Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Edisonun Üstadım Dediği İslam Alemi Suriye Seyahat Notları 4

İslam aleminin yetiştirdiği en büyük felsefe alanındaki ilim adamı olma özelliğine sahip olan Muhiddin-i Arabi 480 esere sahip olup Felsefe, Kelam,Tasavvuf alanında uzmanlaşmış. Yazdığı eserlerin 40 tanesi matbudur. Halen kitapları Avrupa üniversitelerine ders kitabı olarak okutulmakta.

Muhiddin-i Arabi Hazretlerinin ismi, Ebu Bekir Muhammed Bin Ali olup, İbn-i Arabi ve Şeyh-i Ekber lakaplarıyla meşhur olmuştur. Dini ihya eden manasında Muhyiddin ismini de almıştır. Ünlü mutasavvıf, 1165 yılında Endülüs'teki Mürsiyye kasabasında doğmuştur.

Mükemmel bir dini ve fenni ilim tahsili yapan Muhiddin-i Arabi Hz.'leri, kendisinden yüzlerce sene sonra ortaya çıkacak olan telgrafın çalışma tekniğini bildirmiştir. Yüzyıllar sonra Edison'u dahi "üstadım" demek mecburiyetinde bırakmıştır. Fatih Sultan Mehmed Han'ın İstanbul'u fethedeceğini ve Yavuz Sultan Selim Han'ın Şam'a geleceğini keşif yoluyla haber vermiştir.

Şeceret-ün-Numaniyye fi Devlet-il-Osmaniyye isimli eserinde; "Sin Şın'a gelince, Muhyiddin'in kabri ortaya çıkar" buyurdu. Muhyiddin-i Arabi Hz.'leri Şam'da, kalbi para sevgisiyle dolu bir grup kimseye; "Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır." dedi. Orada bulunanlar bu sözü anlayamadılar ve 1240 yılında 75 yaşında iken Şeyhi şehit ettiler. Halk onu Şam'da bir yere defin etti ve büyüklüğünü anlayamadıkları için de kabrinin üzerine çöp döktüler. 276 yıl sonra 1516 yılında Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Şam'a girdiğinde "Sin Şın'a girince benim kabrim ortaya çıkar" sözünün ne demek olduğunu anlayacaktı. Zira Yavuz Rüyasında Muhiddini Arabiyi görür.Ona bu büyük zat, at pazarından siyah bir at satın almasını, atın kendisini kabrine getireceğini söyler.Yavuz Şam'ı fethettiğinde pazardan siyah atı satın alır.

Gerçekten de at Osmanlı sultanını Muhiddinin kabrine götürür.Yavuz çöplüğü temizleyip kazdırdığında Muhiddin-i Arabinin hiç bozulmamış cesedini bulur.Çöpleri temizleterek, kabrin üzerine güzel bir türbe, yanına cami ve imaret yaptırır. Mısır seferine çıkmadan önce ilk harcını bizzat Sultan Selim'in koyduğu cami ve yanındaki fırın ile aş evi seferden dönene kadar tamamlanmış olacaktır. Evet Sin Selim Han Şın Şam dı. Selim Şam'a girdiğinde bu mübarek zatın kabri ortaya çıkacaktı.Ayrıca Şeyh Muhiddin'in vefatından önce ayağını yere vurarak; "Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır" buyurduğu yeri tespit ettirip, orayı kazdırdı. Orada küp içinde altın çıktığı görüldü. Bundan "Siz, Allah'ü Teala'ya değil de, paraya ve altına tapıyorsunuz" demeyi kasdettiği anlaşıldı.

"ÖNÜMDE YAYAN GİDENİ BİLSEYDİNİZ!"

Osmanlının Şam da yaptığı ilk cami olan Selimiye yada diğer adıyla Muhiddini Arabi camiinde öğle namazını eda ederken oldukça duygusal anlar yaşadık.Zira namaz bittiğinde caminin içinde aksakallı ihtiyarlar yufka ekmeğinin içine bulgur ve yeşillikler sararak orada bulunan herkese ikram ediyorlardı.Tıpkı Yavuz Sultan Selim dönemindeki gibi..Gözümüzden iki damla yaş boşanırken Mısır seferi esnasında çöle girdiğinde atından inerek yürüyen, bir müddet sonra kendisi gibi attan inerek yürümek zorunda kalan maiyetinin "çok yorulduk sultanım artık atlara binsek" sözü karşısında "nasıl ata binebilirim ki. Önümde Hz. Resullullah yürürken" diyen tarihe İskender dışında hiçbir kumandanın geçemediği o çölü geçen Yavuz Sultan Selim gibi ecdada sahip olduğumdan gurur duydum.

Sıcağa, meşakkate, yorgunluğa aldırmadan ecdadımın ayak izlerini 403 klimalı araba ile sürmeye çalışırken İslam'ın en büyük düşmanlarından birinin döşediği bir başka mayına rastladım Hicaz demiryolu istasyonu…Hicaza, kutsak topraklara hacıların dualarla uğurlandığı noktada öfke patlaması yaşadım. Bölge insanını asimilasyona tabii tutmak, gelecek nesillere kendi eliyle İslam'ı ortadan kaldırtmanın planlarını defalarca farklı ülkelerde farklı yerli işbirlikçilerine yaptıran İngiliz burada da boş durmamış. Çeşitli gerekçelerle 1911 yılında rayları sökerek bu bölgeden Hicaza gidişi engellemek istemiş.Sevindirirci olan 100 yıl sonra bugün İngilizlerle bu rayları sökenlerin torunları bu rayları yeniden hem de en yeni teknolojileri kullanarak döşemeye hazırlanıyorlar..

Sultan 2. Abdülhamid tarafından yaptırılan Hicaz Demiryolu yapımı 1 Eylül 1900'da başlamış. Bu proje bir bakıma Bağdat demiryolu hattının devamıydı. İki demiryolu birleşince İstanbul, Şam üzerinden kutsal Mekke ve Medine'ye bağlanacaktı. Hesaplara göre İstanbul'dan Mekke'ye demiryolu ile ulaşım 120 saatte gerçekleşecekti. Proje, Hicaz ve Yemen'de Osmanlı'yı güçlendirecek, Mısır'da Osmanlı nüfuzunu artıracak, askerleri bölgeye emniyet içinde sevk etmek mümkün olacaktı. Hattın işçileri 7.500 civarındaki Osmanlı askerleriydi. Demiryolunda çalışan askerler bir yıl erken terhis ediliyordu. Güzergahta ray döşemenin yanında köprüler, istasyonlar, hastaneler ve telgraf merkezleri yapılmıştır.

Şam'ın caddelerinden Süleymaniye Külliyesine doğru yol alırken bu şehrin her yanında bize çok benzeyen bir kültürü fark ediyorum. Kahvehanelerde çay içenlerin yanında nargile fokurdatanların sohbetlerine uzaktan şahitlik yapıyoruz.


ŞAMDAKİ MİMAR SİNANIN KALFALIK ESERİ

Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biri olan Süleymaniye Külliyesi, 1554 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Külliye'ye 1566 yılında Süleymaniye Medresesi eklenmiştir. Son derece yalın ve abartısız bir iç mimarî düzene sahip olan ve Mimar Sinan'ın "Kalfalık eserlerimden biridir" dediği külliye özellikle Türk ve diğer yabancı turistlerin uğrak mekanlarından birisidir.

Avluya adımınızı attığız andan itibaren sizi bir hüzün kaplıyor. İster istemez dilinizden bir mısra çıkıveriyor "Ey ulu mabed! Niye hicrana büründün böyle, Kanuni dönemini bir nebze olsun söyle."

Külliyenin her iki yanında medrese odaları ile birlikte avlunun ortasında birde havuz bulunmakta. Külliye içinde bulunan camide mimarı açıdan oldukça değerli. Çift minareli olan cami aslında Osmanlı mimari yapısının şahaserleri arasında. İçerisinde sütun bulunmayan camide son derece sanatlı vitray camlardan oluşan pencereler bulunmakta.1999 yılına kadar ibadete açık olan caminin çatısından su alması üzerine Suriye Vakıflar bakanlığı Suriyeli mimarlar caminin duvarları yıkılmasın diye iç mekanda demir kostrüksiyondan iskeleler kurarlar. Bu defa cami yıkılma tehlikesi geçirince2001 yılında Türk mühendislere olay havale ediliyor. Ancak bürokratik engellerin aşılamaması yüzünden 2008 yılına kadar hiçbir işlem yapılmıyor. Şu anda cami içerisine yerleştirilen elektronik aygıtlarla caminin statik hesapları çıkartılmakta. Yakın bir gelecekte de elde edilen verilet ışığında Türk mühendislerince cami yeniden restorasyona alınacak.

Caminin hemen bitişiğimdeki avluda demir parmaklıkla ayrılan ve kapısında kocaman bit kilit ve elemanın bulunduğu noktaya ulaştığımızda görevliye rehberimiz Türk olduğumuzu belirtince kapının kilidi açılıyor. Avluda çok sayıda ağaç ve iki sıra halinde mezar taşları bulunmakta. En son 1980 yılında Osmanlı sultanı 2. Abdülhamid'in oğlunun defnedildiği avluda 2. Abdülhamidin oğlu, torunları, 5. Murat'ın hanımı, torunları ile Son Osmanlı Padişahı Vahdettin hanın kabri bulunmakta.Sultan 2. Abdülhamid döneminin Milli Eğitim Bakanı Arif Hikmet Paşanın da kabrinin bulunduğu mekanda bir dönem ecdadın kabrine hiçbir Türk alınmamış.







Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 2
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Edisonun Üstadım Dediği İslam Alemi Suriye Seyahat Notları 4

abbas-levent abbas-levent