Savulun Battal Gazinin Oğlu Murat Geliyor 8

Battal Gazinin yiğit oğlu Murat ve
köylüler şimdi ezmek sırası bizde diyerek gece olunca hazırlık için kaleye
doğru sessizce ilerlediler. Gecenin ortasına doğru uykusuzluktan bitap düşmüş
nöbetçiler surlarda bir köşeye sessizce kestirmek için çekildiğinde, kaleye
hücum etmeyi düşündü. İşte tam fırsatı idi. Ana kapı önüne dinamitler
yerleştirildi, barutla uzak mesafeye kadar döküldükten ve ateşlenmeye
hazırlanıldı. Etrafta köylüler ellerinde meşalelerle kalabalık oldukları belli
etmek için ellerinde ikişer meşaleyi yakarken, Dinamitlerin patlaması için
baruta ateş verildi. Bir kaç dakika sonra kale kapısı büyük bir gürültü içinde
kaleyi yerinden sallayarak açıldı. Bir anda neler oluyor şaşkınlığı içinde askerler
ve tekfur sıcacık yataklarında korku içinde sıçrayarak uyandı. Hapiste bulunan
Türkler sevinç içinde uyanarak.
-İşte bizi kurtarmaya geliyorlar,
sonun geldi tekfur tekfur.
Açılan kapı ile kaleye hücum eden
Murat ve köylüler ellerindeki dinamitleri askerlerin üzerine fırlatarak onları
cehennemim dibine gönderdi. Kılıçlar kınında insanlığın kurtuluşu zalimlerin
sonu için kınından çıktı yine. Tekfur bir anda askerlerin bir bir öldürüldüğünü
görünce içini ölüm korkusu sardı. Ne yapacağını bilmez bir halde etrafına
bağırarak.
-Öldürün hepsini öldürün,
öldürmeden geri gelmeyin yoksa ben sizi öldürürüm.
Lakin onu duyacak asker kalmamıştı.
İçeriye Murat ve Aygül kapıyı kırarak içeriye girdi. Karşısında iki yiğidi
görünce, eli ayağı birbirine dolandı.
-Siii… Siz hangi cesaretle
girersiniz iç… İçeriye?
-İmanın verdiği güçle zalim Tekfur.
Ben Battal Gazinin oğlu Murat, bu yanımdaki ise yiğitlerden yiğit Aygül, sonun
geldi artık, bundan sonra sana yaşama hakkı yok bilesin.
Karşısında cesur iki yiğit ve dışarıda
“Allah Allah” sesleriyle savaşan yiğitlerin sesleri ile ayak bağı çözüldü, yere
çöktü.
-Bana acı yiğidim!
-Sen acımadın ki sana acıyalım
şerefsiz, sonun geldi artık.
-Ne isterseniz yapacağım, kaleyi
size teslim ederek…
-Kes sesini, zaten kale bizim artık,
duyuyor musun kılıçların sesini askerlerinin feryadını?
Kılıç Murat’ın elinden havaya
kalktı, tekfurun omzunda boşa duran kellesi kanlar içinde yere düşürdü.
Zindanda ki esirler çıkarıldı,
kucaklaşıldı, kalede asıl duran Bizans bayrağı yere indirildi. Osmanlı bayrağı
dikildi. Sevinç ve tekbir sesleriyle kale alındı, Murat.
-Artık bundan sonra burası
bizimdir. Zafer Rabbimindir ona aittir. Burası küçük bize burayı genişleterek,
yeni evler kurarak yerleşmeliyiz. Ustalarımıza çok işler düşecek. Büyümek genişlemek
zorundayız ki, zalime yaşama hakkı vermeyerek her şeyini ellerinden Rabbim Nusret’iyle
alalım.
Yapılan çalışmaların çoğunda, öz
kimlik ve öz değer duygusunun güçlendirilmesinin asıl olan tek amaç olduğu ortadaydı. Bütün bu yapının oluşumun an gayesi, insanın
hatırı sayılır onun huzuru için büyük bir çabayla ortaya konulmuş güçlü inanç
ve iman sistemi üzerine inşa edilmesi, kendini gösteriyordu. Her ne kadar
zalimler yaşama hakkının ellerinde olduğu saçmalığı ile yaşarken, yaşamak bireysel
olarak değil toplumsal huzurun etrafında imanla kardeşlikle değişim arayanlar
için şifa dünyasıydı, şifa derman kaynağıydı…
Zihnimize gönlümüze imanla sarmak koyulan sınırları kaldırmak için kim engel
koyabilir ki? İmanla görülmeyen içteki güç Rabbim Nusret’iyle varoluşun her
noktasında insana değer vererek, zalimlere yaşama hakkını elbette ki,
zalimlikleriyle izin vermeyecekti. Gerçek hayat imanla insana yolculuk yapan
onun huzuru için canını ortaya koyanların kahraman yiğitlerin Rabbim izniyle
eseri olacaktır ve olmaya da devam etmektedir. Hiç bir kimse bizim kimliğimizi
değiştirerek pranga vuramaz, bu dünde bugünde bu şekilde Rabbime şükür devam
etmektedir, kıyamete kadarda devam edecektir inşallah.
Mehmet Aluç
- Yorumlar 5
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.