SİVAS
Şehrin ne
zaman ve kimler tarafından kurulduğu tam olarak bilinmemektedir. Ancak ilk
yerleşme yerinin bugünkü Dört Eylül Parkı olan koni biçimindeki tepelik olduğu belirtilir.
Burası 30 m. yükseklikte olup tesbit edilen ilk yerleşme Hititler dönemine
kadar iner. İlkçağ’da “kral yolu” buradan geçiyordu. Ardından Romalılar aynı
güzergâhı kullandılar. Burası sadece ticaret değil askerî bir yol durumundaydı.
Bizanslılar da bu yolu kullanıma açık tutmuşlardır.
Emevîler ve
Abbâsîler zamanında gerçekleştirilen bazı Anadolu seferlerinde Sivas
müslümanlar tarafından ele geçirildiyse de buradaki hâkimiyetleri kalıcı
olmadı.
Malazgirt
zaferinin ardından da Emîr Dânişmend şehri ele geçirdi. Şehrin fetih tarihi
tartışmalıdır. Bazı araştırmalarda 1076-1077’de bölgenin tamamının alındığı,
Sivas’ın ise 1080’de fethedildiği belirtilir. Sivas, bundan sonra Anadolu
Selçuklu Hükümdarı II. Kılıçarslan tarafından Konya ile birlikte başşehir
yapılıncaya kadar Dânişmendliler’in yönetiminde kaldı.
1243 Kösedağ
bozgunu ile Baycu Noyan tarafından ele geçirilen Sivas üç gün süreyle
yağmalandı. Bu tarihten itibaren tamamen İlhanlı nüfuzu altına giren Sivas
siyasî sıkıntılara rağmen imar hareketleriyle fizikî açıdan gelişme gösterdiği
gibi ekonomik yönden de zenginleşti. Şehrin simgesi olarak bilinen medreseler
bu dönemin eseridir. Ancak şehrin günümüze kadar gelebilen en eski yapısı şu
ana kadar bazı araştırmacıların Dânişmendli eseri olarak niteledikleri
Ulucami’dir. Hikmet Denizli tarafından yayımlanan yapım ve onarım kitâbelerinde
ulucaminin 1197 yılında Kutbüddin Melik Şah’ın emriyle yaptırıldığı ve 1210’da
ise tamir ettirildiği belirtilmektedir.
Diğer önemli
bir Selçuklu eseri 1217’de I. İzzeddin Keykâvus’un yaptırdığı dârüşşifâdır.
Döneminde tıp fakültesi olarak faaliyet gösteren eser Osmanlı hâkimiyetinde
medreseye çevrildi. Burûciye, Çifte Minare, Dördüncü Medrese ve Gökmedrese
(Sâhibiye) 1271 yılında yaptırıldı. Bunların dışında İlhanlılar devrinde
şehirde çok sayıda medresenin var olduğuna dair kayıtlar da mevcuttur. Bilhassa
Gökmedrese vakfiyesinde dokuz ayrı medrese isminin yer alması, İlhanlılar
zamanında Sivas şehrinin kültürel zenginliği hakkında önemli ipuçları verir.
Bu yüzyılda
Sivas’ı ziyaret eden İbn Battûta, Sivas şehrini Anadolu’nun İlhanlı
hâkimiyetindeki en büyük şehirlerden biri olarak tasvir eder. Şehir ve
şehirdeki iktisadî faaliyetlerin hâmisi olan ahîlerin gücü hakkında İbn
Battûta’nın verdiği önemli bilgiler arşiv kaynaklarınca da teyit edilmektedir.
Ayrıca Sivas şehri, Osmanlı döneminde de Anadolu şehirleri içerisinde beş ahî
zâviyesine sahip nâdir merkezlerden biriydi.
Ulucaminin
kapasitesi esas alınarak yapılan bir hesaplamada XII. yüzyılda şehirde
10.000-15.000 dolayında Türk’ün yaşadığı ve bir o kadar da gayri müslim
(Ermeni, Rum, yahudi) nüfusun bulunduğu tahmin edilmektedir. Nisan 1280
tarihini taşıyan Gökmedrese vakfiyesinden anlaşıldığına göre XIII. yüzyılda
burada en az on iki mahalle bulunuyordu. Şehir Türkler’in eline geçtikten sonra
âdeta yeni baştan imar edildi. Meydan Camii’nin bulunduğu alanda medrese
topluluğu, eski hamam, Gökmedrese, Ulucami, Behram Paşa Han ve Hamamı merkezî
yeri oluşturuyordu. Yukarı Kale’nin kuzeyindeki İçkale ise sarayı ve bazı yerleşme
yerlerini içine alıyordu. Aşağı İçkale dârüşşifâ, Çifte Minareli Medrese,
Mahmud Paşa Camii bölgesindeydi.
Selçuklu ve
İlhanlı döneminde bölgenin önemli şehirlerinden biri olan Sivas, Osmanlı
hâkimiyetinde mahalle ve nüfus açısından gelişme gösterdi. Şehrin bu durumuyla
ilgili en eski ve ayrıntılı bilgi Fâtih Sultan Mehmed döneminde yapılan
tahrirde yer alır.
Sivas
âbideler bakımından çok zengin bir şehir olup Osmanlılar’a ve öncesine ait çok
sayıda eser hâlâ şehrin tarihî dokusunu aksettirir. Bu eserlerle ilgili olmak
üzere Selçuklu ve Osmanlı döneminde tesis edilen, şehir merkezine ait 340
civarında vakıf ismi tesbit edilmiştir. Cami, mescid, medrese, zâviye, mektep,
han, hamam, çeşme gibi eserlerle ilgili kurulan vakıfların zenginlik açısından
en büyükleri Selçuklu ve İlhanlı devrinde kurulmuş olanlarıdır.
Sivas
şehriyle ilgili kaynaklarda bazıları Selçuklular zamanına ait olmak üzere
çoğunluğu Osmanlı döneminde yapılmış bulunan 130’a yakın cami-mescid ismine
rastlanmıştır. Bunlardan ulucami (1197), Hoca İmam Camii (XV. yüzyıl), Ali Baba
Camii (953/1546), Hasan Paşa (Meydan Camii-1564), Kale Camii (988/1580), Ali
Ağa Camii (1589) vb. günümüze aynen ya da tamir ettirilerek gelmiştir. Sivas
zâviyeler bakımından da zengin bir şehir olup Osmanlı devrine ve öncesine ait
otuza yakın zâviye ismine rastlanır. Bunlar içerisinde Dârürrâha (1320), Şeyh
Çoban (1323), Abdülvehhâb Gazi (1326), Şeyh Erzurum (XIV. yüzyıl), Ahî Emîr
Ahmed (1332) ve Osmanlı döneminde kurulan Sarı Şeyh (1420), Ali Baba
(953/1546-47), Şeyh Şemseddin (1596) zâviyeleri ve mevlevîhâne şehrin iskânında
ve İslâmlaşmasında önemli fonksiyonlar icra eden zâviyelerdir. Osmanlı
döneminde kurulan sekiz mahallenin bu zâviyelerin isimlerini alması, hatta
günümüzde bile bazılarının adıyla anılan mahallelerin bulunması zâviye-mahalle
ilişkisini göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Ali Baba ve Abdülvehhâb Gazi
mahalleleri ile Mevlânâ Caddesi bu ilişkinin zamanımıza ulaşan
örneklerindendir.
Sivas
şehrinin fizikî görüntüsünü tamamlayan bir başka eser grubu ise kaynaklarda
ismine rastlanan 100 civarındaki çeşmedir. En meşhurları Kepenek, Bayram Paşa
ve Mihrivefa olup hâlâ şehrin çeşitli yerlerinde varlıklarını sürdürmektedir.
Yine şehirde Osmanlı döneminde yaptırılan hamamlardan faaliyetlerini devam
ettirenler vardır. Bunlardan XVI. yüzyıla tarihlenen Meydan Hamamı, Kurşunlu
Hamamı ve Eski Paşa Hamamı (Hasan Paşa Hamamı) en önemlileridir. Haftada dört
gün divan toplanan Beylerbeyi Sarayı’nın da bulunduğu Kal‘a-i Atîk’te
medreseler, hamam ve camiler vardı.
Selçuklu ve
İlhanlı dönemindeki iktisadî seviyeye ulaşılamasa da XVI. Yüzyıldan itibaren
şehre yeni ticarî mekânların yapılmasıyla kısmen bir canlanma kaynaklara
yansımıştır. Bedesten, Uzunçarşı ve Mahkeme Çarşısı’nın merkez olduğu Sivas
çarşıları çok sayıda ticarî yapının bulunduğu bir kompleksten meydana gelmişti.
Osmanlı hâkimiyeti boyunca bedesten çevresinde toplam kırk çarşı, yedi pazar,
on dört han, çok sayıda boyahane, iki debbâğhâne ve yarıya yakını vakıf olmak
üzere 1000 civarında dükkân belirlenmiştir. Evliya Çelebi’nin vermiş olduğu
1000 dükkân ve on sekiz han sayısı arşiv kaynaklarınca bir anlamda doğrulanmaktadır.
Osmanlı
döneminde şehirde bulunan dört medreseye ilâveten faaliyette olan otuz dört
adet sıbyan mektebi ve bilhassa XIX. yüzyılın ikinci yarısında faaliyete geçen
kız ve erkek rüşdiyeleriyle askerî rüşdiyeler, dârü’l-muallimîn, sanayi mektebi
ve 1892’de açılan idâdî eğitim açısından önemli yer tutar. Ayrıca çok sayıda
gayri müslim sıbyan mektebi ve rüşdiyesi de vardı. Nûman Efendi, Ziyâ Bey ve
Şeyh Şemseddin’in kütüphaneleri bu kültürel yapıyı tamamlayan unsurlardandı.
Diyanet
İşleri Başkanlığı’na ait 2007 yılı istatistiklerine göre Sivas’ta il ve ilçe
merkezlerinde 319, kasabalarda 52 ve köylerde 928 olmak üzere toplam 1299 cami
bulunmaktadır. İl merkezindeki cami sayısı 176’dır.
Camiler
Ulucami, müzedeki kitâbesine göre II.
İzzeddin Kılıcarslan’ın oğlu Sivas Emîri Kutbüddin Melik Şah’ın zamanında
Kızılarslan b. İbrâhim tarafından (1197) yılında yaptırılmıştır.
Kale Camii. Sultan
III. Murad zamanında 988’de (1580) Sivas Valisi Mahmud Paşa tarafından
yaptırılmıştır.
Meydan
Camii. Dikilitaş semtinde 1564 yılında Kanûnî Sultan Süleyman’ın
vezirlerinden Koca Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Ali Ağa
Camii. Sivas Valisi Behram Paşa’nın oğlu Mustafa Bey tarafından 998 (1590)
yılında yaptırılmıştır.
Ali Baba
Camii. XVI. yüzyılın ortalarında Vezir Rüstem Paşa’nın hocası Ali Baba
tarafından yaptırılmıştır. Şehirde yer ve özelliklerini büyük ölçüde kaybetmiş
olan camilerden İmaret Camii esasında 1320 sonra zamanla gelişen bir külliye
bünyesinde yer alıyordu.
Zincirli
Minare 1742, Örtmeli (XVIII. yüzyıl), Hoca İmam ve Pulur (Billûr) camileri
(XIX. yüzyıl), Korkmazoğlu 1833, Abadan Camii de 1905 tarihli yapılardır.
Yiğitler 1794, Hacı Zâhid, Mehmed Paşa 1802, Kabalı 1803, Uzun Hacıoğlu 1807,
Büyük Kazancılar 1812, Said Paşa 1820-21 tarihli eserler olup kitâbeleri
minarelerinde yer almıştır. Ayrıca, Ganem (Tarhan) Camii yakın zamanda
yenilenmiş olmasına rağmen sıkı tuğla süslemeli spiral yivli minaresi ile
dikkat çekici bir yapıdır.
Medreseler
Dârüşşifâ
Şifâiye
Medresesi. Sultan I. İzzeddin Keykâvus tarafından 1217 yılında
yaptırılmış olup 61,90 × 46,80 m. boyutlarındadır. Güney eyvanı türbe haline
getirilmiş ve I. İzzeddin Keykâvus buraya defnedilmiştir. 1220 tarihli
vakfiyesi günümüze kadar gelmiştir.
Gökmedrese.
Selçuklu
Sultanı III. Gıyâseddin Keyhusrev’in veziri Sâhib Ata Fahreddin Ali tarafından
1271-72 yaptırılmıştır.
Burûciye
Medresesi.
Muzaffer b.
Hibetullah el-Burûcirdî tarafından 1271-72 yılında yaptırılmıştır.
Çifte
Minareli Medrese
Vezir
Şemseddin Cüveynî’nin 1271-72 yılında yaptırdığı bu medrese âbidevî cephesi ve
itinalı taş işçiliğiyle dikkat çeker.
Türbe ve
Kümbetler
Şahna
Kümbeti
Kitâbesinden
Hüseyin b. Ca‘fer’e ait olduğu anlaşılan 1231 tarihli bu kümbet kare planlı
kripta üzerinde sekizgen gövdelidir. İçten kubbeli, dıştan piramidal çatılıdır.
XIX. yüzyılın sonlarına kadar ayakta kalan kümbetin çeşitli süsleme ve kitâbe
parçaları Gökmedrese’dedir.
Abdülvehhâb
Gazi Türbesi
Şehrin
yaklaşık 1 km. doğusunda Akkaya tepesi üzerinde caminin içindedir. Kemâleddin
b. Râhat’ın 1321 tarihli vakfiyesinden türbenin civarında bir mezarlığın
teşekkül ettiği anlaşılmaktadır.
Ahî Emîr
Ahmed Kümbeti
1333 tarihli
eser kesme taştan sekizgen olarak yapılmış olup konik çatılıdır.
Şeyh Hasan Bey
Türbesi (Güdük Minare)
Eretna
Devleti’nin kurucusu Alâeddin Eretna tarafından 1347 yılında genç yaşta ölen
büyük oğlu Şeyh Hasan Bey adına yaptırılmıştır.
Şeyh Hüseyin
Râî Türbesi
Kareye yakın
bir planda olan yapının kubbesi dıştan sekizgen bir kasnakla çevrilmiş olup
üzeri oluklu kiremitle kaplıdır. İçeride ahşap iki sanduka bulunmaktadır. Türbe
önünde bulunan çeşmenin kitâbesi 1323 tarihli olup türbenin de ilk defa bu
sırada yapıldığını düşündürmektedir. .
Şemseddin
Sivâsî Türbesi
Meydan Camii’nin
avlusunda caminin kuzeybatı yönündedir. 1600 yılında inşa edilmiştir.
Akbaş Baba
Türbesi
Temel
duvarları kesme, beden duvarları moloz taştan kare plana sahip yapıyı XIII.
yüzyıla tarihlendirmek mümkündür. Harap bir durumda olan türbenin içinde beş
sanduka mevcuttur.
Şeyh
Erzurûmî Türbesi
Kareye yakın
plana sahip yapı muhtemelen XIV. yüzyıl eseridir.
Kadı
Burhâneddin Türbesi
1381-1398
yılları arasında Sivas’ta kendi adına devlet kuran Kadı Burhâneddin Ahmed’in
türbesi 1966’da yeni baştan yapılmışsa da mimari hiçbir özelliği yoktur.
Hanlar
Behram Paşa
Hanı
Sivas Valisi
Sağır Behram Paşa tarafından 1576 yılında yaptırılmıştır. Revaklı açık avlulu
ve iki katlıdır. Doğusundaki giriş üzerinde pencerelerin yanında iki aslan
figürü bulunur. Girişin tam karşısının alt katı ahır olarak
kullanılmıştır.
Taşhan
XIX.
yüzyılda inşa edilen han dikdörtgen planlı olup iki kattır. Kuzey ve doğu
yönünde caddeye bakan dükkânlar bulunur.
Subaşı Hanı
ve Bedesteni
XVI. yüzyıl
eseridir. Dört kare kesitli ayakları birbirine bağlanan sivri kemerli çapraz
tonozla örtülüdür. Güney tarafında dükkânlar vardır. Sivas Valisi Lala Sinan
Paşa’nın (ö.1525) vakfıdır.
Hamamlar
Meydan
Hamamı
Meydan Camii
vakıflarından olan hamam XVI. yüzyıl eseridir. Sıcaklık ve soğukluğun üzeri
kubbe ile örtülüdür. Dört eyvan şeması gösterir.
Kurşunlu
Hamam
Sivas Valisi
Sağır Behram Paşa tarafından 1576’da çifte hamam olarak yaptırılmıştır.
Soğukluk büyük kubbelerle örtülüdür.
Kale Camii
Hamamı
Vezir Mahmud
Paşa tarafından 988 (1580) yılında yaptırılmıştır. Sıcaklık dört eyvan şeması
gösterir. Yıkılmış olan hamamın temel duvarları 1 m. yüksekliğindedir. ÖMER DEMİREL N. BURHAN BİLGET
Eretnaoğulları Beyliği, onların kadısı ve veziri olan Kadı
Burhaneddin Ahmed tarafından yıkılmış, yerine kendisi Sivas’ta “sultan”
unvanıyla tahta çıkmıştır. (1380-98) Ailesi ünlü kadılar yetiştirmiştir.
Arapça, Farsça, özellikle de 1393-94 tarihli büyük Divan’ı ile Türkçe’de
büyük bir şair olan Kadı Burhaneddin, daha çok Oğuz lehçesinin Azeri şivesini
kullanmıştır. Dulkadıroğlu Suli Bey’in kızıyla evli olan Burhaneddin’in
duygusal şiirlerinin yanı sıra, dini konularda birçok eseri vardır. İksirü’s-saadat
fi esrar li-ibadat adlı eseri 1395, usul-ı fıkıhla ilgili Tercihü’t tavzih
adlı eseri ise Şaban Mayıs 1397 tarihlidir. İslâm dünyasında, Hanefî mezhebinin
yüksek fakihleri arasında yer almaktadır. Din ve edebiyat dışında coğrafya,
matematik ve astronomi ile de ilgilenmiştir. Zamanının en önemli eserlerinden
biri, Anadolu tarihi açısından çok önemli olan ve kendi dönemini de ayrıntılı
olarak anlatan Aziz Esterebadi’nin Bezm-ü Rezmi’dir (İçki Meclisi ve
Savaş). Kadı Burhaneddin’in Turhal’da İmaret, Zile’de Medrese, Kayseri’de yapım
yöneticiliğini alâ yed ünlü Şeyh Müeyyed’in üstlendiği 1390 tarihli Şeyh
Müeyyed Çeşmesi, Tokat-Amasya çevresinde önemli askeri noktalarda kaleler
yaptırdığı bilinmektedir. Oğlu Alâeddin Ali Bey adına İbn Bevvab tarafından
Tuhfe-i Alâiyye adlı Arapça’nın Farsça açıklandığı bir eser
yazılmıştır. Aynur
Durukan Turkish Studies International
Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/10 2014