Tekil düşler arifesindeyim, sevgili
semazen ve yüreğin nüktesinde tüm unutulmuşluğumla hem senin hem kendimin
peşindeyim…
Ruhun ukdelerinden yol buldum.
Yâdımın tesellisinden tecelli ettim
edeli.
Rabbin kudretinde…
Seferi yalnızlığın kubbesinde…
Ve tüm ama tüm kusurlarımdan arındım
geldim sana.
Yüreğimin vecizesi, sen semazen.
Ruhun amblemi düşmeyen yakamdan…
Sonsuzluğun rencidesi.
Bir kelam bir selam ve yitik rütbem.
Rengim.
Rakımım.
Yalnızlığımsa haram ve tek yalanım
yalnız olduğum…
Ey, yüce Rabbim, Sensin Sen en
ihtişamlı ateş ve adres.
Ve sen sevgili semazen iyi ki tuttun
elimden.
Allah yolundayım ve yaşadığım cihan…
Tecrit edildiğimse muteber bir yalan.
İfa edip edeceğim ne varsa ve ifşa
edeceğim.
Rengimden dökülen her kıymık ve de
içim kıyılırken…
Şükürler olsun ki kıyamdayım.
Ah, sevgili semazen bak işte rütbeme
bir de sökülen apoletlerime.
Kaçıncı cihan harbinden çıktığımı
unuttum ama ben cennetin yolcusuyum elbet dünya gözüyle görüp göreceğimi de
gördüm ama kalp gözümle sefasını sürüyorum dünyadaki cehennemin…
Makul olan yalanları beşerin.
İhtiraslı nefsinde tüten ateşlerin.
Bense bir kıvılcımdan doğdum.
Yangının en büyüğünde yandım ve
yağdım ve yağmalandım.
Hangi renksem…
Müsterih ol, sevgili semazen bak işte
yürek şecerem.
Hazzı mı hayatın yoksa hüzün
durağında saklı dualarım mı?
Elbet huzura vesile ruhum da iman
gücüm bir de seferi kalemim.
Açlığımla geldim dünyaya.
Açmaza düştüm.
Ve aç kaldığım kadar terbiye ettim
bedenimi nefsimi.
Atladığım binlerce öğün ve
atlayacağım nicesi.
Bir atak değil.
Bir batak asla değil.
Atıl ruhlar kumpanyası.
Atık sevgiler dağı.
Batıl sevgilerin yalanında sönen
ateş.
Ve tek kıvılcımdan büyüyen
yalnızlığımı sonlandıran İlahi Ateş.
Benim bir şecerem var ki.
Ben bir soy ağacım var ki…
Sen, sevgili Keykubat!
Sen, sevgili hafız!
Ve asla hitap etmeyi düşünmediğim
değerli bayım!
Yalnızlığın dehlizinde yürürken
kendime rastladım ansızın ve öncemde kayıp sonramda da ayıp olmasın diye…
Çekildim inzivadan bir firar ettim
ki.
Ruhumu külliyesinde saklıdır fermanım
ve sessiz feryadım.
Ben aşkım.
Ben Keykubat’ım.
Ben bir zembilim.
Zinhar zemheride ölen ama yeniden
açan çiçeğim.
Yıldızım da.
Yılmadan yazdığım.
Yazıp sildiğim.
Yâdımda saklıyım.
Yarenim kalemim.
Tek yârim tek ziynetim ise Allah
sevgim.
Allah yolunda annemin sözünde ölen
babamın ve atamın öğüdünde…
Seyrüseferinde kâh ömrün kâh ölümün.
Bir seyyah imge ki aşk.
Bir seyyah yolcu ki ruhumdaki yoldaş.
Varsıl bir kehanet.
Ben yalansız.
Ben riyasız yaşadığım kadar terk
edildim ama Rabbime ulaştım ve kendimle uzlaştım.
Zamansız bir gidiş değil benimki.
Bir var oluş hiç değil çünkü ben
yoklukla ve sevgisizlikle sınandım ve sıvadım kollarımı.
Sevgili semazen, katıksız hüznüm ben.
Katıksız semada saklı Samanyolu.
Katıksız umudum.
Katıksız doğru.
Katkı maddesi olmayan bir harç ki
hercai duyguların menşei varsa yoksa iman gücüm ve sevgi.
Sancılı bir oluşum.
Sanrıların uçuştuğu.
Göz bebeğim sevdiklerim ve mealim
sevgi.
Sıdkı sıyrılmışken insanların sihirli
bir kalemdir ruhumun mizacına yatkın ilhamımla yazdıklarım.
Şimdi gitmeliyim ama bil ki yeniden
geleceğim:
Yeter ki yeter ki…
Ol, desin yüce Rabbim.
Varsın olsun:
Öl, desin…
Yaşasam da ölsem de ben böyleyim
çünkü tek doğrudur tek gerçektir ucunda asılı olduğum o kanca ki kubbenin
devindiği her mekânda varlıkta ve yoklukta ben sadece Allah aşkı ile yandım
devinmekteyim de yeter ki, O istesin…