Anka Kuşunun Sevdanın Karşısında Çırpınışı 2
Bir rüzgâr esti, ama bu sefer hatıraları canlandıran bir
melodiyle değil, boşluğun keskin kılıç şakırtılı, tıngırtılı bozuk sesiyle.
Sevda’nın adımları artık bir sevdaya kavuşmak için değil, onsuzluğun içinde
kaybolmamak içindi. Her sokak lambası, eskiden hayalini kurduğu sıcaklığın
yerine, ona hatırlatmakla görevli bir nöbetçiye dönüşmüştü. Yalnız nöbetçi,
hâlâ yerinde değildi…
Aşk, varlığın yankısı mıydı, yoksa yokluğun çağrısı mıydı?
Yoksa yalnızca ağrılarının izleriyle mi şekillenmişti? Sevda bu soruyu
defalarca sordu, ama hiçbir gökyüzü ona yanıt vermedi. Ancak biliyordu ki,
onsuzluk da kendi içinde bir gerçekti. Ve bazen, aşklar kavuşmak için değil,
anılarda sonsuza dek onsuzluğa alışmak ve yaşamak için vardı. Bunu, Anka kuşu
yerde baygın yatarken anladı. Zaman, onsuzluğun içinde ağır ağır akıyordu.
Sevda, sokakların boşluğunda yürüdükçe, her adımda onun eksikliğini daha
derinden hissediyordu. Rüzgâr, artık geçmişin sesini taşımıyordu—yalnızca
sessizlik ve unutulmaya yüz tutmuş hatıraların soluk izleri kalmıştı.
Bir sabah, güneş doğarken, o eski çınarın altında durdu.
Saatlerce ağaç gibi hareketsiz kaldı. Anka kuşu hâlâ ayıkmamıştı ve Sevda,
sevdiği Sait’ten gelecek haberi öğrenememişti. Bu defa çınar ağacının
dallarının fısıltıları ona umut vermiyordu. İçinde bir boşluk vardı, büyüyen ve
hiç dolmayan bir uçurum gibi derinleşen boşluk. Onsuzluk artık yalnızca bir
duygu değildi; bir vurgu değildi, bir olgu değildi. Oysa onunla varoluşunun
sancılarını çekerken, pembe panjurlu bir evi olsun istiyordu.
O an adımları bilinçsizce takip eden karanlık gölgenin,
büyücü Goşhan’ın (Tarkan çizgi romanını okuyanlar bilir; bilenler bilmeyene
anlatsın, burada uzunca anlatmayayım) aşklarına ihanet ettiğini fark etti.
Ancak bu fark ediş çok geçti; geri dönüşü olmayan, dönüşsüz yolların içinde
kalmışlardı ne yazık ki! Sevda’nın içindeki ışık sönmüştü. Elektrik idaresinin,
elektriklerin ne zaman geleceğini açıklamaması nedeniyle karanlıklar içinde
böylece kalmıştı. Kalbinin en derin köşesinden yükselen soru yankılandı: Aşk
yalnızca aydınlıkla mı yaşanırdı, yalnızca canlılıkla mı? Oysa onsuzluk da ona
ait miydi? Yoksa hâlâ gelmeyen Sait mi onu unutmuştu? Tüm sorular cevapsız
kaldı…
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.