Her Günü Milat Bilip...
Zaman sır tutmayı sever mi hele ki
kayıtsız akışında neden yok sayar insanı ve nefsine mukabil bir sızı derler?
Yangında kurtarılacak ilk eşyadır
hatıra defteriniz hele ki öykündükleriniz bilmiyorsa kime hitaben
derlediğinizden de bihaberdir.
Sözcükler kıyama dururken zaman hoş
bir reveransla duygularını pekiştirir ve kısacık nakaratlar derler hele ki
dinginliğin özlemine bir veryansın iken niyazlarınızda eşlik eden
gözyaşlarınız.
Kırılır göğün damı.
Aktarırsınız sakilce.
Sefalet yüklendiğiniz nasıl da aşikârdır
aslında sevgiyle ördüğünüz o çatı katı.
Derli toplu ölümleri hicveder bazen
Tanrı.
Bazense kuytulardır sırdaşı Kara
Meleğin.
Yorgun kanatlarında saklı ihbarları
saklıdır insanoğlunun. Bir kuvözde unutulan bebek, mezarından kaçan bir ölü
belki de dumura uğramış hayallerinin peşine düşmüşken bir kadın.
İrili ufaklı hezeyanlar…
Yansız sevdalar.
Asılı yürekler.
Yüreksiz bedenler.
Bedensiz ruhlar.
Ruhsuz varlıklar.
Varlıksız kayıtlar.
Ve kayıtları tutan Tanrı.
Yüksek ökçeli aşklar hesaptan geçmez
sadece sadakat ve merhamettir aşkın sırdaşı ve ölü bir öfkeden nasiplenir Aşk
Meleği.
Kanatsız uçuşlarında, hacimsiz
sevdalarda, ihbar edilen bir ihanet ve kozasından kaçan bir ipek böceği lakin
kelebek olmaktan da korkan belki de korkuyu içselleştirip sadece Tanrı’ya
duyduğu özlemi gizlemeden kendini ölümün kollarına atan.
İnsandır yine insanın zehrini alan.
Aslında zehir kelimelerin içinde
gizlidir.
Belki sevdiğiniz belki bir hurafe
belki de asılsız kimliklerle örtüşen evren ve muadili kıyamet sonrası düzen.
Aşka isyanlar sığdırır insan.
İnsana dair yalanlar çalınır sonra
kulağına Tanrının.
İnisiyatif sahibi hangi mertebe ise.
Kemiklerini yok sayan bir cesetten de
nasiplenir evren aslında ölümü reddeden düzenekte en çok da kendi ölümünü merak
der insan belki de sonsuzluğu dilediği Tanrısından kaçırır gözlerini.
Sadece evreni deler geçer metanet ve
dirayet aslında gökte saklıdır Tanrının evi.
İnsandır insancıl duygulardan ve
merhametten yoksun oysaki insandır sevginin beşiğinde büyüyen ve sevginin
eşiğinde hayatı öğrenen…
Diri gözlerinde kehanetlerin; ölümlü
cinaslarında şiirlerin; koza misali sığındığımız hangi yürekse… asla paye
vermeden aslında aslımızı inkar ettiğimiz ve inkar etmekten de öte isyanı yad
ettiğimiz her ölümlü gün ve her ölümlü beden.
Sonlar kaçınılmaz değildir kimine
göre hele ki korkusuzca aslına ihanet eden ve Tanrısını reddeden.
Zalimdir kıyametin öncesi ve zulümdür
insanların kurum kurum gezindiği…
Beyitler ürer.
Derler toplarız şarkıları ve yeni
baştan yazarız hayat hikâyemizi oysa geçtir belki de her ölüm çok erkendir yine
şairin diline ve ruhuna pelesenk olan üstelik dilden dile yayılan.
Kâbuslarını örteriz zaman zaman
kötülüğü de istiflerken oysaki her birimiz masum ve çocuğuzdur şairin dilinde.
Şehveti yok sayan kim ise dumura
uğrar zira ihanetin ve bedellerin de beşiği kötülük ve şehvettir.
Gemleriz kendimizce.
Gemiyi azığa alırız bazen.
Arsız düşlerde serpiliriz ve düşe
kalka büyüdüğümüz nasıl ki aşikâr bizler şiar biliriz acizliğimizi.
Dökülen yaşlardan mesul kimdir peki?
Ya yaşa tekabül eden nem rahmeti
midir Yaratanın?
Kinayeler bürür kiminin gözünü
bazense tüyü bitmemiş yetimler bedelsiz ömürlere gıpta eder oysaki masumiyet ne
büyür ne de yerer.
Zaman, Tanrısıdır batılın.
Tanrı ise hep nöbettedir.
Her ölümü kendimize biçeriz aslında
kendimize biçtiğimiz hayatları iblis taşlar belli ki taş yürekli mizaçlardır
kötülüğü ve zulmü doğuran üstelik külfeti dünden yarına uzanan.
Her yara derindir ama her derinlik
yara değildir.
Külliyen yalan ne ise zaten insandan
üreyendir ne de olsa kötülük de insan da doğurganlığı telaffuz eder.
Bekleriz.
Aslında beklemeye aldığımız iç sesin
isyanıdır her günü milat bilip insanlığın da miadı çoktan dolmuşken…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.