
...
Beni en son nerede unuttunuz?
Hangi hüzünlü gecenin koynunda,
Adımı yitik bir yıldız gibi silip süpürdünüz?
Ben, içimde sönmeyen ateşin külleriyim;
Siz, unutulmuş anıların labirentindesiniz.
Beni en son nerede öldürdünüz?
Hangi unutulmuş vadide, hangi kederli rüzgârda
Varlığımın en narin zerresini savurdunuz?
Gecelerin en derin, en sessiz anında
Ben, solmuş bir şiirin eksik dizesi gibiyim.
Siz, kendinizi kaybettiğiniz o yitik hayallere
Bir veda bile edemediniz.
İşte şimdi, her damla hatırada
Kendimi yavaşça eritirken,
Bir zamanlar sevda dolu elleriniz
Benim dokunuşuma değmeden geçmişte kalıyor.
Ben de,
Öylece, unutulmuş kelimeler gibi,
Varlığımın izlerini siliyorum zamanın duvarında.
Artık bilirim ki,
Siz beni unuttunuz;
Fakat ben,
Bu hikâyenin en derin yarası olarak
Sonsuzluğa yazılmışım.
Bu, en keskin veda;
Bu, yüreğin en sessiz çığlığıdır.
Eski sevdalara son kez sesleniyorum:
Ben, kaybolmuş bir damla gibi,
Yitik anılara karışıp gidiyorum.
Sonsuzluğun kucağında yok olan
Bir haykırışım ben artık.
Ve bu defa, benim gitmem,
Sizin unutmanızla birlikte tamamen siliniyor.
Artık her şey bitti.
Ben, bu finalin en ince, en acı gerçeği;
Ve siz,
Geçmişin en derin sızılarına kapanarak,
Benimle birlikte yok oluyorsunuz.
16.03.2025