Ben Hala Umutlarıma Toz Konduramazken
Zamanı tahliye
ediyorum: Hani güvercin kanatlı o seyri seferi biraz da yadırgıyorum ırgat
yalnızlığımı.
Detone olmuş gıybet
gülüşlü münafık kelamını sair insanın, rötuşlarken aklın duraklarındaki
kaybolmuşluğumu, bu sefer ihlal ediyorum; gözsüz gönüller iken karaya çalan ve
ahkâmlar iken nasiplendikçe bir baltaya sap olamamanın verdiği hüznü çalıyorum
şarkı niyetine ve şaklaban yaşama sevincime bağdaş kuran nefretinden insan
ırkının, soyutluyorum bakir ruhumdan.
Çıkmadığım tepelerdeyim
bu akşam ve boyutsuzluğumun yıl dönümünü kutluyorum: Anlık olsa dediğim ve
varsıl bir kelamda tokalaşan cüsseleri de gözlemliyorum; hayli alaylı hayli
vasıfsız ve bir o kadar ırak benliğimden.
Gözü yok çoğu insanın
ve ben kaçırdıkça gözlerimi gördüğüm karanlıktan, pembe bir bulut peyda oluyor
ansızın ve nabzını alamıyorum bu sefer çocuk sevinçlerimin. Belli ki yeni bir
cinayet ve hangi akla zarar kıyım ise istifli sicilime bir çentik daha
atıyorum:
‘’Al sana, yeni bir
kayıp!’’
Huda’nın kanıksadığı
bir sureye düşüyor yolum ve derken bir tane daha.
Gecenin kim bilir hangi
kayıp vakti ve kim bilir aklımı yitirdiğime midir delalet ben hala umutlarıma
toz konduramazken?
Bir bukle saçını
kesiyorum dibinden kaderin ve öremediğim peyzajlarda, makber bellediğim geceyi
sindirememenin verdiği esefle ve de tedirginlik iken yine masumiyetimi ihlal
eden, rast geliyorum gecenin cinine…
Korkmalı mıyım,
gibisinden bir taahhüt yok oysa listemde: Altı üstü hezeyan altı üstü
kırıntıları mazinin ve tepe tepe kullanıyorum üzülme hakkımı. Hak gördüğümdense
hak görmeyi mecazi bir satır sanan fiilsiz öznemle ve kayıp ritmi ile yüreğin,
hanidir demir almaya yok iken takatim bu sefer dört nala koşuyorum peşinde
sabrın ve şükür yüklü bir miladı evlat edinmişken.
Aklımın küpeştesinde ne
çok hatıra.
Yüreğin isinde, karartı
bellediğim kim ise kapı dışarı ve aniden teğet geçen rüzgârı da görmezden
gelmenin bana sunduğu o pervasızlıkla san(c)ılarıma sanrı muamelesi yapan
evreni bile yok sayamamanın bende yarattığı o boşluk belli ki hazmetmektense
yorgunluğuma sınır çizen seyri yine gölgelerin.
Damıtmak kadar akla
ziyan belki de mensur bir yolculukta dem tutmak ve tüm densizliği de görmezden
gelmek.
Kekremsi ısrarları ve
beyanları evrenin hatta ömrü hayatınızda görmeye doyamayacağınız nice güzellik:
Kâh bir beyitte saklı kâh gönül süzgecinde dergâhını kaybetmiş bir derviş
mahiyetinde, hangi gönül ise rotanızı kırdığınız…
Süslü püslü sevinç
nidaları: Zaman zaman yadırganası bazense tüten bacası yine yangın yeri yüreğin
artık kim söndürürse yangını… demekten imtina edip yine kendi suyunuzu bir
başınıza çektiğiniz o kör kuyuda yankılanırken iç sesiniz ve girizgahında hayat
yokuşunun, artık nasıl senaryolaştırmışsa kader bu ruhani yolculuğun…
Bir kıtada saklı.
Bir beyitte haylice
süzgün ve ölgün.
Bir hikâye iken
konakladığınız ve sair bir imge iken kundaklanan sevdanız yine de varsıl bir
istikamettense somut bir rota çizmek hani olmazın oluru bir sarkacı mimlerken
tek bir noktada: Issızlık iken ıslık çalan, yörünge iken batıl bir yolculuğu
mesken edinip bir bilinmezin peyzajında hayli nüktedan ve belki de noksan bir
bedeli söz konusu edip değiş tokuş ettiğiniz kaderle…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.