Attila, babasının kendisi için hazırladığı alana gitmişti. Babası ona “Her şeyi yapabilirsin. Ama bizi rahatsız etme” demişti. Attila’da söz verip sessizce alandaki atölyeye girmişti.
Atölye de zırhı inceliyordu. Zırhta esasen uçuş modu kısmı olduğunu gördü. Lâkin uzay gemisinin düşmesi sonucu hasar almış vaziyetteydi. Attila bunları onarmaya çalıştı. Fakat başarılı olamadı.
Attila, mevcut yerlerin tamir edilemeyeceğini anlayınca şöyle bir çözüm üretti: Anti-grav kemer. Anti-grav kemer n özellikleri şöyleydi:
1. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir kemer gibi duruyordu.
2. İçinde anti-grav teknolojisi kemere boydan boya entegre edilmişti.
3. Kemer esasen metaldi. Lâkin üstü deri ile kaplanmıştı.
4. Bu kemeri isterse pantolonuna, isterse zırhına entegre edebiliyordu.
5. Kemeri vücudunda bulunan serum sayesinde zihni aracılığı ile kontrol edebiliyordu.
6. Kemerin enerjisi Attila’nın vücudundaki serumdan geliyordu. Kendilerini yenileyebildikleri için sınırsız bir enerji deposu saylırlardı.
Attila bu planı doğrultusunda zırhın teknolojisi sayesinde kemeri 3 saatte tamamladı. Kemeri tamamlayınca beline taktı. Derin bir nefes alıp havalandı. Çok sessiz çalışıyordu. Uçarak dışarı çıkmak istedi. Ama dengesini kaybedip havada taklalar atmaya başladı. Dengesini sağlamayı öğrenene kadar 15 dakika boyunca ağaçlara, duvarlara çarpmakla meşguldü.
15 dakikanın sonunda kollarını yana açarak denge kurmayı başardı. Kemere güç verince hızlandı. Havayı daha iyi yapabilmek için kollarını ileri doğru uzattı. Kendini gerçek anlamda Superman gibi hissediyordu. Heyecandan kemere güç vermeyi unuttu. Eğer yere düştüğünü fark etmeseydi 6 km irtifadan düşüp krep olacaktı. Attila hızını arttırıp uçmaya başladı. Gözlerindeki sulanma yüzünden önünü göremeyince bir binaya çarpıyordu. Bu tehlikeyi fark edince gözüne gözlüklerini taktı. Bu sayede hem daha iyi görebiliyor, hem de gözlerindeki sulanmayı engelleyecekti.
Attila sınırları zorlamak için daha yükseğe uçtu. O kadar yükseldi ki nefes alamaz hâle geldi. Bayılıp krepe dönüşmemek için yeryüzüne geri döndü. Ece koşup deneyimini anne ve babasına anlattı.
🗣️ Anne:
- İşte sen gerçek Kal-el, ben de Marta Kent oldum.
🗣️ Baba:
- Vay be. Oğlum gerçekten Superman oldu. Ben de Jonathan Kent. Ee? Gizli bir kimliğin olacak mı? Artık bu dünyadaki gerçek Superman sensin. Clark Kent mi olacaksın? Yalnız uçuşlarda dikkatli ol. İlk uçmaya çalıştığında havada taklalar atmış, ağaçlara ve duvarlara çarpmışsın. Kaldı ki bir binayada çarpacakmışsın. Ama seninle gurur duyuyorum Türk Süper Kahraman.
🗣️ Anne:
- Ee? Söyle bakalım senin Louis’in kim?
Attila bunlar karşısında anne ve babasına tebessüm etti. Ve annesinin dün gösterdiği edit videosunu tekrar aradı. Lâkin bulamadı. Anlaşılan hükümet olaya el koymuştu. Ceren, annesi, babası, okuldakiler, Predator ve Xenomorphlar haricinde kimse onun gerçek kimliğini bilmiyordu. Ha birde askerler.
9. Bölüm: KOSTÜM VE CEREN’İN İTİRAFI
Attila babasının kendisi için yaptığı atölyede zırha bakıyordu. Sanki bir süper kahraman için iki şey eksikti: Logo ve pelerin.
Attila, en sevdiği ve güçleri benzer olan süper kahraman olan Superman’i referans alarak zırhı maviye boyadı. Omuzlarına ise kırmızı bir pelerin. Ancak sıra logoya gelince orijinal olmak istedi.
Aklına ilk gelen Superman logosuydu. Ama eledi. İkinci olarak yıldız logosu. Ama o da Kaptan Amerika’nın sembolüydü ve ABD’yi temsil ediyordu. Bir süre düşündükten sonraXenomorphlar ile savaşırken Floroantimonik asit yüzünden eriyen silahları anısına ikili bıçak ve mızrak barındıran üçgen biçiminde bir logo tasarladı. İkili bıçak ve mızrak kırmızı, üçgenin geri kalan kısmı sarı renkliydi.
Kostüm tasarımını bitirince nano-tek zırha yeni bir özellik ekledi. Bu özellik şöyleydi:
1. Nano zırhtaki nanobotlar dokununca kumaş gibi davranacak.
2. Attila’nın tarattığı kıyafeti kopyalıyor, onun şeklini alıyordu.
3. Pelerini en başta kumaştan yapmış olsa da gizlemesi sıkınıtı olur diye onu da nanobotlardan yaptı. Böylece pelerinde şapka, atkı vb. Şeylere dönüşebilirdi.
4. Hijyen için nanobotlara kendini temizleme yazılımı da yükledi. Böylece kostümü yıkamasına gerek yoktu. Ancak haftada 1 kez sabun ve su eklemeliydi.
5. Kostüm gerekirse deri görünümü alıp onu gerçek bir “Çelik Adam” yapacaktı.
Attila kostümünü ailesine tanıttı. Anne ve babası onu tebrik etti. Dikkatli olması konusunda tekrar uyarılarını yaptılar.
Attila, kostümünü giyip yükseldi. Sonra son sürat uçmaya başladı. Amacı maksimum kaç km hız yapabildiğini görmekti. Attila, kemere son gücü verip hızlandı. Aşağı baktığında ışıklar adeta bir şerit gibiydi. Ama bu son hız değildi. Attila daha fazla güç verdi. En sonunda ses hızını aştı. Ama bu da son sınır değildi. İlk önce mach 1.5, sonra mach 7, sonra mach 10 ve en son mach 100! Bu insan yapımı hiçbir şeyin ulaşamadığı bir hızdı. Saatte 122.500 kilometre!
Attila bu hıza ulaştıktan sonra kendini bitkin hissetti. Sonra gözleri karardı ve 164.042 feetten yere düşmeye başladı. Hava sürtünmesi hızını biraz kırsada yine sertçe yere çarptı. Gözlerini açtığında Ceren ona bakıyordu.
🗣️ Ceren (endişeyle):
- Attila, Attila uyan! Uyan! Attila! Ses ver!
Attila zorlukla yerden doğrulup
🗣️ Attila (belini kütletip):
- İyiyim iyi. Neredeyim ben?
🗣️ Ceren (biraz somurtkan):
- Hıh... Benim evimin arka bahçesindesin. Dua et annem ve babam evde yok. İş seyahatine gittiler ve beni evde tek bıraktılar. Senin ne işin var burada? Ve o üzerindeki ne?
🗣️ Attila:
- Kostümümü... Aa dur sen zırh olarak biliyorsun. Zırhımın maksimum kaç km hız yapabileceğini ölçüyordum. Mach 100’e ulaşınca gözlerim karardı ve seni beni uyandırmaya çalışırken gördüm.
🗣️ Ceren:
- Kostüm ha? Süper Kahramanlığa mı soyunacaksın? Hem Mach 100 ne? Ben öyle şeyleri bilmem.
🗣️ Attila:
- Mach 100 ses hızının 100 katı anlamına gelir. Yani 122.500 km. İkinci olarak ben süper kahraman olmak istemiyorum. Sadece hazır süper güçlerim var. Hazırda bir kostüm olsun dedim.
Ceren onun bu sözlerine tebessüm etti ve onu çay içmeye davet etti. Kabul edip içeri geçecekken Ceren’e
🗣️ Attila:
- Annem ve babam evde yok demiştin değil mi?
🗣️ Ceren:
- Evet, onlar iş seyahatine gittiler. N’oldu ki?
🗣️ Attila:
- Teklifin için teşekkür ederim Ceren. Ama annen ve baban evde yoksa içeri giremem. Bu uygunsuz olur, dedi.
Ceren’e “iyi akşamlar” dedikten sonra kemere güç verdi ve uçtu. Ceren ise içinden “Ne kadar ince düşünceli... Süper güçleri var ama bu kadar ince düşünüyor... Çoğu süper kahraman gibi değil. Zaten onların hepsi de uygunsuz. Superman: Returns filminde Louis ve Clark’ın nikahsız çocukları var. Kızım hadi itiraf et. Attila’ya aşık oldun. Hadi... Hadisene kız... Öfff! Tamam ya. Seviyorum. Se-vi-yo-rum. Al oldu mu istediğin? Seviyorum. Attila’yı deliler gibi seviyorum. O gün bana çiçek alıp geldiği günden beridir aşığım. Ama çevrem yüzünden bastırdım. Oldu mu? Allah’ım ya...” diyerek içeri girdi.
10. Bölüm: YENİ TEKNOLOJİ VE YENİ DÜŞMAN
Attila dün niye düştüğünü bulmaya ve zırha ısı dağıtıcı yüzey eklemeye çalışıyordu. Çünkü dün uçuşta zırh çok ısınmıştı. Ceren zırha dokunamamıştı sıcaklıktan. Bu yüzden bir ısı dağıtıcı yüzey ekliyordu.
Diğer yandan da dün niye düştüğünü bulmaya çalışıyordu ve sonunda buldu. Dün düşmesinin sebebi serum hücrelerinin %40’ın altına düşmesinden kaynaklıymış. Serum hücreleri %40’ın altına düşünce otomatik olarak çalışmayı durduruyormuş. Attila bunu öğrenince daha dikkatli olması gerektiğini anladı. Bir dahaki sefere daha hazırlıklı olacaktı.
Attila ilk zayıf noktasını bu şekilde tespit etti. Zayıf noktasını bilmek onu güçlü kılıyordu. Bu yüzden başka ne gibi zayıflıkları olduğunu öğrenmek için kendi üstünde testlere başladı. Güvenlik için her testi dağıtıcı yüzeyde eklediği zırhı ile yapıyordu.
Darbe testinden, boğulma testine kadar birçok test yaptı. Bu testler esnasında sudaki çözünmüş oksijeni serum hücreleri ile soluyabildiğini fark etti. Kendini adeta Aquaman gibi hissediyordu. Ama peşine bir balık takılınca korkuyla sudan çıktı.
Testler esnasında öğrendiği başka bir detayda serum hücreleri güneş ışığını depolayıp enerjiye dönüştürebiliyor. Ayrıca serum hücrelerinin iyileştirme gücü de olduğunu fark etti. Elindeki küçük bir çiziği saniyeler içinde iyileştirebiliyordu. Ayrıca serum hücreleri ile vücudunda daha fazla oksijen depolayıp uzay boşluğunda 11 saat kalabiliyor. Bu süre zarfında doğrudan güneş ışınlarını emen serum hücreleri daha fazla enerji üretebiliyordu. Bu sayede daha güçlü, daha hızlı oluyordu. Bir kemik kırığı bile saniyeler içinde kaynaşıyordu. Adeta Superman gibi.
Attila bunları test ederken birden patlama sesi duyuldu. Attila zırhın sensörleri ile sesin yerini tespit etti. Sesin geldiği yer Ceren’in eviydi. Attila bunu öğrenir öğrenmez son sürat Ceren’in evine uçtu.
Ceren’in evinde bir tane maskeli siyah giyimli, sağ metal kola sahip adam Ceren’i ve ailesini tehdit ediyordu. Maskeli adam “Nerede o! Söyle” diyerek Ceren’in babasının Toyota Corolla marka arabasını tek elle 19 metre uzağa fırlattı ve Ceren’in üzerine onu öldürmek için yürüdü.
Tam bu esnada Attila uçarak maskeli adamı yakaladı ve yere sürterek yumruklamaya başladı. Her yumruğunda “Kimse sevdiğim kadını tehdit edemez” diyordu. Daha sonra yabancıyı başından tuttu ve yere fırlattı. Açığa çıkan şok dalgası ve toz bulutu Ceren’in saçlarını dalgalandırdı.
Attila yavaşça yere indi ve Ceren’le ailesine nasıl olduklarını sordu. Onlar “iyiyiz” dedikten sonra yabancının düştüğü yere baktı. Normalde o darbeler ile çoktan ölmüş olması gereken yabancı ayağa kalktı ve yırtılan maskesini çıkardı.
Yüzünden kan damlıyordu. Lâkin Attila ve Ceren’i şok eden şey o yabancının Attila’nın birebir kopyası olmasıydı. Attila şaşkınlıka “Bu nasıl mümkün olabilir? Sen... Benim klonumsun” dedi. Yabancı şeytani bir gülümsemeyle “Evet. Ama ben senin gibi değilim” dedi ve Attila’ya saldırdı.
Attila’yı bir yumruk darbesi ile 8 metre geri savurdu ve üstüne doğru koşmaya başladı. Attila yerden kalkıp uçarak klonuna saldırdı. Adeta General Zod vs Superman gibi bir dövüş oluyordu. Ceren ve ailesi bu durumu seyrederken “Allah’ım İnşallah şu çocuk kazanır” diye dua ediyordu.
Attila ve klonunun yumrukları etrafta şok dalgası oluşturuyordu. Daha sonra klonu üstünlük kurup Attila’nın içinden geçmeye başladı. Klonun her yumruğunda Attila kan kusuyordu. Klonu onu tutup bir duvara fırlattı. Duvarda metal kolu ile Attila’yı yumruklamaya devam etti. Attila’yı döverken “İlk önce seni öldüreceğim. Sonra sevdiğin kızla bir KAHVE içip onu da öldüreceğim. Sonra onun ane ve babasını... En sonunda seninkileri de...” dedi.
Attila klonun bu laflarını duyunca yumruklarına direnç göstermeye başladı. İlk önce duruşunu koruyamadı, sonra biraz korudu sonra biraz daha, en sonda yüzünde maske olmasa da klonun metal kolundan gelen yumruğun etkisi kayboldu. Yüzünde kaskı olmadığı hâlde metal sesi geldi: “tııınnn”. Klon yumruğunun bir işe yaramadığını görünce geri çekilmeye başladı. Kendi kendine “Bu nasıl mümkün olabilir? Kaskını parçalamıştım” dedi. Attila ise “N’oldu? Yumruğun etkisiz mi kaldı?” bakışı attı. Ceren nefesini tutmuş olan biteni, değişen güç dengesini izliyordu. İçinden “Batman vs Superman’in dövüş sahnesi gibi. Ama burada iki Superman var” diyordu.
Attila havalandı. Daha sonra klonuna bir tekme attı ve duvardan destek alarak ileri fırladı. Klonunu evire çevire dövdü. Sağ, sol, aparkat Allah ne verdiyse dalıyordu. Son olarak bir sağ kroşe vurup klonunu yere serdi. Klonu kanlar ve nefesler içinde “Hadi! Bitir artık. Ben zaten bir klonum. Yaşamama da ölmeme de diğerleri gibi karar ver” dedi. Attila, klonuna el uzattı ve onu yerden kaldırdı. Ona “Ben diğerleri gibi değilim. Sen benim klonumsun. Ama ben seni kardeşim olarak görüyorum. Hem hep bir kardeş istemiştim” dedi.
Klon Attila’ya bakıp içinden “Ne kadar iyi yürekli. Güçlü ama dikdatör değil. Ben bu insanı mı öldürmeye geldim?” diyordu. Attila’ya dövüş esnasında söyledikleri için özür diledi. Attila ise “Özür dilemen gereken kişi ben değilim. O!” dedi ve Ceren’i işaret etti. Klon, Attila’nın desteği ile Ceren’in yanına geldi ve ondan özür diledi. Ceren “Boşver. Ben dediklerini çoktan unuttum bile.” diyerek onu affetti.
Attila, Ceren ve ailesine iyi akşamlar dileyip yaralı klonunu aldı ve birlikte uçarak kendi evine geldi. Şimdi asıl iş klonunu anne ve babası ile tanıştırmaktaydı.
11. Bölüm: KARDEŞ
Attila, klonunu eve götürürken “Bak şimdi sakin ol. Annem ve babam anlayışıdır. Sadece saygılı ol” diyordu. Klon başıyla Attila’nın söylediklerini onayladı ve birlikte içeri girdiler.
Anne ve babası klonu görünce şaşkınlıklarını gizleyemediler. Attila ise olayları yatıştıra yatıştıra anlattı. Ailesi ilk önce klona temkinli yaklaştı ve klonun gerçekten ne kadar güvenilir olduğunu kendi aralarında tartıştılar. Sonra
🗣️ Anne:
- Oh ne âlâ ne âlâ. İki oğlum oldu. Hoşgeldin.
🗣️ Baba:
- Maşallah! İki Superman oldu. Peki adın nedir?
🗣️ Klon:
- Adım Z-Beta 01.
🗣️ Attila:
- İstersen kendi adını seçebilirsin. Z-Beta 01 olmak zorunda değilsin.
🗣️ Klon:
- Gerçekten mi?
🗣️ Attila:
- Gerçekten.
🗣️ Klon:
- Adım Emre olabilir mi?
🗣️Anne:
- Hoşgeldin Emre.
🗣️ Baba:
- Hoşgeldin evlat. Ama bir daha oğlumu dövmek yok. Ancak abi-kardeş kavganıza karışmam onu söyeleyeyim.
Attila yeni kardeşi Emre’ye sarılıp “aileye hoşgeldin” dedi. Emre’de ona sarılıp içinden şunları söyledi: “Aile... Kulağa çok hoş geliyor. Sarılma duygusu çok garipmiş. Hem beni ne kadar hızlı kabul ettiler. Neden ki?”. Bu sorunun cevabını bulmak için anneye ve babaya dönüp “Beni neden bu kadar hızlı kabul ettiniz? Ben oğlunuzu öldürmek için gönderilmiştim esasen” dedi. Anne “Biz önceden de bir çocuk evlat edinmiştik. Çocuğumuz olmuyor diye. Tüp bebekte denemiştik ama olmamıştı. Bu yüzden yetimhaneden bir çocuk evlat edinmiştik. Ona çok bağlanmıştık...” dedi. Ama daha fazla devam edemeyip gözyaşlarına boğulunca sözü baba devraldı: “Lâkin biyolojik ailesi onu gelip elimizden aldı. 1 hafta sonra ise onun ölüm haberi geldi. Sen de bize o evladımızı hatırlattın. Onun adı da Emre’ydi.”. Dedikten sonra anne ve baba Emre’ye sarılıp ağladılar. Ve ikisi birden “Hoşgeldin Emre” dedi.
Attila, kardeşi Emre ile yemek yedikten sonra anne ve babalarından izin alıp dışarı çıktı. Attila ona “Güçlerimiz aynı. Senin bir zırhın var mı?” dedi. Emre “Evet güçlerimiz aynı ama benim senin gibi uçabilen zırhım yok. Hem benim yükseklik korkum var. Uçmak istemem” dedi. Attila’da gülerek “Ben de balıklardan korkarım. Geçen güçlerimi test ederken bir balık peşime takılınca kaçtım” dedi. Emre kahkaha atarak “Senin gibi biri 10 cm boyunda balıktan mı korkuyor” dedi. Attila başıyla onaylayıp “Sana koruma zırhı ve kalkan vereceğim. Ne olur ne olmaz” dedi. Emre “Teşekkür ederim Attila” dedi.
Attila, Emre’ye “Emre, o metal kolun hikâyesi nedir? Seni kim niçin yaptı” dedi. Emre hüzünlü bir iç çekip “Ben... Kolumu kaybettim. Eğitim esnasında bıçak eğitimi veriyorlardı. Bir anlık dikkatsizliğim sonucu çok hızlı dönen bir katana bıçağı sağ kolumu benden aldı. Kolumun yerine de gördüğün gibi bu Titanyum-çelik kolu taktılar.” dedi ve durup nefes aldı. Sonra devam etti: “Beni Z-Beta 01 adıyla bir bilim insanı heyeti üretti. Amacım seni yok etmekti. Ama beni affetmem sonucu merhameti tattım. Teşekkür ederim Attila.”
Attila, Emre’nin ağladığını görünce “Artık sen Emre’sin ve benim ikiz kardeşimsin. Hadi gel. Babamın benim için yaptığı atölyeye gidip sana zırh ve kalkan yapalım” dedi. Attila’nın koştuğunu görünce o da koştu. Attila ona “Ebesin” dedi. Ve kaçmaya başladı. Emre ise bunun bir oyun olduğunu anladı ve Attila’yı kovalamaya başladı. Kovalamaca ile atölyeye kadar gittiler.
12. Bölüm: KIZAGAN VE OKAN KARDEŞLER
Attila, Emre’yle beraber atölyeye vardıklarında Emre etrafı incelemeye koyuldu. O sahneyi gören Attila babası atölyeyi ilk yaptığı zaman kendisi de Emre gibi etrafı didik incelemişti.
Emre, Attila’ya “Attila, kendi zırhımı ben üretebilir miyim?” dedi. Attila “Tabii tabii. Kafana göre takıl. Ben de kalkanı üreteyim” dedi. Attila kalkanı dövmeye başlarken atölyede çekiç sesleri yankılanmaya başladı. Emre ise aklındaki zırh için metallere şekil vermeye başladı. Titanyum plakaları çıplak elleriyle katlıyor ve biçiyordu. Ardından lazerleri ile kaynaklayıp, kesim yapıyordu.
Attila, kalkanı dövdüğü çekiç kırılınca çıplak elle şekil vermeye başladı ve göz lazerleri ile de eritmeye.
Attila 1.5 saat sonra kalkanı tamamladı ve test için dışarı çıktı. Kalkana eklediği mıknatıs ile sadece kendi zırh metali tarafından çekilen bir mıknatıs taktı. Bu mıknatıs 300 metre öteden kalkanı kaldırıyor ve zırha geri dönüyordu. Tıpkı Mjolnir gibi. Ama bu kalkan Fizik yasalarına uyuyor ve büyülü değildi.
Emre, Attila’nın verdiği dünya dışı metalide zırhın sol koluna kaynakladıktan sonra zırhı kuşanıp Attila’nın yanına gitti. Attila zırhı görünce “Üff! Mükemmel olmuş. Tam da sana yaraşır. Kırmızı rengi efsane olmuş. Sembolün de... Türk mitolojisindeki Kızagan Han mı o?” dedi. Emre “Evet. Ben Kızagan’ım. Çünkü savaşçıyım. Sen de Okan Han’sın. Çünkü merhametli, barışçıl ama savaşçısında.” dedi. Attila gülerek “Peki, öyle olsun bakalım. Al bakalım kalkanı. Sadece benim sana verdiğim metal bu kalkanda bulunan mıknatısı çekebilir” dedi.
Emre kalkanı alıp test etmeye başladı. Attila , Emre’ye “şöyle at”, “şu şekil tut” diye tavsiye verirken gökten helikopter sesleri geldi. Attila ve Emre hemen savunma pozisyonu aldı. Birde ne görsünler? Karşılarında 1 Altay Tankı, 3 FNSS Pars III 8x8, 1 Otokar Tulpar, 4 Kirpi ve 30 asker etraflarını çeviriyor. Gökyüzünde ise iki helikopter Attila ve Emre’yi aydınlatıyordu.
Emre direkt saldırmak istese de Attila onu tuttu ve onu geri çekti. Askerlerin komutanına bakınca onun okulda “Derhâl önümden çekil, yoksa ben çekerim/Efsanevi Büyük Avcı olur. Türkçen kıt ise İngilizce söyleyeyim I’m The Legandary Great Hunter” sözlerini söylediği Albay olduğunu gördü. Albay 2 adım öne çıkıp
🗣️ Albay (alaycı bir tavırla):
- Görelim bakalım Efsanevi Büyük Avcı ve kardeşi ne kadar güçlüymüş? Teslim olun veya ölün. Şahsen ben sizin için ikincisini tercih ederdim. Teslim olursanız ikinizi de çok acılı deneyler bekliyor.
Attila, Albayın bu küstah tavrı karşısında Emre’nin kolunu bıraktı. Emre’yi bırakmasıyla, Emre’nin Albayın kafasını koparması bir oldu. Attila’da Emre’nin yanında savaşa girdi ve askerleri biçmeye başladılar.
Askerler FNSS III 8x8’den ateş açtılar. Mermiler Attila’nın zırhından sekiyordu. Attila öfkelendi ve havalandı. Göz lazerlerini 1.5 milyon santigrat derecede aktifleştirdi ve 3 FNSS Pars III 8x8’i parçalarına ayırdı. Attila bunu yaparken Altay Tankının MKEK 120 mm L/55 yivsiz topu Attila’ya döndü ve ateşlendi. Top atışı yeri sarsmış, etrafı tozutmuştu. Attila kendisine gelen HEAT mermisini yakalayıp Otokar Tulpar’a fırlattı.
Emre ise yerdeki 30 kişiyi indirmekle meşguldü. Kalkanı atıp geri çekerek 6 askerin kafasını koparmıştı. Sol taraftan yaklaşan 5 askeri durdurmak için Altay Tankına bir tekme atıp 65 tonluk tır ile onları ezmişti. Emre geri kalanları biçmeye devam ederken. Attila gökyüzündeki helikopterleri hedef aldı ve onlara doğru uçtu. Bir helikopteri kuyruğundan tutup diğerine çarptı ve ikisini de düşürdü.
Attila düşen helikopterdeki pilotları kurtarıp onları yere indirdi ve “Gidin. Ama bir daha gözüme gözükmeyin” diyerek göndermişti. Emre ise 30 askeri gerçek manada biçmişti.
Attila, Emre’yle beraber naaşları pilotlar ile gönderdiler. Attila ise hasarlı araçları Emre’yle beraber içeri taşıdılar. Daha sonra eve gidip olanları anne ve babalarının yanına gittiler. Anne ve babaları 2 oğlunu da kucaklarına alıp onlara teselli verdiler.
Emre bu durum karşısında gözyaşlarını tutamayıp annesine sarılıp ağlamaya başladı. İçinden ise “Aile... Demek buymuş. Canım ailem benim... Canım ikizim.” diyordu.