Üşümek
Üşümek
Bu gün, göğün en karanlık perdesiyle
örtülür yüzüm,
Ve ben, kendi içimin boşluğunda
yankılanan bir çığlık olurum.
Ne uyku teselli verir artık, ne
uyanış;
Her ikisi de aynı yanılsamanın farklı
yüzleri.
Bir zamanlar ışıkla dolu olan
yollarım,
Şimdi sisle örülmüş, taşlarla
kaplanmış.
Adımlarım ağır, kalbim kırık,
Ama yine de yürürüm,
Çünkü yürümek aşkın tek kanunudur.
Bir bakışla yanar içimdeki bütün
kışlar,
Bir sözle erir buz tutmuş geceler.
Ve ben, yorgunluğumun içinde bir
güzellik bulurum:
Çünkü aşk, en ağır yükü bile şiire
dönüştürür.
Gökyüzü bana boşluğu hatırlatır,
Ama o boşlukta bir yıldız parlar.
Yıldız, bana der ki: “Her karanlık,
bir ışığın doğumudur.”
İşte o an anlarım, yorgunluk aslında
bir armağandır.
Yalnızlığım, bir şarkının ilk
notasına dönüşür,
Özlemim, bir manzaranın en derin
rengine.
Ve ben, dünyanın yorgun insanı,
Aşkın ellerinde yeniden doğarım.
Ne rüya kandırır artık beni, ne
uyanış;
Çünkü hakikat, sevgilinin gözlerinde
saklıdır.
O gözlerde gördüğüm parıltı,
Bütün yorgunluğumu güzelliğe çeviren
mucizedir.
Pişmanlığım sığmazken düşlere,
Gün ağarır, ben de batışında batarım.
Her ışık, içimde bir yara açar,
Her karanlık, kalbimde bir sır
saklar.
Yorgunluğum, göğün en ağır yükü,
Ama aşk, bu yükü bir güle dönüştürür.
Bir bakışla erir bütün kışlar,
Bir sözle doğar bahar dalları.
Yalnızlığım, bir armağan gibi
taşınır,
Çünkü sessizlikte kendi sesimi
bulurum.
Gökyüzü boşluğu hatırlatır bana,
Ama o boşlukta bir yıldız parlar.
Ve ben, dünyanın yorgun insanı,
Her pişmanlığı bir şiire
dönüştürürüm.
Her özlemi bir manzaraya,
Her kırıklığı bir şarkıya.
Aşk, yorgunluğumu güzelliğe çevirir,
Pişmanlığımı bir dua gibi yükseltir.
Gün batarken ben de batarım,
Ama her batışta yeniden doğarım.
Yok, oluşumun ıssız çırpınışlarıyla
savrulurken,
Her nefesim bir boşluğa çarpıp geri
dönüyor.
Viraneliğim, taş taş dökülmüş bir
kalp gibi,
Sana sarılamamanın sancısıyla
kıvranıyor.
Bir zamanlar bahar kokan yollarım,
Şimdi rüzgârın bile uğramadığı
sokaklara dönmüş.
Her adımda bir çığlık, her
sessizlikte bir ağıt,
Ve ben, kendi enkazımda bir gölge
gibi dolaşıyorum.
Aşkın elleri dokunmadıkça,
Yorgunluğum bir dağ gibi büyüyor
içimde.
Ama yine de bu çırpınış,
Bir güzelliğe dönüşüyor:
Çünkü yok oluşun bile bir şiir oluyor
seninle.
Gökyüzü gri, yıldızlar küskün,
Ama ben hâlâ onların arasında bir
ışık arıyorum.
Belki bir gün, bu viraneliğin
ortasında bir çiçek açar,
Bir ses yükselir, bir vuslat doğar.
Ve sen bilmeyeceksin…
Bu sancının nasıl bir armağana
dönüştüğünü,
Bu çırpınışların aslında nasıl bir
diriliş hazırladığını.
Çünkü yok oluş, bazen yeniden doğuşun
en sessiz kapısıdır.
Göğün yıldızları üzerime düşerken,
Ben düştüğüm hasretin içinde üşürken,
Sen üşümeyi nereden bileceksin…
Her yıldız bir yara gibi iner
kalbime,
Her ışık bir hatıra gibi yakar içimi.
Ben, gecenin en soğuk kıyısında
titrerken,
Sen hâlâ sıcak hayallerin peşindesin.
Üşümek, sadece bedenin değil, ruhun
da çırpınışıdır.
Hasret, bir buz gibi çöker
damarlarıma,
Ve ben, kendi viraneliğimde bir ateş
ararım.
Ama ateş yok, sadece sessizlik var.
Sen bilmeyeceksin…
Bir nefesin yokluğunun nasıl bir
fırtına kopardığını,
Bir bakışın eksikliğinin nasıl bir
geceyi sonsuz kıldığını.
Sen bilmeyeceksin, çünkü üşümek sana
hiç uğramadı.
Ben üşürken, kelimelerim titreyen bir
dua olur.
Ben üşürken, gözlerim göğün en uzak
yıldızına takılır.
Ve her üşüyüşümde, aşkın kıymetini
daha çok anlarım.
Çünkü aşk, en soğuk gecede bile bir
güneş doğurur.
Göğün yıldızları üzerime düşerken,
Ben hâlâ üşüyorum, hâlâ bekliyorum.
Ama bu üşüme, bir gün kavuşmanın
sıcaklığına dönüşecek.
Ve o zaman sen de bileceksin…
Üşümek, aslında aşkın en derin
çağrısı olduğunu.
Mehmet Aluç
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.