Bir başkaydı havası,
Önyargı telaşla atılıverdi;
"Hıh, buzlu badem!"
-Cık cık cık...
Sus, çok ayıp!
Adı üstünde; ilk intiba bu,
"Az daha izle" dedi sağduyum fısıltıyla
Uzaktan buz dağı,
Yaklaşınca şefkat deryası...
Çok geçmeden anlaşıldı;
O da biz gibi derin yarası...
Sürgün kimliğine
Deva olamasa da kendisine,
Her ateşe karınca misali
Su taşır heybesinde.
Gözlerinden okunuyordu,
Ruhunda onunda sızısı...
Ondandır belki hoyratlığı,
Şiirlerine çektiği zifiri karanlığı,
Süsü, püsü...
"Yok yok, yapmacık sanki!"
-Öyle mi dersin gerçekten?-
Demesin o iç ses...
"Bak, ışıl ışıl kanatları!"
Diye ekledi yine de bir nefes.
Kavuşunca ruhlar, anladım;
O benim nAna’mdı...
Az biraz kaçık,
Ben kadar uçarı.
Deniz huylum,
Bal sözlüm,
Güneş yüzlüm...
Varsın dünya dönsün bildiğince,
Bizim kalbimiz birdir
Sözümüz belki değil ince
Lâkin incitmemek için
Uğraşırız epeyce.
Yıldızlar şahit olsun
Bu kalpten sevince...
İyi ki değdi ruhun,
Ruhumun rengine...
Yakmasın tek bir hece
İncitmesin hiçbir gece
Sussun artık
O kuşkucu iç ses
Kalsın geride
Buz dağı,
Gölge ve sis
Aynı gökyüzünde
İki deli nefes;
Biri nAna, biri ben...
İşte hepsi bu,
Epi topu bir "biz"...
...Dünyasığarmıbirkalbesığıntıgibiolmadan...
...Ondanevetondan...