Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
5 (1 oy)

Peki Dede Dedim

Peki Dede Dedim


Peki dede dedim; 

"Heybemizde ne götürelim bu ömür yolculuğunda? 

Dünya yükü omuzlarımızı çökertirken, 

Hangi azık bizi menzile ulaştırır?" 

Bakışlarını uzaklara dikti, iç çekti: 

"Bir tatlı kelam götür," dedi; 

"Sözün bittiği yerde yeşeren bir sabır götür, 

Bir de vefanın hiç solmayan kokusunu yüklen."


"Onlar da yük sayılmaz ki!" dedim. 

Yine tebessüm etti: 

"Zaten yükü hafif olanlar menzile çabuk varır evlat! 

Sırtında dünya malının ağır çuvalları olanlar, 

Kalp yokuşunu tırmanamazlar."


"Peki ya gözyaşları?" diye sordum; 

"Hayatın çilesine, derdine her daim katlanmak var mıdır?" 

Elinin tersiyle kalbini işaret etti: 

"Hüzün, kalbin cilasıdır evlat. 

Bir dertlinin ahını duymakla başlar insan olmak. 

Gözyaşı gönlü yumuşatır, 

toprağa düşen yağmur gibi, 

İçindeki katı taşları eritir, seni kul eder."


"Demek ki dede" dedim, 

"İnsan olmak, sadece nefes alıp vermek değilmiş.

" Gözlerimin içine baktı, şu sözü söyledi: 

"İnsan olmak; kibri giymek değil, 

tevazuya bürünmektir evlat. 

Sen üstünü başını değil, ahlakını donat; 

Gözün gördüğü her canı kendinden aziz bil ki, 

Bastığın toprak bile senden razı olsun..."


"Peki dede," dedim, 

içimdeki bitmek bilmeyen dünya telaşını itiraf ederek; 

"Herkesin bir yarış içinde olduğu bu devirde, 

hakkımızı ararken hırsa kapılmak fıtrattan mıdır?"

Bakışları birden ciddileşti, 

asasını önündeki taşa sertçe vurdu; 

çıkan ses sanki göğsümün duvarlarında yankılandı: 

"Fıtrattan değil, nefstendir evlat!" dedi, 

sesi hem hiddetli hem merhametliydi. 


"İnsan en çok neyi biriktirirse ondan ibaret kalır. 

Kimi altın biriktirir kasasında, kimi hırs biriktirir aynasında. 

Ama bilmezler ki, alnının teriyle sulanmamış,

hiçbir kazançta hayır yoktur. 

Kul hakkıyla tıka basa dolmuş bir heybe, 

seni huzura değil, uçuruma götürür."

"Doğru diyorsun dede," dedim, başımı öne eğerek; 

"Bazen adalet ararken bile kırıp döküyoruz."


Çenemi hafifçe kaldırıp gözlerimin içine baktı, 

nurlu yüzünde derin bir şefkat belirdi: 

"Adalet önce kendi nefsine söz geçirmektir evlat. 

Hak yememek yetmez; 

hakkı yenene siper, mazluma gölge olacaksın. 

Şu fani dünyada kimsenin ahını heybene katma. 

Pazardan aldığın kumaşın hesabı kolaydır da, 

bir kalbe açtığın yaranın hesabı mizanı titretir. 

Sen gurbetteki dosta hileli akçe değil, 

içi teslimiyetle dolmuş bir sadakat götür."


"O vakit dede" dedim, sessizliği bölerek; 

"Güzel ahlak dediğin, sadece dilde bir hoş seda mıdır?" 

Asasını yere hafifçe vurdu, gözleri parıldadı: 

"Değildir evlat," dedi; 

"Güneşin doğduğu her gün yeni bir imtihandır insana. 

Yeter ki bir kırık kalbi onar, 

Yeter ki düşeni elinden tutup kaldır, 

Yeter ki içindeki o bencil nefsi sustur."


"Bunu yapmak her kula nasip olur mu?" dedim. 

Derin bir nefes aldı: 

"Niyet eden yol bulur, gayret eden hedefe varır evlat!" 

"Peki ya kadir kıymet bilmeyenler?" diye ekledim; 

"İyiliğe kötülükle karşılık verenler?" 

Yüzüne hüzünlü bir bulut çöktü, sesini alçalttı: 

"İşte asıl yiğitlik, kayalıkta gül yetiştirmektir. 

Sen karşılık beklemeden ver, aranmayanı ara. 

Unutma ki, kul bilmese de Halık bilir; 

Gönülden yapılanın mükafatı Arş-ı Ala’da saklıdır."


"Demek ki dede" dedim içimi çekerek; 

"Biz zenginliği hep yanlış yerlerde aramışız.

" Mübarek elini omzuma koydu, şu meşhur kelamı fısıldadı: 

"Zararın neresinden dönsen kardır evlat. 

Kasandaki altın eskir, altındaki minder eskir. 

Ama bir gönülde bıraktığın güzel iz, 

Sonsuza dek seninle gider.

Şimdi git ve huzuru eşyada değil, insanda ara..."


Ayağa kalkmak üzereydim, son bir sual takıldı dilime; 

"Dede" dedim, 

"Her şey bittiğinde, ömür nihayete erince ne kalır geriye?" 

Gözlerini gökyüzüne çevirdi, sanki o anı yaşar gibiydi: 

"Geriye sadece sadakat kalır evlat," dedi. 

"Işıklar söndüğünde, dünya perdesi kapandığında, 

Cebinde kalan miras değil, 

ruhunda kalan huzurdur asıl kazanç.


Eğer başını yastığa koyduğunda, 

Bir canın yükünü hafiflettiğini hissediyorsan, 

İşte o an ömrün ziyanı değil, bidayetidir." 

"Anladım dede," dedim, eğilip elini öptüm; 

"Hayat, insanın kendi kalbine yaptığı en uzun yolculukmuş."


Dualı ellerini semaya açtı, duasını eyledi: 

"Yolun açık, gönlün hüşyar olsun evlat. 

Unutma; ömür dediğin bir emanet, 

Asıl vatan ise müminin ebedi sığınağıdır. 

Sen dünyada bir gönül yap ki, 

Öte tarafta yüzün güleç olsun..."


Yavaşça doğruldum, 

huzurundan ayrılmak üzere adım atacaktım ki; 

"Dur evlat," diye seslendi, 

"Son bir kelamım var, kulağına küpe olsun.

" Döndüm, yüzündeki o nurlu tebessüme bir kez daha baktım. 

"Buyur dede," dedim, 

"Bu dünyadan göçüp gittiğimizde," dedi; 

"Ne biriktirdiğin mülkler kalacak arkamızda, 

ne de peşinden koştuğun rütbeler. 

Giderken götürebileceğimiz tek bir heybe var; 

O da bir mazlumun duasını alan o dil, 

Bir dertlinin yükünü paylaşan o yürektir..." 

Gözlerim doldu, "Yani dede?" diyebildim sadece.


Asasını toprağa sabitledi, 

adeta zamanı durduran o son hükmü verdi: 

"Yanisi şu evlat; Herkes hayatı dünya telaşında tüketirken, 

sen onu ahlakında yaşat. 

Eğer gidişinle bir ev hüzne boğuluyor, 

Gelişinle bir gönül şenleniyorsa; 

Sen zaten kazanmışsın. 

Şimdi git, yolun müstakim ola..."


Arkamı dönüp yürürken içim titriyordu. 

Anladım ki bizim zenginlik saydıklarımız bir hiçmiş; 

Çünkü asıl hayat; bedende değil, ruhta başlar, 

Gönülden gönüle akar ve sonsuzluğa ulaşır...


redfer



Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Peki Dede Dedim

Peki Dede Dedim

redfer redfer