Miraç Gecesine Layık Olmak

Biliyor musun, bazen insan en çok gökyüzüne bakarken eksik
olduğunu fark eder.
O gece de öyle bakmışızdır işte. Yukarıda yıldızlar, aşağıda ise bizim dağınık,
kırık dökük, utangaç hayatlarımız. Aradaki mesafe çok büyük görünür.
Çok uzak.
Çok temiz.
Çok… Bize ait olmayan. Sonra birileri çıkar, der ki:
“O gece, o mesafe kat edildi.” Bir insan, hem de bizim gibi etten kemikten,
korkan, üşüyen, tereddüt eden, bazen çok seven bazen de çok incinen bir peygamber
gül kokulu, Âlemlere Rahmet olan…
O uçsuz bucaksız mesafeyi geçti.
Hem de bir gecede.
Hem de sidretü’l-müntehâ denen, “bundan sonrası artık anlatılmaz” sınırına
kadar. Bunu duyunca insanın içinde tuhaf bir şey kıpırdanıyor.
Acaba kıskançlık mı?
Hayır, değil.
Daha çok… Özlem.
“Ben de o kadar yükseğe çıkabilir miyim?” sorusu değil bu.
“Ben de o kadar sevilebilir miyim?” sorusu. Çünkü Miraç, aslında bir mükâfat
gecesi olduğu kadar, aynı zamanda müthiş bir kabul gecesidir.
“Senin bu halini, bu yaralarını, bu iniş çıkışlarını, bu ‘keşke’lerini, bu
‘yine yapmamalıydım’larını bile…
Duydun.
Ve yine de seni yanına çekti.”
Sözünün en çıplak hali. İşte o yüzden gözyaşlarımız bazen kendiliğinden geliyor
o gece.
Sebep genellikle anlaşılmaz.
Bir anda kalbin ortasında bir yer yumuşar, sızlar, yanar, sonra da tuhaf bir
huzurla dolar.
Çünkü anlarsın ki:
seni bu kadar derinden tanıyan, bu kadar eksiklerini gören birinin
yine de seni “değerli” sayması…
Bu dünyada belki de en büyük mucizedir. O gece melekler şaşırdıysa,
göklerdeki bütün varlıklar hayretler içindeyse,
bence en çok şu cümleye şaşırdılar: “Ben kulumu affetmeyi çok seviyorum.” Çünkü
affetmek, yaratılmış bir varlık için çok zordur.
Çok yorar.
Çok kanatır.
Çok aşağı indirir bazen.
Ama O, affetmeyi seviyor.
Hem de “çok” seviyor. Biz ise hâlâ birbirimizi affetmekte zorlanıyoruz.
Hâlâ üç kelimeyi söyleyemiyoruz:
“Ben hata yaptım.”
Hâlâ en kolay kırılan şeyin aslında özür olduğunu düşünüyoruz. Miraç gecesi
belki de şunu fısıldıyor bize:
En yüksek makama çıkan insan,
en çok eğilen insandır.
En çok göğe yaklaşan,
en çok yere kapanandır. O yüzden bu gece,
mümkünse biraz yere yakın dur.
Dizlerinin üstüne çök, ya da sadece başını öne eğ.
Ve içinden, gerçekten içinden,
şu cümleyi geçir: “Beni bu halimle bile sevebilen birinin var olduğunu bilmek…
Bana yetiyor.” Gerisi zaten o gecenin yoludur.
Biz sadece yürüyoruz. İyi ki o yol açıldı.
İyi ki hâlâ açık. İyi geceler.
Ve iyi bir Miraç olsun, dolsun nuruyla yüreğimize, vesselam.
Mehmet Aluç