ile tescillendiğim sancılı bir var oluşun hikmeti
kadar anlama zorluğu çektiğim istikrarsız bir ivme: Rampası bile anlık bir
gıybet kadar kaygan ve saf tuttuğum satır başı cümlelerin pervazında, umut ve
hayat göz kırparken, ben her nasılsa saklı sükûnetim kadar pervasız ve
doyumsuzum.
İndindeyim belirsizliğin
ve kimsesizlik kadar acıtan bir tahakküm evrenin sırtıma yüklediği. Ayyuka
çıkan beşeri zafiyetlerin tüm tedirgin ve muhalif dokunuşu kadar uzak tutarken
yine de yakın addedilen gölgeli bir ağaç dibi: Tüm kayıtsızlığımla misafir
etmişken tanrısal dokunuşunu kibirli ve menfi sır yüklü beyanatlarında bir kum
zerresine tekabül eden, dokunaklı ve izafi varlıksız rabıtaların güme gitmiş
tecellisi kadar huzursuz bir önyargı ile çevrelenmişken…
Mühimmat deposu adeta
şu ıssız ve yerli yersiz isyanlar, hanidir duymaktan imtina etsem de birlik ve
hakkaniyet beklentim ile köşenin tam da girizgâhında elimde beyaz bir bayrak
ile selam verirken insanlığa…
İnsanlık ve pervasız
dokunuşu hatta taciz addedilebilecek o tahakkümperver yetileri ile
donatmışlarken dört bir yanını, eksen bildiğim o düzlemde salkım saçak
adımlarken gayri ihtiyarı ve edimsiz bir niyazı dolamışken dilime.
Zımba gibi asaleti o
var oluşun hanidir asılsız bir tahakkuk kadar baştan çıkarıcı iken yüz görümü
saflığı, tahayyülden de öte, gerçekçiliği ile bir adım ötemde isyan bildiğim
serzenişlerine sığdırdıkları sakıncalar ile ahkâm kesmek ise düşen paylarına.
Sakıncaların ihlal
eden, gönülsüz dokunuşları ile tehdit eden asil yoksunluğunu mizacın velhasıl
beklenti yüklü suretsiz dileklerine sığdıramadığı kadar yüksünmekse tek sorun.
Tek soru ve
karşılığında doğurgan imgeler kadar akla zarar hoşnutsuz bir tezahür tüm
izleklere yığdığım sakınca yüklü beyanatlarda düş bozgunu kaygılar, epeydir
sonlandırmak olsa da tek emaresi başa sardığımız aynı film: Koruk sancılar
belli ki hidayetin izdüşümündeki tek sıkılgan ve sakıncalı istihbarat yine
tedirginliklerimizin uzantısındaki ikrar yüklü tepkisizlik kadar acı verirken.