
Do Re Mi...
Bir kitap, artık bırak okumayı.
Bir tiyatro, artık git izle.
Git izle, bak orada duruyor ekran.
Hipodrom, toynaklar ve para.
Muhteşem tiyatro, muhteşem.
Git, saat gece oldu.
Koş, kameraman bekliyor.
Git bak orada,
tapınak ve hipodrom.
İzleyin.
Bir tekerlek, dönüyor yavaş yavaş.
Kendisi dışarıdan izliyor,
elinde rulo fırçası,
bir podyum üzerinde konuşmacı.
Ve;
düz anma ve öz çekimler,
bir kutu gibi görünen siyahımsı perde
ve kırmızı halı, alkışlar, şak, şak.
Gece ve dolunay, yıldızların ihtiyacı var.
Şak, şak, şak.
Muhabir, hiçbir yerde
ve her yerde onu soruyor.
Bir, iki, üç canlı yayın ve yıldız,
hiçbir yerde ve her yerde.
Ve sorulular,
bulundukları yerler,
o mekan bu mekan.
Onun bir ismi var, yıldız.
Hayır, tüh orada değildin.
Aralarında yatıyordu birisi,
yüzler gizleniyordu.
Onu bu yüzden göremedi muhabir.
Gülümsemeler
ve öz çekimler, alkışlar, şak, şak.
Bakın, hiç olmadı bu konuşma.
Anlamsız özgüven, konuşma yok.
Ve seyirci uyandı,
uyku onlara tatlı tatlı geldi.
Ve alkış, alkışlar,
canlı yayın ve şak, şak, şak.
Yıldız ve diva, geldi, geldi.
Tapınak düz ekran
ve o her yerde ve hiçbir yerde.
Şanslısın yani,
tapınağın hala ayakta.
Her yıldız, muhtemelen ışık verir
ve alkış, hiçbir şey,
kaybedecek bir şey yok.
Bir, iki... re re re re mi
ve canlı yayın.
Gözüme doğru geldi, geldi.
Ekran boyunca dilberler,
görünmez adam,
kurtarıcı, dünya kristal kadeh.
Kasırgalar, fırtınalar,
iki kadın kucak kucak
ve alkış, şak, şak,
şakşakçılar.
Sonra,
baykuş uçuşuyor burada.
Yıldız ve görüşmeleri çıplak,
mikrofon açık kalmış.
Diva ben, ben derken,
bir iki bir iki, güm, güm
ve koro, Do Re Mi fa sol.
Ve şair der ki;
affedin, aranızda değildim.
Açık kalmış ekran,
sesli, işaretli, görüntülü kutu.
Bir iki... itaat et bana, hipnoz
ve tik tak tik, saat.
Bir gürültü ses tak, tak, tok,
yine ben, senin uykun evet.
Şair uyukla, evet.
İyi uykular...