
Gecenin karasına kazınmış sözler,
kutsal olmayan bir parlaklıkla örtülmüş.
Karanlık büyüyle örülmüş cümleler,
gerçeği gizleyen,
eskinin yalanlarını sunan,
şüpheli bir kurtuluş gibi…
Bazıları zamanın yürüyüşünü içer,
değerler çoktan çöküş içinde uyanmış.
Bu krallıkta umut arayanların,
başlarının üzerinde kargalar döner,
kara kanatları alay saçar...
Ve arkalarından süzülen tilkilerin gülümsemesi,
sisli, soğuk, hain,
parlak görünür ama sadece aldatır.
Gelecek:
Acı bahçesi, kökleri karanlığa uzanıyor,
toprak unutulmuş suçla sırılsıklam.
Geçmiş:
Kül hâlâ ışıldayan bir yas,
ama ışığı sönmüş,
ölmekte olan bir yıldız gibi.
Şimdi:
Terk edilmiş bir salon,
kemik gibi sütunlar havaya uzanıyor,
temelsiz bir kuyu,
zamanın bile toza dönüştüğü...
Kader çarkının yeniden döneceğine inanma.
Evren dönüyor, parçalanıyor ve yeniden yükseliyor;
ama bu düzen,
yasaklı bir mühür gibi,
paslı kilitlerle
her çağın kapısına vurulur...
Merhamet isteyenler,
gölgeden kayan yılanların fısıltılarını duyar.
Akrepler alaycı işaretlerini
gece çemberlerine çizer.
Bir kelime ne kadar parlak görünürse,
gölgesinde gece o kadar derin uyanır...
Ve bir umut kıvılcımı mı?
Ölmekte olan bir yıldızın nefesi kadar zayıf,
yalnızca yanar
sonra küllere dönüşür.