
Hepimiz, ruhumuzun derinliklerinde bir sır taşırız; bir yara, bir hasret ve hepsinden öte derin bir aşk. Oysa bazı insanlar vardır ki, sadece yaşamaz; bu sırrı, bu aşkı bir melodiye, bir irfana dönüştürerek tüm insanlığa fısıldar. İşte Anadolu'nun o bilge sesi, Âşık Veysel Şatıroğlu, tam da bu 'fısıltının' ta kendisidir.
Bugün, sadece gözlerini değil, tüm dünyanın telaşını görmekten imtina etmiş o büyük ozanın, aşk ve sevgi üzerine yazdığı satırları değil, ruhumuza işlediği hakikatleri okuyacağız. Zira Veysel'i anlamak, sadece dizeleri ezberlemek değil, o dizelerdeki 'gönül yorgunluğunu' ve 'gönül coşkunluğunu' hissetmektir.
Veysel, dünyanın en büyük felsefi açmazını, bir nefeslik dizeye sığdırıp önümüze koyar: Güzellik nerede başlar? Dışarıda mı, yoksa içeride mi?
"Güzelliğin on para etmez, / Bu bendeki aşk olmasa."
Ah, ne büyük bir itiraf, ne derin bir bilgelik! Bu, sadece sevdiğine söylenmiş bir söz değildir; bu, varoluşa meydan okumadır. Ozan, güzelliğin sadece bir nesne, bir form olduğunu; asıl sihri, bizim kalbimizin o forma yansıttığı nurun yarattığını haykırır. Eğer gönlümüzdeki aşk pınarı kurumuşsa, en nadide güle baksak bile sadece bir diken görürüz. Veysel'in gözlerinin perdelenmesi, belki de bu hakikati en saf haliyle görmesi içindi: Aşk, bakan gözde değil, yaşatan ruhtadır.
Veysel'in sevgisi, gökyüzü gibi engin ve yeryüzü gibi derindir. Onun lügatinde 'aşk', sadece sevgiliye duyulan bir heyecan değil, bağlanmanın o ince kederidir.
Semanur PERİM'in kaleminden çıkan her satır gibi, Veysel'in aşkı da imtihandan geçmiş, hamurunda acı olan bir sevgidir. O, dert çekmenin, derinleşmek için bir ön koşul olduğunu bilir.
"Anlatamam derdimi dertsiz insana, / Dert çekmeyen dert kıymetin bilemez."
Aşkın kıymeti, ancak onun için gözyaşı dökülünce anlaşılır. Ozan, acının, ruhu terbiye eden ve gönül gözünü açan yegâne usta olduğunu fısıldar. Dertli olan, dertsizin göremediği manaları görür; böylece hakiki aşkın değerini idrak eder.
Âşık Veysel, bize sadece türküler miras bırakmadı. O, her birimizi, içimizdeki o kör noktayı, o noksanlığı fark etmeye davet etti. Eğer bugün, dünyanın karmaşasından yorulmuşsak; dönüp Veysel'in sazına kulak verelim. Zira onun sesinde, unutulmuş bir merhamet, ihmal edilmiş bir aşk ve sonsuza uzanan bir vefa yatmaktadır.
Hayatın koşuşturması içinde bir an durun. Kendi gönlünüze sorun: "Bu bendeki aşk olmasa, güzelliğin ne kıymeti kalır?"
Sizce Veysel'in o derin sevgisi, en çok hangi dizenin ardına saklanmıştır? Fikirlerinizi paylaşın.