Közlere Üfle Ateşlendir Artık


Peygamberimiz H.Muhammad Mustafa (s.a.v)in hatırasına ithafen
Hayat hikayesinin 55.bölümü


belki sevgililer için tutulan bir acı yastı
yağmur yağmur belaya başını tutmaktı 
ateş ateş denizlere kendini atmaktı
tuz kadar mübarek
ekmekçe azizdi
toprakleyin bereket
su gibi temizdi nebi

dünyanın boz bulanık selinden 
kenara çeker mümini
müminin göğüdür nebi
nereye gitse onu bulur karşısında
güneşleri ondan doğar
yağmurları ondan iner
sabahı onun ufkunda bulur 
akşamı onun göğsünde ağırlar 
mevsimlerini kalbinden alır nebinin

kayan yıldızlar gibi büzülür elem dehlizlerine
melal süzülür gibi melek kanatlarından 
döker yapraklarını güller  
nebi diye
kaderin dehşetini yakan şamdanlar 
özge pervanelere tesellikar düşer 
şefkatli bir ekmek kırıntısıdır 
kurutulmuş buselere yar düşer
nebiden.

her nereye gitse 
her nereye dönse
her nefes nebidir mümine 
hayattan ölüme
ölümden hayata
var-yok arası 

ve sonra 
nebi hicret eder 
medine olgunluğuna erer yesrib
onun  gelişi
yesrib’i medine’ye hicret ettirir

medine eylemek için yesrib’i 
alın terini
akıl terini ortaya koyar nebi
çorak toprağı vatana dönüştürür
gurbeti sıla kılar
uzaklığın tarlasından yakınlık hasadı devşirmiştir 
yeni gelen her sabah yesrib’tir artık

telaşlarını kucağa döken öğle vakti yesrib’tir
hüzünlü ikindiler
kızıl akşamlar
koyu geceler 
kapılar, odalar, evler, sokaklar, meydanlar 
her yeni başlayan ay 
her yeni tanışılan yabancı yesrib’tir 

hareket halinde mümin her an 
anlamlı kılmak için gider gittiği yere
çünkü o anlam yüklendi mekkeli vahiyle 
vahyi taşıyan aklı
vardığı yere 
döndüğü yöne 
mana kazandırdı

ey taze nefes sahibi
hala eskimiş külleri mi savurmaktasın baba ocağından
közlere üfle ateşlendir artık
közleri gözle alazlandır
baba ocağı sunasın bir sonrakilere

yoldasın her daim
yola çıkarıldın
yürüyorsun
miraca layık arşın gölgesi düşüyor adımlarıın önüne
içinden birinin teri dökülüyor yorgun ayakuçlarına
yeniden başlıyorsun her an 
yine yeniden düşüyorsun yola

baş koyduğun her başlangıç
yesrib’in sırrını borç istiyor senden
sorumluluğun bu işte 
vardığın yeri medine kılma sorumluluğun
vardığın her yere muhammedi oluşu taşırma sorumluluğun
zamanı Allah’ın muradınca akıtma sorumluğun

hani uykuya dalınca 
yalnız başına kalınca 
hani yalnız gecelerde konuşmadan kalınca diller
hal üzere anlar olunca gönüller
fırtınadan bizar kürek mahkumlarınca
hani aşıkların hasreti özlemle karınca 
hani düşleri
gurbetin ucunda gönle gömen de 
hani hayalleri
gurbet gurbet gönle gömende

ya nebi..
kapına geldik
aşkı öğret bize hadi
aşkını ver yüreğimize
bir nihanice gamzene 
gamzede aşıkların adına


*
Allah rızası için her şeyini bırakıp 
hicret eden muhacirlere
medineli müslümanlar samimiyetle 
açtılar kucaklarını 
ellerinden gelen her türlü yardımı 
onlardan esirgemediler

ne var ki
muhacirler medine'nin havasına, adetlerine 
alışkın değildi çalışma şartlarına 
mekke'den gelirken de beraberlerinde 
hiç bir şey getirmemişlerdi

bu sebeple
kendilerine her türlü yardımlarından dolayı 
ensar adını alan medineli müslümanlarla 
dayanışmaları lazımdı

nitekim, 
resul-i ekrem hicretten beş ay sonra   
ensar ile muhaciri bir araya topladı
kırk beşi muhacirlerden 
kırk beşi de ensardan 
olmak üzere doksan müslümanı 
kardeş yaptı

peygamber efendimizin 
kurduğu bu kardeşlik müessesesi
bu maddi manevi yardımlaşma 
birbirlerine  varis olma 
esasına dayanıyordu

bu suretle 
muhacirlerin yurtlarından ayrılırken
duydukları keder ve üzüntüyü giderme 
onları medinelilere ısındırma 
onlara güç ve destek kazandırma 
gayesini güdüyordu

kurulan bu kardeşliğe göre
medineli ailelerden her birinin reisi
muhacirlerden  bir aileyi yanına alacaktı 
mallarını onlarla paylaşacak
beraber çalışıp beraber kazanacaklardı

resulullah efendimiz
rastgele iki müslümanı bir araya getirmemişti
bilakis, bir araya getireceklerin durumlarını 
inceden inceye tetkik ederek, 
uygun bulduklarını 
birbirine kardeş yapmıştı

mesela, 
selman-ı farisi ile ebu'd-derda
ammar ile huzeyfe
mus'ab ile ebu eyyub hazretleri 
aralarında mizaç, zevk, hissiyat itibarıyla 
tam bir ahenk vardı

bu kardeşlik sayesinde 
Allah ve resulünün muhabbetinden başka 
her şeylerini geride bırakmış muhacirlerin 
iaşe ve iskan meseleleri de 
hal yoluna girmiş oluyordu 

ensardan her biri
muhacirlerden birini evinde barındırıyor
beraber çalışıyor, beraber yiyorlardı 
bu, neseb kardeşliğini 
fersah fersah geride bırakacak 
bir inanç kardeşliğiydi 
iman ve din kardeşliği idi

ensar, 
her şeylerini bu garip, bu kederli
bu yurtlarından uzak bulunmanın hüznünü duyan 
müslümanlarla paylaşıyorlardı
ensardan biri vefat edince,
muhacir kardeşi akrabalarıyla birlikte 
ona varis oluyordu

yine, kurulan bu kardeşlik sayesinde 
büyük bir içtimai yardımlaşma da temin edilmiş oldu
muhacirler sıkıntıdan kurtuldu
medineli her bir müslüman 
kardeş olduğu mekkeli müslümana 
malının yarısını veriyordu

muhacir kardeşlerine karşı misafirliğin
cömertliğin, kadirşinaslığın, insanlığın 
en yüce derecesini göstermekten zevk alıyorlardı
ensar, bunlarla da kalmadı 
resulullahın huzuruna çıkarak 
fedakarlıklarını gösteren şu teklifte bulundular

ya  resulallah
hurmalıklarımızı da
muhacir kardeşlerimizle aramızda bölüştür
muhacirler o ana kadar ziraatle meşgul olmamışlardı 
ziraat işlerini pek bilmiyorlardı
bunun için peygamberimiz (s.a.v.)
muhacirler namına ensarın bu teklifini kabul etmedi

fakat,
ensar buna da bir çare buldu
ziraattan anlamayan muhacirler sadece 
tımar ve sulama işlerini yapacaklar 
onlar da ekip biçeceklerdi
sonunda çıkan mahsul ortadan pay edilecekti 
resul-i ekrem bu teklife razı oldu

tarih, 
bir çok göçlere şahit olmuştu
böylesine manalı  
böylesine ulvi bir hicreti
dışardan gelenle yerlileri arasında 
böylesine birbirlerine can-u gönülden sarılma
birbirleriyle muhabbetle kaynaşma
birbirleriyle samimiyetle kucaklaşmayı 
o ana kadar görmüş değildi 
bir daha da göremeyecekti

bu samimi kaynaşmadan 
muazzam bir kuvvet doğuyordu
öylesine bir kuvvet ki, 
kısa zamanda bütün arabistan 
her şeyiyle onlara boyun eğmek 
mecburiyetinde kalacaktı

muhacirler, 
ensar kardeşlerimiz bize mal mülk verdi 
iaşemizi temin etti… diyerek 
boş oturmuyorlardı
her biri elinden gelen gayreti göstererek
mümkün oldukça 
kimseye yük olmamaya çalışıyordu

bunun en canlı örneği 
sa'd bin rebi'nin yaptığı teklife 
cennetle müjdelenen on sahabiden biri olan 
abdurrahman bin avf'ın verdiği cevaptır
resul-i ekrem tarafından 
birbirlerine kardeş tayin edilmişlerdi

ben, mal cihetiyle medineli müslümanların en zenginiyim 
malımın yarısını sana ayırdım.
abdurrahman bin avf'ın verdiği cevabı
yapılan teklif kadar ibretliydi
Allah sana malını, hayırlı kılsın 
benim onlara ihtiyacım yok
bana yapacağın en büyük iyilik
içinde alışveriş yaptığımız çarşının yolunu göstermendir

ertesi sabah
kaynuka çarşısına götürülen hz. abdurrahman bin avf 
yağ, peynir gibi şeyler alıp satarak ticarete başladı
resul-i ekremin, malının çoğalması 
bereketlenmesi hususundaki duasına da mazhar olduğundan 
epeyce bir kazanç elde etti çok geçmeden 
kısa zamanda 
medine'nin sayılı tüccarları arasında yer aldı

şöyle derdi
taşa uzansam, altında ya 
altın ya da gümüşe rastladığımı görürüm
resul-i ekrem duası bereketiyle 
fazlaca servet elde eden hz. abdurrahman bin avf
sadece bir defasında 
700 deveyi yükleriyle beraber 
fisebilillah tasadduk etmişti

hz. abdurrahman gibi birçok muhacir
medine'de kendilerine göre birer iş bulmuş 
kendi ellerinin emeğiyle 
saadet içinde geçinmeye başarmışlardı
muhacirler
ensara  yük olmayıp, alınlarının teriyle 
rızıklarını temin ettiler 

kurulan bu kardeşlik 
kısa zamanda müspet neticesini verdi
cemiyetin muhtelif tabakaları bu kardeşlik sayesinde 
birbirleriyle kaynaştı

bu kardeşlik, 
kabilecilik gurur ve adavetini de ortadan kaldırdı
bu suretle niyetleri kutsi 
gayeleri ulvi 
içleri dışları nur
faziletli bir cemiyet meydana geldi

bu kardeşliğin 
diğer bir müspet neticesi ise şu idi
efendimiz, herhangi bir sefere çıkacağı zaman, 
kardeşlerden birini beraberinde götürür 
diğerini ise her iki ailenin maişetini temin etmek
idaresini yürütmek için bırakırdı medine'de
evleri sahipsiz ve hamisiz kalmıyordu böylece

ensarın, muhacir kardeşlerine 
gösterdikleri bu eşsiz samimiyet,misafirperverlik, 
kadirşinaslık, cömertlik, fedakarlık ve feragatı
Cenab-ı Hak indirdiği ayet-i kerimesiyle 
ilan edip methetti bu davranışlarını  

‘daha önce medine'yi yurt edinmiş 
ve imanı kalplerinde yerleştirmiş olanlara gelince
onlar, kendi yurtlarına hicret eden din kardeşlerini severler, 
onlara verilen şeyden dolayı gönüllerinde 
bir kıskançlık duymazlar 
ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, 
onları kendi nefislerine tercih ederler. 
kim nefsinin ihtiraslarından korunursa, 
işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendisidir.’

evet,kurulan bu manevi kardeşlik 
hiç bir milletin tarihinde rastlanmayacak 
eşsiz bir şeref tablosudur
bu kardeşlik neticesinde meydana gelen 
dayanışma, yardımlaşma, hayırseverlik
islamın inkişafa başlaması dönemine 
rastlamış olması bakımından 
oldukça mühim bir tesir icra etmiştir

hiç tereddüt etmeden denilebilir ki, 
çeyrek asır zarfında islam nurunun 
alemin her tarafına yayılması, 
iran'ın tamamen fethi, 
doğu roma imparatorluğunun tehdit edilmesi 
hep bu dini kardeşliğin kuvvet eseridir

resul-i ekrem ayrıca, 
muhacirler arasında da kardeşlik kurdu
bir gün, hz. ebu bekir ile 
hz. ömer elele 
tutuşmuş geliyorlardı

bu samimi manzarayı seyreden efendimiz
yanındaki sahabilere,
nebiler ve resullerden başka, 
bütün önceki ve sonrakilerden 
cennetlik olanların kemal çağına erenlerinden 
iki büyüğüne bakmak isteyen, 
şu gelenlere baksın. 
sonra da onları birbirine kardeş yaptı

resul-i ekrem, 
muhaciri  teker teker birbirlerine kardeş yapıyordu
o sırada hz. ali çıkageldi 
gözyaşları arasında şöyle dedi
ya  resulallah, 
sen sahabeleri birbirine kardeş yaptın
benimle hiçbir kimse arasında kardeşlik kurmadın.

fahr-u alem efendimiz
ya ali, sen dünyada ve ahirette 
benim kardeşimsin…buyurarak 
gözyaşlarını dindirdi

redfer

( Közlere Üfle Ateşlendir Artık başlıklı yazı redfer tarafından 6.12.2024 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu